Geceden Esintiler
- Hasibe Barlas
- 30 Ağu 2020 - 12:44
- 3 dk okuma süresi
- -
- 0
Gecedeyim... Her zamanki gibi yine ona misafirim.
Balkonun kapısı açık, içeriye hafiften bir rüzgar esmesini bekliyorum. Saçlarımı savuracak kadar olmasa da yanağıma dokunuşunu, ondaki saklı merhameti hissetmek istiyorum. Gece demek; bazen gıcırdayan çekmecenin en alt rafında, bazen o çok eskilerden kalma işlemeli yastık kılıfının içinde, bazense Ağustos ayına rağmen pamuklu kıyafetler arasında sakladığım o defter gibi biraz da... Yazmaya cesaret edip elime alamadığım, çoğu zaman okumakta zorlandığım ama sonunda yine onda soluk aldığım bir yıllanmış defter gibi. Bu tılsımlı vakitlerde içimizi dökebileceğimiz iki güzel seçenekten biridir; o narin sayfalar ve o ince uzun satırlar. Yeni taşındığımız bir eve, tüm yorgunluğumuza rağmen eşyaları yerleştirmeye benzer, o iki çizgi arasına harfleri yerleştirmeye çalışmak.
Seçerken yapraklarının çokluğuna, kapağın kadifemsi "ben buradayım" diyen bir dokusu olacağına ihtimam gösterdiğimiz bir defter. Henüz içinde sakladıklarımızı kimseyle paylaşmadığımız, belki de dizelerin sahibiyle dünya gözüyle hiç tanışamayacağı bir defter.
Bir sırdaş gibi. Karanlık gibi, yıldızlar gibi... Her birine bir sırrınızı emanet edersiniz, bir acınızı ya da bir anınızı. Ve onların sinesinde, dünyadan uzak kimsenin olmadığı bir şehirde, güvende olduklarına inanırsınız tüm masumiyetinizle.
Karanlığa tüm korkularınızı emanet edersiniz, bazen sizi korkutan şey kendisi olsa da... Yani dert gibi görünse de, dost olduğuna şahit olursunuz. Dost olmasa öyle basar mı bağrına sizi her akşam? Hem kusurlarımızı da ayan beyan ortaya koymaz aydınlık gibi. Saklar, yeri gelir paklar vicdanımızın sesiyle başbaşa bırakarak.
Üzerimizi de o örter. Battaniye, yorgan bir bahane. Üşümüşsek yine ona sarılırız, onunla ısınırız. En güzel masalları ondan dinlerken dalarız uykuya. O kadar alışırız ki geceye, yarına başlamak istemeyiz adeta. Onu kaybetmekten korkarız. Akrep ve yelkovanın kovalamacası devam ederken çoktan bitmek üzeredir misafirliğimiz. Bazen de biz kalmak istemeyiz onda. Tüm ısrarlarına ve hürmetine rağmen sabah olsun isteriz. Ağır gelir düşünceler. Gecenin, düşünceleri başucumuza yerleştirdiğine de inanmıyor değilim. Biz gelmeden bayağı bir hazırlık yapmış olmalı. Sevdiklerimizi, hele uzakta olanları ilk sıraya koyarken; kırgınlıklarımızı, acılarımızı, korkularımızı da eklemiştir sonlara. Hayallerimizi, sevinçlerimizi, anılarımızı da unutmamış sağ olsun. Sıkıştırmış aralara. Sözüm yok. Onunda anlatacakları birikiyor bittabi. Susmak bilmiyor. Dinlemeyince darılıyor...
Gelelim, geceye benzeyen o deftere. Belki arasına birkaç fotoğraf da sıkıştırmışsınızdır, baktıkça tekrar bakamayacağınız... Sonra biraz karalamak istersiniz. Karalamak derken kızgınlıktan değil; taşmışlıktan. Onca düşüncenin içinde biraz ferahlamak arzusundan. Aslında yazmak için uzun zamandır fırsatlar kollamışsınızdır, ne tesadüf bir türlü vakit bulamamışsınızdır. Şimdi bütün zamanlar değil, bütün geceler sizindir.
Tüm samimiyetiyle kapılarını açar size. Yazmak için bütün koşulları hazırlamıştır. Nerden gelir bu dostluk bilinmez. Güneşin doğuşuna, o muhteşem manzaraya gebe olduğundandır belki bu cömertliği. Vakitlerin kalbimize girmek için koşuşturduğu bu yarışta, bir adım öndedir bu gizemli saatler. Kalbimizi etkilemenin yollarını diğerlerinden daha iyi bilirler. Belki bir fon müziği açıp size eşlik etsin istersiniz diyeceğim fakat sessizliğin sesi daha tesirli olacaktır bu vakitlerde. Zira içinizle aynı tonda çalar. Hafif, dalgın, uykulu; veyahut hoyrat ve coşkulu. Demem o ki her haliyle hissiyat gibi.
Gözlerimize karanlığın, kalbimize hüznün, bedenimize yorgunluğun dahil olduğu saatler. Dinginliği bir nebze olsun tadabildiğimiz, kendimizi bambaşka yerlerde değil de kendimizde bulabildiğimiz, uykuya dalarken hayaller kurabildiğimiz saatler...
Nerde kalmıştık? Evet defteri karalamaktan vazgeçtim. Güzelliğine kıyamadığımdan değil, kendime kıyamadığımdan. Yazacaklarımı kaldıramayacağımdan.
Sahte güneşin yanına koyduğum defterin sayfalarını birkaç tur çevirip istemsizce göz gezdirdikten sonra, kapaklarını kavuşturdum ve nereye koyacağımı düşündüm. Bu kez farklı bir yerde olmalıydı. Bu kez geceyle beraber, yüreğime sakladım. Belki sahibine ulaşması daha kolay olur, belki kanatlanır dua olur diye.
Sonunda lambayı kapattım ve ev sahibimin bana hangi rüyayı armağan edeceğinin heyecanıyla uykuya daldım.
Etiketler
Yazar Hakkında
Hasibe Barlas
Deryada damla olma çabası...
Yorumlar