Zihnimizdeki Duvar
- Kemal Ağca
- 14 May 2016 - 19:03
- 6 dk okuma süresi
- -
- 0
Eğer sinema dünyasını takip ediyorsanız -ki bence edin- özellikle son birkaç yıdır yapılan bilim kurgu filmlerine bir dikkat edin derim..İşlenen temaları sınıflandırırsak şu sonuçlara ulaşacağımız neredeyse kesindir:
1-”Kıyametten” ya da bir nükleer savaştan sonra dünya.
2-Yapay bir yerleşim yerinde deneye tabi tutulan insan kümeleri.
3-Duvar,duvarın arkası ve orda yaşayan “kurucular”.
4-Deneyden sonra duvarın arkasındaki refah ortamı.
5-Umut,hologramlar,simülasyonlar,uyanış,farkındalık,mücadele.
Bu ve bunların türevleri olan değişik temalar adeta üzerinde tepinerek işlenmekte.Bununla irlikte bu yapay şehirlerde gerek deney için,gerekse mevcut yönetiminçıkarları ve hakimiyetlerinin sarsılmaması,devrilmemesi için erkek,kadın,çocuk ve yaşlı her bireyin bir takım ilaç,serum veya telkinlerle zihin ve duyguları kontrol altında tutulmaktadır.Ve tabi ki “duvar” ve duvarın arkası adeta bir öcü gibi gösterilmekte,insanları oradan yani “gerçeklerden” uzak tutmak için muhtelif uyarı ve senaryolar zerkedilmektedir.Aslına bakarsanız bu güne kadar (bu gün ve bu günden sonrası da dahil) kurgu ile gerçeği birbirine karıştırmadım ve karıştıranlara da hep kızdım.Lakin şu da bir gerçek ki o filmlerdeki kadar cafcaflı olmasa da neredeyse aynı koşullarda yaşadığımızı da idrak ettim.
Sorgulamamanız gereken şeyler vardır,karışmamanız ve değiştirmeye çalışmamanız gereken şeyler vardır.Hatta aklınızdan bile geçirmek suçtur.Ve herkes ama herkes özellikle çocuklar,gün içerisinde en az bir defa “koruyucu serumlarını” almak zorundadırlar.İşin tuhaf kısmı ise (nedense bana tuhaf gelmiyor) ebeveynlerin bu enjeksiyonları evlatlarının almalarını teşvik etmeleri,olmazsa olmaz olarak diretmeleridir.Bana tuhaf gelmiyor dedim çünkü onlar da o “serum” dan muhtelif isim ve şekillerde alarak büyümüşler ve halen de almaktalar.Umarım çoğunuz ıslak maymun deneyini biliyorsunuzdur.Ben yine de özet geçeyim.
Bir kafese beş maymun koyarlar. Ortaya bir merdiven ve tepesine de iple bağlı bir salkım muz asarlar. Her bir maymun merdivene çıkıp muza ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkarlar…
Her maymun aynı denemeye giriştiğinde buz gibi soğuk su ile ıslatılır. Bütün maymunlar bu denemeler sonunda ıslanmayı tecrübe etmiş olurlar. Bir süre sonra muzlara hareketlenen maymunlar diğerleri tarafından engellenmeye başlanır.
Suyu kapatıp maymunlardan biri dışarı alınıp yerine yeni bir maymun konur. Yeni maymunun ilk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merivene tırmanmak olur. Fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler.
Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha kafesten alınır ve yerine yeni bir maymun konur. Ve merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer. Bu ikinci yeni maymunu en şiddetli ve istekli döven ilk yeni maymundur.
Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. Üçüncü yeni gelen maymunda ilk atağında cezalandırılır. İlk gelen iki maymunun yeni geleni niye dövdükleri konusunda bir fikirleri yoktur ama dövmektedirler.
Son olarak da kafesteki ıslanan son maymun olan dördüncü ve beşinci de değiştirilir. Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artık hiçbir maymun merdivene yaklaşıp muzları almak için hamle yapamamaktadır.Buna “öğrenilmiş çaresizlik” denir.
Konumuza dönersek burada da bir öğrenilmiş çaresizlikten bahsedebiliriz.İşin bu noktasında film kahramanlarından bir veya birkaçı ya kazara ya da ahvali sorgulayarak aldığı bir kararla mübtelası olduğu ve almazsa hastalanacağı serumunu ihmal eder.Bunun neticesinde her zamankinden daha farklı bir hissiyata bürünür.Belki renkleri daha net görür,ya da acıma,sevgi,şefkat,özlem gibi daha önce yaşamadığı duyguları yaşar.Sıradan geçen zamandan farklı bir halet-i ruhiyeyi yaşayan kahramanımız genellikle ilkin en güvendiği kişiyi ikna ederek uyandırır.Daha sonra gruba birkaç kişi daha eklenir.Daha sonra daha çok kişi,yüzler belki binler…
“Uyanmışlar”,mevcut yönetimin otoritesini tehdit etmektedir ve yok edilmelidirler.Ulaşılmaz,baş kaldırılmaz ve sorgulanmaz olduğu telkin edilen bu otoriteler,her geçen gün baskı ve despotik müdahalelerini şiddetini artırarak uygulamaya devam eder.Mücadele ve başkaldırı başlamıştır.Artık yönetilenler,aslında kendilerini yönetenlerin kendilerinden farksız,hatta daha zayıf olduklarını idrak etmişlerdir.Uzak durulması ve arkasında sadece ölüm olduğu telkin edilen “duvar”ın,aslında bir kurtuluş kapısı olduğunu,refaha hazır hale gelinmedikçe aşılamayacak bir set olduğunu anlamışlardır.Mücadele savaşa dönüşür,yönetilenler yönetenleri alaşağı etmiş ve duvarı geçerek gerçek özgürlüğe ve refah diyarına varmışlardır.
Buraya kadar kurguydu.Şimdi perdenin arkasına bakalım.Hayatımıza yön veren en önemli unsur şüphesiz televizyonlar ve ondan yapılan çeşitili yayınlardır.Belki farketmiyor olsak ta o parlak ışıklar ve farklı bir dünya sunan önü camlı kutu,sihirli pencere istisnasız hepimizin evlerinde hem de baş köşede ağırlanmaktadır.Neredeyse bir mabetteki en kudretli tanrı tasviri gibi ilgi ve tazim görür.İçinde adına diziler,filmler,şov prgramları vedünyadan haberler(!) dediğimiz etkileyici nimetler vardır.Anneler oyun çağındaki çocuklarını onun gözetimine bırakıp emanet ederek ev işleriyle meşgul olurlar.Kendileri de “alım zamanı” geldiğinde hissederek serumlarını almak üzere karşısındaki yerlerini özenle alırlar.Genelde erkeklere hitab eden,başta futbol olmak üzere çeşitli spor dallarından oluşan yayınlar empoze ederler.İnsanlar bu sayede ipleri kimlerin ellerinde tuttuklarını bilmeden,önemsemeden,sorgulamak bir yana merak dahi etmeden serumlarını alır ve sözde huzurlu ve mutlu yaşantılarına devam ederler.Tabi bu serum filmlerde olduğu gibi tamemen uyutup köle etmeyecek ya (!).Günün belli kısımları da bölge ve dünyadan haberlerle taçlandırılır.Herkes duymak istediği haberi dinler.izler,anlar.Anlamını kimsenin bilmediği ama kimsenin de ödün vermediği “objektif” kelimesi de zihinlerdeki makamından söz olarak dudaklara dökülür ve serumdan alması gereken miktarı almış her sağlıklı(!) bireyin hayatının merkezine kurulur.
Kim neyin yoksunluğunu çekiyorsa onu fazlasıyla bu sanal cennette bulur.Aşk filmleri artık karı-koca arasında neredeyse yozlaşmış olan aşk duygusunu varmış gibi anımsatır.Ama insanlar bu unutulduğu söylenen duygunun,ekranlarda vurgulanmadan önce yeterince gerçek bir şekilde yaşandığını hatırlamaz,anlamazlar.Çocuk eğitimi,sevgisi ve şefkat konusunda sıkıntı çeken anne ve babalar,daha körpecik zihinlerini,kim olduğu ve neye hizmet ettiği bilinmeyen biri tarafından çizilip boyanan,çoğu zaman sonuçları gerek çocukluk döneminde,gerek ergenlikte ve gerekse yetişkinlik evresinde olabildiğince olumsuz bir şekilde sonuçlanan sevimli(!) telkinlerin gözetimine bırakırlar.Bunun adına siz çizgi film dersiniz,ben çocukluk evresi serumu derim.Bu çizgi filmler ortada yokken anne ve babalar evlatlarını hayatlarında tökezleme payını en aza indirgeyerek eğitmiş,sevgi ve şefkat göstermişlerdi.Asıl katil aslında o kurtarıcı dediğimiz,eğlendirici ya da eğitici dediğimiz,benimse sadece uysallaştırmak için verilen serum dediğim televizyon ve medyaydı.Biz bunu anlamadık,anlatamadık.
Bu sanal ve simüle edilmiş suni ortamda biz de uyanmaya,o duvarın arkasında ne olduğunu merak etmeye,ilk uyanan olamıyorsak bile uyanıp uyarana destek olmaya mecburuz ve çoğumuzda bu potansiyel mevcut.Zor olacağı aşikar fakat bazen en zorundan başlamak gerekir.Evlerimizdeki o sözde faydalı ve koruyucu serumdan kurtulmak ve evlatlarımızı da bu karanlık kuyuya sürüklememek atacağımız ilk ve en etkili adımdır.
Şimdi illa “Dünyadan bihaber mi kalalım?” diyorsanız buna da cevabım var.Zaten elde uzaktan kumanda aletiyle televizyonların karşısına kurularak dünyadan haberdar olduğunuzu sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz.O size sadece bilmeniz gerekenleri ya da bilinmesini istediği şeyleri gösterir fazlasını değil.Hayatımız belki en çok onunla renklendi ama yine en çok onunla çoğu şeyimizi kaybettik.En başta okumayı.En son ne zaman bir kitap okudunuz ya da elinize aldığınız kitabı kaç asırda bitiyorsunuz diye sorulduğunda “Eeee şeyyy….” diye başlayan cümleler kuran bir millet haline geldik.
Kafalarımız düşünmek için var.Sorgulamak,farkına varmak ve uyanmak için var.Boş veya doğruluğu tartışılır safsatalarla uyuşmak için değil.Ne kendimizi ne de neslimizi yakmayalım.Uyanalım ve uyanık nesiller yetiştirelim.Unutmayalım ki daha iyi bir gelecek,ancak daha iyi bir nesille münkündür.
Etiketler
Yazar Hakkında
Kemal Ağca
Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın
Yorumlar