Yürüyen Büyük Doğu Sempozyumu
- Esra Nur Kırbaş
- 1 Ağu 2016 - 16:26
- 6 dk okuma süresi
- -
- 0
24-25 Haziran tarihlerin de, Üsküdar Bağlarbaşı kongre merkezi, Akedemya’nın düzenlediği Yürüyen Büyük Doğu Sempozyumuna ev sahipliği yaptı. Gelen tüm katılımcıların ilme, fikre, sanata, kültüre doyduğu dolu dolu saatler geçirildi. Benim ve bir çok bekleyeninin iştirak ettiği sempozyum, birbirinden değerli misafirlerle açılış yapmasının ardından, bir çok konuşmacının Necip Fazıl KISAKÜREK’in Büyük Doğu fikriyatınca anlattığı tezler ile devam etti. Şimdi sırasıyla organizasyon ile ilgili sorularımıza cevap bulalım.
. Sempozyumu kim yada kimler düzenledi?
Dilerseniz, öncelikle Üstad Necip Fazıl’ın gençliğe hitabesinde “Zaman bendedir ve mekan bana emanettir!” şuurunda bir gençlik… ” diyerek ifade ettiği, gelecekte büyüyerek ve yürüyerek görmek istediği gençlik olmak üzere yola çıkan Akedamyayı tanıyıp, sonrasında da sempozyum ile ilgili konuşalım. Derginin kurucusu Hayreddin Soykan kendilerini şöyle ifade ediyor: “Akedemya, ilk sayısı Ocak 1996’da çıkmış ve düzenli olarak yayınlanamamış olsa bile tam 20 yıllık mazisi olan bir dergi ve her gün biraz daha pekiştirdiği ve netleştirdiği -popüler dille ifâde edersek- bir misyonu ve vizyonu var. Bu bakımdan, bundan bir sene kadar önce önümüze koyduğumuz net “hedefler”in sadece belli bir safhasını teşkil ediyor Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde 24-25 Haziran 2016 tarihlerinde gerçekleştirdiğimiz “Yürüyen Büyük Doğu Sempozyumu.Akademya, Türk, Kürt, Arab başta olmak üzere, tüm müslüman kavimlerin İslâm potasında harmanlandığı bir dava olarak “Anadolucu” olan ve “Anadolucu” bir milliyetçiliği savunan;– Anadolu’yu da şimdiki sınırlarından ibaret görmeyip, onu İslâmî bir ruhun merkezleştiği ve uzuvları Türk âlemine, Kürt âlemine, Arab âlemine, aynı şekilde Rumeli’ye, Kafkasya’ya, Uzakdoğu’ya, Asya’ya, Afrika’ya uzanan bir vatan, bir mekân, bir belde ve bir beden olarak görerek, inşallah yarın Avrupa ve Amerika kıtalarına bile şâmil bir genişlikte, “Fikrimizin ulaştığı her yer ANADOLU’dur” diyen;– Ümmet’i teşkil eden tüm kavimlerle birlikte ve ANADOLU MERKEZİNDE hepsinin yekpâre bir bütünlük oluşturacağı “İslâm Birleşik Devletleri İdeali”ne inanan;– Batı Tefekkürünü İslâm Tasavvufu önünde hesaba çekerek benzersiz bir Hikemiyat binası kuran Büyük Doğu-İbda’nın pazarlıksız bağlısıyız.İşte böyle bir Anadoluculuğun milliyetçisi, mücahidi, ülkücüsü, inkılâbçısı, devrimcisi, vatanseveri, yurtseveriyiz biz. Türküz, Kürdüz, Arabız, Rumeliliyiz, Kafkasyalıyız, isterse kökeni Rum veya Ermeni olsun, kalbinden kopan bir sayha hâlinde “müslümanım” diyen herkesiz.Anadolu’nun doğusu kadar batısı, kuzeyi kadar güneyi, mevcud sınırlar içinde olsun olmasın her karış toprağı bizimdir.Biz, Anadolu insanını bölüp ayrıştıranların düşmanı, birleştirip bütünleştirenlerin dostu olarak, “Doğsun BÜYÜK DOĞU, benden doğarak!” (NFK) ve “Yeni Dünya Düzeni buradan başlasın!” (SM) diyenleriz.Tek kelimeyle, Anadolu’yuz, Anadolulu’yuz, Anadolucu’yuz.”Hayreddin Soykan’ın bu sözlerinden de anlayabileceğimiz gibi bu sempozyum daha bir başlangıç niteliğini taşıyor. Yirmi yıllık mazinin, yirmi yıllık birikimi elbette yavaş yavaş oraya çıkacaktır. Bu başlangıcın hedeflerini sorduğumuzda ise kendisinen şöyle bir cevap alıyoruz:“Bir saray inşâsından önce bir fikrî ve mimarî plân gerektiğini bilen insanlar olarak, doğacak olan “Fikir Çağı” eşiğinde ve önümüzdeki fikir mimarîsine göre, bizi iki türlü görevin beklediğini görüyoruz:Birincisi “teorik” çerçevede olan ki, önümüzdeki fikir mimarîsini tüm fikir-ilim-sanat dallarında saha saha öğrenmek, araştırmak, detaylandırmak, nihâyet örnek, çözüm ve alternatif sunabilecek bir uzmanlık seviyesine ve akademik çapa ulaştırmak…İkincisi “pratik” çerçevede olan ki, öğrendiklerimizi öğretmek, araştırdıklarımızı paylaşmak, detaylandırdıklarımızı esere nakşetmek, sonuç olarak hepsini iş ve verim hâlinde hayata yansıtmak ve eserler üzerinde kalıcılaştırmak…”Akademya, ilk hedefleri olan teorik uzmanlık seviyesine ulaştığında, bizlere de onu pratik olarak aktarmaya başladı. Daha önce de dediğim gibi bu sempozyum bir başlangıç. Hedefleri arasında Üstad’ın izinde gidecek bir nesil için, “Aydınlar Aristokrasisi” dünya görüşü ile tüm ilim, sanat dallarında aktif hale gelmek, eser sunmak ve gelenekselleşmek var. Hatta hedeflerin temel taşını bu nokta oluşturuyor. Bu yol üzerine bina edilecek taşlar ufak ufak konulurken, daha geniş kitlelere ulaşabilmek adına başlanılan dersler, konferanslar,panaller, sempozyumlar var. Bundan sonrasını ise Hayreddin Soykan yine şu sözler ile ifade ediyor:“Hedefimiz, bir tohumdaki ağaç potansiyelini dal dal, meyve meyve, çiçek çiçek açıp geliştirmek ve genişletmek üzere, başlangıçta mütevazı çalışmalarla başlasa da süreç içerisinde ve muazzam maddî çerçevesiyle bir akademi veya külliyeye giden yolun taşlarının döşenmesi…”
. Hedef Kitle Kimlerdi?
Sanat ve fikir alanında bilhassa genç kitlenin yürüdüğü boşluğa, “Yürüyen Büyük Doğu Sempozyumu” ile bir ışık tutuldu. Ancak hedeflenen kitle yalnızca bu değildi. Hayreddin Soykan, bu konuya da şöyle açıklık getiriyor:“Hedef kitlemiz de elbette bu bir “sempozyum” olduğuna ve sempozyum da formatı gereği akademik bir nitelik taşıdığına göre, belli bir fikir-ilim-sanat altyapısı veya ilgisi olan insanlar. Eğitim seviyeleri farklı insanlar olabilirler ama bir şekilde fikir-ilim-sanat altyapısı veya ilgisi olan insanlara hitab ediyoruz daima. Hitab etmediğimiz bir kitle var ise, o da gündelik siyasetle yatıp gündelik siyasetle kalkan yahud fikir-ilim-sanata herhangi bir ilgi duymayan insanlar hâliyle.”Hemen akıllara gelen “Hedef kitleye verilmek istenen mesaj nedir?” sorusunda ise cevabımız şu:“Büyük Doğu’nun öyle sırf bir sanat-edebiyat külliyatı, “Yürüyen Büyük Doğu” olarak İbda’nın da sırf bir siyasî hareket olmadığını, tüm bu algının gerisinde muazzam bir dünya ve kâinat görüşünün saklandığını gücümüz ve kapasitemiz yettiğince göstermek istedik, hedefimize ilk etapta ortaya koymak istediklerimiz bakımından çok büyük ölçüde ulaştığımıza da inanıyoruz. Ancak bu sempozyum sadece “fikir verici” bir başlangıç.”
. Sempozyum da Kimler Vardı? Neler konuşuldu?
Dolu dolu geçen organizasyonda yer alan değerli ve kıymetli isimleri teker teker anmak, konu başlıkları teker teker zikr etmek çok zor. Ancak onun yerini dolduramasa da bazı konu başlıklarına ve konuşmacılara bir göz atalım.6 oturumdan oluşan sempozyumun ilk oturumunu, yakın zamanlarda “Dostoyovski’nin Karısının Hatıraları” ve “Maksim Gorki” eserlerini ana dillerinden ilk defa Türkçeye çevirmesiyle tanınan edebiyatçı ve eğitimci Kenan Durdu, “Büyük Doğu Fikir, Sanat ve Edebiyata Yeni Ne Getirdi?” konu başlağıyla açtı.Sonrasında Ekşi Sözlük ve blog yazılarıyla da tanınan, felsefeci yazar Selim Gürselgil, ” Büyük Doğu-İbda’nın Temel Tezleri, Prensipleri ve Teklifleri” konu başlığıyla bizlerle oldu.Ardından, gazeteci yazar Şükrü Sak, “Milli Başkanlık Sisteminin Ufku Olarak Başyücelik Devleti ve Aydınlar Aristokrasisi” başlığıyla konuşmalarını gerçekleştirdi.Dikkat çeken isimlerden bir diğeri akademisyen, araştırmacı yazar Dr.Vehbi Kara, “Necip Fazıl ve Bediüzzaman Dostluğu”nu katılımcılara anlattı.Gazateci yazar Teyyar Tezcan, akademisyen iktisatçı yazar Melih Oktay, iktisatçı Yusuf Pazar, eğitimci, felsefeci yazar Ercan Çiftçi, araştırmacı yazar Hülya Uyar, araştırmacı yazar Gülçin Şenel,araştırmacı yazar Fatma Aslıhan Doğan, matematikçi, araştırmacı yazar Turan Demir, Akademya dergi genel yayın yönetmeni Fatih Çağlar gibi değerli isimler de katılımcıları aydınlatan isimlerdendi.Bu isimlerin yanı sıra genç isimler de dikkatlleri üzerlerine çekti. Çeşitli dallarda öğrenimlerini sürdüren öğrenciler sempozyum da konuşmalarını gerçekleştirdiler. Konulara hakimiyetleri ve kendilerinden emin olmalarıyla gençlerin ne kadar Büyük Doğu fikriyatına sahip çıkabileceklerinin adeta göstergesiydiler.Dikkat çeken bir diğer isim ise anlattığı “Yürüyen Büyük Doğu Yürüyen Müzik” konusunu, kelimelerinden notalarına döken sanatçı, araştırmacı yazar Mehmet Ali Demir oldu. Mehmet Ali Demir, genç yaşına rağmen yazarlık, senaristlik, yönetmenlik ve müzisyenlik dallarında adından söz ettiren bir isim.
. Atmosfer Nasıldı?
Böyle bir organizasyon da ilk akla gelen sorulardan birisi muhakkak atmosfer sorusudur. Katılımcıların fikirleri doğrultusunda bir şeyler söylemek gerekirse, “Sanatın sadece konuşulmadığı, yaşandığı bir ortamdı.” diye özetleyebiliriz. Alanların da uzman kişilerden ilgili konuları dinlemenin yanı sıra gerek içeride ki müzik dinletisiyle, gerekse salonun önüne kurulan Rukiye Şenel’in resim segisiyle sanatı gördük ve yaşadık.
.Devamı Gelecek mi?
Oldukça merak edilen bu soruya da tekrar Hayreddin Soykan’ın sözleriyle cevap verelim:“İnşallah en geç altı ayda bir olmak üzere bu defa ihtisas sempozyumlarına geçiyoruz ve “Yürüyen Büyük Doğu ve İktisat”, “Yürüyen Büyük Doğu ve Hukuk”, “Yürüyen Büyük Doğu ve Sanat”, “Yürüyen Büyük Doğu ve Müsbet İlimler” gibi başlıklar altında düzenli sempozyumlara başlıyoruz Allahınn izniyle.”“Necip Fazıl aslında kimdir ve ne düşünür?” sorusuna cevap arayanlara, sanat severlere, yeni fikirler öğrenmek isteyenlere yada sadece merak edenlere bu sevindirici haberi de verip yazımı sonlandırıyorum.Bu gibi organizasyonların yetersizliğinin böyle güzel bir sempozyumla yavaş yavaş ortadan kalktığını görmek bizi mutlu ediyor.Bu sevinç ve umutla sizleri selamlıyorum. Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Yorumlar