Din Edebiyat Hanımefendi

Yarının Övgüsü

  • 2 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Yarının Övgüsü

Bunu da çok görmeyin beklemeyi bilenlere. Zira hünerleri arzularını geçmiştir. Sızlanmak şöyle dursun, beklemekle araları güzeldir. “Zaferden değil seferden sorumluyuz” denildiğinde ne demek istenildiğini bilirler. Beklemeler bitmeyeceğinden tek bir şeyi beklemekte ısrarcılardır. Onlar, nefsin bitmek bilmeyen isteklerine inatçı bir duvar örmüşlerdir. O duvar birlemektir; tüm arzuları bir tutkuda toplamaktır. Hayır! Göründüğü gibi değil. Aksine onlar hayat doludur. Da sessizdir; kalpleri dünya dolusu olanlara kıyasen… Rağmen mi demeliydim?

Mevcut düzen düşüklüğünün aksine, yüksek endişelere sahiplerdir. Güvendikleri bir şey varsa o da kaygılarıdır. Bilirler, kaygıdan doğar takva. Haddi aşan dillerine küsmesini de bilirler. Zaten küstükleri anca kendileridir. Kırılmayı bilirler. Öylesine güzel kırılırlar ki melekler dahi fark etmez. Kalemler yazmaz. Da bir gören vardır.

Bilmezler, “Kendini sevmek nasıl mümince olabilir? Kendini seven nasıl bir başkasını sevebilir?” Bahsini ettikleri nefsi sevmekten başka ne olabilir? Hevasına rabt olmaktan korkanın kendini sevmesi, cılız bir çelişkiden ibarettir. Beklemeyi sevmeleri de bundandır. Orada nefsin işi yoktur; Hakk’ın rızası kol gezer.

Onlar nefslerini sevmezler. Çünkü bilirler: İnsan en çok kendine yenilir.
Sevgi bazen şefkatten değil; ihtiyaçtan doğar.
Ve onlar, kendilerine muhtaç kalmaktan korkarlar.
İnsan kendi gölgesine bastığında düşer zaten.
Bu yüzden susarlar.
Susmak, nefsin belini kıran görünmez bir kamçıdır.

Nefsi yenmek, büyük cümlelerde değil;
bir lokmada, bir bakışta, vazgeçtiğin bir anda olur.
Kimse görmez.
Zaten görmek için değildir.

Onlar bilir:
“Kendini sevmek, kendine tapmanın kapı aralığıdır.”
Ve kapılar aralık bırakıldığında, şeytan için engel kalmaz. Bu yüzden beklerler, kapalı kapılar ardında.

Onlar bilirler ki beklemek yalnızca durmak değildir; içteki kımıldayan fırtınayı, hiçbir gözün görmediği bir savaşla dizginlemektir. İnsan, bazen bir kapının önünde değil; kendi nefsinin eşiğinde bekler. Çünkü beklemek, yürümekten daha ağırdır; adımların değil, arzuların diz çöktüğü bir meydandır. Onlar bu meydanda konuşmaz; zira konuşmak, savaşın şiddetini hafifletir. Oysa onlar, içlerindeki çığlığı taşıyarak susmanın izzetini seçer. Bekleyiş, insanın kaderle el sıkışması değil; kaderin huzurunda başını eğip izin beklemesidir. Kimsenin bilmediği bu sessiz duruş, onların en yüksek sancağıdır. Çünkü kim Allah için susarsa, sesi göğe kaydedilir.

Etiketler
sessizlik Sabır Nefs

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap