Yitik Mirasımız Kardeşlik
- Hasibe Barlas
- 4 Eki 2020 - 15:07
- 4 dk okuma süresi
- -
- 0
Bir amacı vardı onun. Bu dünyaya insanlar arasına bir bağ katmak için gelmişti. Her ne kadar onu yanlış anlasalar da, her ne kadar onu fiziksel boyutlarda arasalar da. Hayır değildi. O bu kadar basit bir kelime değildi. Kendini ispat etmek için yeri geldi canlar koydu ortaya bir an bile düşünmeksizin. Hakkını vermek istiyordu özünün. Özünü sağlam bir yerden almıştı. Kimi zaman sadakat, kimi zaman sevgi, kimi zaman fedakarlık, kimi zaman dostluk, birçok kelimeyi de içinde barındırıyordu. Yanlış duymadınız “bir kelime” birçok kelimeyi içinde barındırıyordu. Ne ilginç değil mi? Tıpkı birçok davranışı içinde barındırdığı gibi. Öyle bir kelime ki sınırları belliydi. Ne kibri ne gururu, ne cimriliği ne bencilliği ne de nankörlüğü içine alıyordu. Sadece samimi niyetle ve iyilikle planlanmış davranışları kabul ediyordu.
Peki neydi bu kelime? Hepimiz biliyor muyduk? Hepimiz hakkını veriyor muyduk?
Evet bu kelime kardeşlik...
Yanlış anladınız. Sadece aynı anneden doğduğunuz, dost olarak gördüğünüz, yediğinizin içtiğinizin ayrı gitmediği, çocukluğunuzun birlikte geçtiği, çok sevdiğiniz, düştüğünüzde sizi yerinizden kaldıran kardeşlikten bahsetmiyorum. Elbette bu şekilde bağlar kurduğunuz kişilere de rahatlıkla kardeşim diyebilirsiniz. Fakat ben bu bağların hiçbirini kurmamış olsanız da kardeşliğinizden şüphe etmediğiniz; en güzel, en derin, en hakiki, en has bağlarla bağlandığınız ve inandığınız ümmet kardeşliğinden bahsediyorum.
Kardeşlik denilince akla gelen ilk kelime olmalı “ümmet”.
Ümmet olmak iman bağıyla yani hiçbir zaman kopmayacak bir bağla bağlanmak demekti. Şimdilerde bu kavramı o kadar daralttık o kadar unuttuk ki aklımızın ucundandan dahi geçmiyor. Neydik biz?
Evet evet! Sen, bu yazıyı okuyan kardeşim.
Belki de seninle hiç göz göze gelmedik, belki seninle bir bardak çay içmişliğimiz bile olmadı, belki sokakta sana adres sormadım, belki caddede yürürken kısacık bir an bile olsa gölgelerimiz dahi karşılaşmadı. Ama ben senin varlığından haberdarım. Sen de benim varlığımdan haberdarsın, biliyorum. Biz seninle ezelden ebede kardeşiz değil mi? Aynı davayı omuzluyoruz. Secdeye aynı anda başımızı koyuyoruz. Aynı anda işitiyoruz ezanı. Aynı hitaplara muhatabız Kur'an-ı Kerim'de okuduğumuz. Aynı cennete gitmek istiyoruz. Aynı güzellikleri istiyoruz el açıp dua ederken. Üstelik birbirimiz içinde istememiz gerektiğini biliyoruz. Şimdi söylesene, biz seninle kardeş değilsek, biz seninle ümmet çatısı altında birlikte yaşamıyorsak, neyiz biz?
Kardeşim sana sesleniyorum. Kendime sesleniyorum!
Biz bu bilinci ne zaman yitirdik? Ne zaman kazanacağız peki? Birbirimize tebessüm etmekten neden mahrumuz? Bize emanet edilen nimetleri neden paylaşmıyoruz birbirimizle? Sen açken ben nasıl tok olabiliyorum? Sen kardeşliği bize bahşeden Allah’tan uzak hayat yaşarken ben nasıl Allah’a yaklaşabiliyorum? Biliyorum kendimden olduğu kadar senden de sorumluyum. Bir şeyler yapmaya çalışıyorum eksik ve yarım. Ahiret hesabımı yalnız yapmak yakışmaz bana. Çünkü yalnız yaratılmadım. Yalnızlığa uyumlu değilim.
İyilik yaptıkça ve iyilik buldukça güzelleşiyorum.
Sevdikçe ve sevildikçe mutlu oluyorum.
Birisi benim ellerimden tuttuğunda yaşamayı daha çok seviyorum.
Yeri geliyor sana kızıyorum nasıl böyle bir hataya düşebilir nasıl yapabilir diye. Ama sonra Peygamberimden duyduğum sözü hatırlıyorum. "Bilmiyordu, bilseydi yapmazdı" diyorum. Yeri geliyor kendi nefsime zulmediyorum. Ama sonra tövbe kapısını hatırlıyorsun, buna şükrediyorum. Kardeşim kul olmak hatasız olmak değil elbette. Hatalarımız var. Rabbimize karşı ve birbirimize karşı yaptığımız hatalar.
Birbirimize karşı yaptığımız hatalar azaldıkça Rabbimize karşı yüzümüz o kadar aklaşıyor.
Nankörlüğü, kabalığı, bencilliği, yalanı bıraktığımız ölçüde hakkını verebiliriz kardeşliğin ve dahi kulluğun... Birbirimizin merhametine ihtiyacımız var. Birbirimizin samimiyetine ve dürüstlüğüne.
Kardeşliğe ihtiyacımız var kardeşim!
“Dünya yaşanılmaz!", “Dünyanın çivisi çıktı!”, “Bu devirde kimseye güven olmaz!”, “Babandan bile korkacaksın!”... Sözlerinden çok sıkıldık, çok bunaldık. Dünyayı değil önce kendimizi sorgulasak, karşımıza çıkan her bir müslüman kardeşimize olan borcumuzu yerine getirebildik mi? Bunu sorgulasak evvela. Ona olan doğru borcumu ödeyebildim mi yalan söylemeyerek, ona olan tebessüm borcumu ödeyebildim mi gülümseyerek? Ona olan yardımlaşma borcumu ödeyebildim mi zor zamanında yanında olarak? Ona olan vefa borcumu ödeyebildim mi ihanet etmeyerek? Ona olan omuz borcumu ödeyebildim mi ağladığında başını koyarak? Ona olan sabır borcumu ödeyebildim mi öfkelendiğinde susarak? Ona olan komşuluk borcumu ödeyebildim mi aylardır çalınmayan kapısını çalıp bir ihtiyacın var mı diye sorarak? Ona olan saygı borcumu ödedim mi trafikte hakaret etmeyerek? Hepimizin ne çok borcu varmış değil mi kardeşliğimize? Sakındığımız esirgediğimiz şeyler ne kadar da bize ait değilmiş! Her şey gibi güzel davranışlarımızı da sakladık sinemize. Haksız yere sahiplendik. Bu dünya bunu hak etmiyor, insanlar hak etmiyor, o da böyle yapmasaydı dedik. Hep kendimizden önce başkalarını suçladık. Başkalarının kardeşimiz olduğunu unutarak. Güzel ahlakı Peygamberimizden miras aldığımızı unutarak. Ümmet olduğumuzu unutarak.
Anne olduk, baba olduk, eş olduk, abla olduk, abi olduk, hala olduk; doktor olduk, esnaf olduk, manav olduk.. Bütün rolleri sahiplendik gücümüz yettiğince, sorumluluklarımız için çaba gösterdik. Peki ya kardeş, peki ya ümmet olabildik mi?
Şimdi kardeşliği yeniden yazalım kalplerimize.
Kaderimize ümmet kardeşliği yazıldığı için şükredelim.
Ve yeniden yazalım kardeşliği.
Ve ödeyelim,
Ümmete layık olma borcumuzu.
Etiketler
Yazar Hakkında
Hasibe Barlas
Deryada damla olma çabası...
Yorumlar