Ya Rasûlullah! Biz Seni bırakmayız!
- Tahir Ceyhun Yıldız
- 24 Ara 2017 - 17:52
- 7 dk okuma süresi
- -
- 0
“Yapamaz Ertuğrul evlâdı sensiz,
Cân verir, cânânı veremez Türkler
Ebedî hâdimü’l-harâmeyniniz
Ölsek de Ravzanı rûhumuz bekler”
Fahreddin Paşa’nın askerlerinden İdris Sâbih Bey’in dizeleri bunlar… Fahreddin Paşa… Ömer Fahreddin Paşa… Medine’yi 2 yıl 7 ay canından öte müdafaâ eden, Türkkan Ömer Fahreddin Paşa…
Türk tarihi; müstesnâ vakâlar ile ve eşsiz kahramanlarla bezelidir. Nereye baksanız kahramanlar fışkırır Türk’ün bağrından… Diyor ya Âkif: “Şühedâ fışkıracak, toprağı sıksan şühedâ…” Toprağından şühedâ fışkıran Türk’ün; sinesinden Hakk sevdâlısı, Râsûl hâdimi kahramanları fışkırır… Fahreddin Paşa işte o kahramanlardan biridir…
Evvelen söyleyelim; bu yazı edebî bir yazı değil… Bu yazı bir nefret yazısı, bu yazı bir kahır yazısı… Nicedir yazıya ve kelâma suskun kalemimin, açılma vakti bugün… Nicedir konuşmayan dilimin, dile gelme günü bugün…
Mevzû hepimizce mâlûm! Birkaç gün evvel; Birleşik Arap Emirlikleri’nin bakanı, Irak’lı bir takipçisinin “1916 yılında Türk Fahri Paşa’nın Medinetü’l Münevvere halkının hakkına girdiğini ve onların mallarını çaldığını, onları kaçırdığını, Şam’dan İstanbul’a ‘Seferberlik’ ilan ederek, Medine’deki el yazması eserleri çaldığını biliyor muydunuz? İşte Erdoğan’ın dedelerinin Müslüman Araplar’la ilişkisi buydu.” tweetini rt ederek, o iftiraya, o hezeyâna destek vermiş oldu. Lawrence’in artıklarının diline bak ki; Medinetü’r-Rasûl’ün fedaisine, müdâfiine dil uzatıyorlar…
Evvelen Fahreddin Paşa’nın kim olduğuna bakalım; sonra Lawrence kuklalarına cevab verelim… Ömer Fahreddin Paşa; nâm-ı değer Çöl Kaplanı Fahreddin Paşa, Osmanlı’nın Medine’yi, İngiliz Kuklası Şerif Hüseyin ve haris oğullarının şâhsında İngilizlere karşı kontrol ve müdafaâ etmek için görevlendirdiği ikbâlli paşalarından biridir. O, 2 yıl 7 ay boyunca Medine’yi yukarıda saydığım zevâta karşı müdafaâ etmiş ve ümmetin sevgisini kazanmıştır. Çünkü müdafaâ ettiği belde, Rasûlullah’ın şehri idi. Hem de öylesine müdafaâ etti ki; aç, susuz, nice imkânsızlıkla boğuşarak… Ve hattâ çekirgeleri yiyerek sırf Peygamberin şehri, kendi tâbîri ile “Mescid-i Saâdet”i müdafaâ için…
Ömer Fahreddin Paşa Medine’yi İngilizlere karşı değil, Arap Müslümanlara karşı müdafaâ etti diyen içimizdeki Lawrence’cik zevâtına da diyeceğimiz var:
Ömer Fahreddin Paşa; Medine’yi Şerif Hüseyin ve avânesine karşı yani hakikatte Lawrence isimli bir İngiliz casusunun şahsında İngilizlere karşı müdafaâ etmiştir. Şerif Hüseyin ve oğulları, sadece bir maşadır. BAE’nin bakanı Abdullah bin Zayed gibi bir maşa… Zâten daha sonra; İngilizler, Şerif Hüseyin’den faydalanamayınca Suûdluları ayarttılar ve Şerif Hüseyin’i ve sülâlesini Arabistan’dan çıkardılar. Hüseyin, Ürdün’de öldü! Maâlesef tarih acımasızdır. Şu var ki; Şerif Hüseyin Osmanlı hükûmeti tarafından Mekke Emirliğine atanarak Mekke’ye gönderilmişti. İngilizler’in adamı Lawrence’nin boş vaâdlerine kanıp Osmanlı’ya ihânet etti. Fahreddin Paşa da İstanbul’dan, Şerif Hüseyin’in isyan hareketlerine karşı gizli bir görev ile gönderilmiş idi Medine’ye… Ama Medine, onun için bir görevden çok öte idi… Medine görevi çıktığında çok sevinmiş ve sabırla kesin emrin gelmesini beklemiş idi…
Ha burada şunu da söylemek lâzım:
Ergenlerin ve ergen akıllıların her dâim sürülebilir olduğunun bilincinde olan çobanların “Araplar bize ihânet etti” klişesi işte bu Şerif Hüseyin ve evlâdının, ahfadının ihanetinden doğmuştur. Bu âilenin ucuzluğu ile tüm Arapları bu hıyânetle suçlamanın amacı; ümmet ile Türk milletinin arasını açmaktan öte değildir.
Peki Fahreddin Paşa ne yaptı? Fahreddin Paşa, Şerif Hüseyin ve sülâlesine karşı Medine’yi teslim etmeye yanaşmadı. Canı ile, bin bir hastalıkla, yoklukla, çekirgeleri yemek pahasına Medine’yi, Mescid-i Saâdet’i müdafaâ etti. Çünkü biliyordu ki: “Medine’ye sâhip olan, İslâm Dünyasına sâhip olur…” Hattâ Rasûlullah’ın mübârek naâşının bulunduğu yerden çıkarılacağından, mübârek kabrinin yağmalanacağından, kaçırılacağından, Ravza-ı Mutahhara’nın yıktırılacağından, yağmalanacağından… Nitekim; geçmişte de bu denenmemiş mi idi? Fahreddin Paşa bu meyânda; Medine’de bulunan kutsal emânetleri, asıl sâhibine, halifeye ve hilâfet kendine gönderdi. Bu kutsal emânetler şunlar idi:
“Hazreti Osman’ın ceylan derisine el yazmalı Kur’an’ı.
5 adet eski el yazması Kur’an ve 4 adet Kuran cüzleri.
Değerli taşlarla bezenmiş, altın kaplamalı 5 adet Kur’an kabı.
1 adet Hilye-i Şerif (Peygamberimizin adının gümüş çerçeveli, yeşil kadife üzerine pırlanta ve incilerle yazılı olduğu, gümüşten güneş resimli)
1 adet som altın üzerine pırlanta ile Kelime-i Şehadet yazılı levha
Pırlantalı, incili, mercanlı veya amberli 7 adet tesbih
Gümüş kaplamalı ve işlemeli 2 adet rahle.
Sultan Abdülaziz’in pırlantalı ve altın işlemeli tuğrası
4 adet sancak başı ve 3 kılıç
1 adet Kevkeb-i Durrî adlı dört parça elmas (100, 80, 40 ve 20 gram ağırlığında, altın üzerine oturtulmuş ve çevresi yakutlarla bezenmiş)
14 adet pırlanta ve zümrütlerle bezenmiş altın askı
11 adet kandil askısı (pırlanta, zümrüt ve yakutlarla ve incilerle bezenmiş altın)
1 adet pırlanta yüzük
Gerdanlık küpe bilezikler, kemer ve kemertaşı (değerli taşlarla bezenmiş altın)
Altın ve gümüş zincirler ve değerli taşlarla bezenmiş altın mücevherat kutu ve çekmeceleri
Kütükte 83 masada yazılı 84 karat değerli taş ve inci taneleri
15 parça zümrüt
27 parça yakut ile 53 parça pırlanta elmas
Ayrıca 20 ayrılık 2 kg 935 gram altın ve 908 kilo 250 gr gümüş
Eski 49 parça şal ve sırma işlemeli bir perde
Medine’de Sultan Mahmud ve Arif Hikmet Efendi kütüphanelerinde bulunan değerli eserler.”
Bu eserler İstanbul’a gelmese idi; İngiltere’nin, Fransa’nın müzelerinde, Vatikan’ın kütüphanelerinde olacak idi belki de. Nitekim Osmanlı eserlerinin Suudluların eli ile, Osmanlı’dan ve Türklerden intikâm alırcasına, bir imhâ etme çabası içinde olduğunu görmekteyiz. Kahraman kumandanın basireti işte bu… İşin garip yanı şu ki; bu eserlerin çoğu da Osmanlı bakiyesinden, Osmanlı eserlerinden idi… Fahreddin Paşa’nın şu sözleri, hepimizin Rasûlullah’a sevgisine, özlemine tercüman niteliğidendir:
“Efendimiz, tek başıma kalsam da ben sizi terk etmem. Sizi bırakmam. Yanı başınızdan ayrılmam…”
Fahreddin Paşa, askerinin morâlinin yüksek tutulması gerektiğini biliyor idi. Bunun için nüktedânlığı ve askerlerinin morâlini yüksek tutucu sözler söylemeyi elden bırakmıyordu. Hattâ Karagöz-Hacivat müsâmereleri tertib ederdi. Gazete çıkarıp, bildiriler yazmak fikrinde idi. Yukarıdaki dizelerin sahibi İdris Sabih Bey’in şiir okumasını ister idi. Bu da Fahreddin Paşa’nın başka bir yönü idi. Fahreddin Paşa’nın, Mescid-i Nebevî’deki bir hutbesi şöyle idi:
“Ey İnsanlar! Mâlûmunuz olsun ki yiğit ve kahraman askerlerim; bütün İslâm’ın sırtını dayadığı yer, mânevî gücün desteği, Hilâfet’in gözbebeği olan Medine’yi son kurşununa, son damla kanına, son nefesine kadar muhafazaya ve müdafaâya memurdur. Buna Müslümanca, askerce azmetmiştir. Bu asker, Medine’nin enkâzı ve nihayet Ravza-i Mutahhara’nın yeşil türbesi altında, kan ve ateşten dokunmuş bir kefenle gömülmedikçe, Medine-i Münevvere kalesinin burçlarından ve nihayet Mescid-i Saâdet minareleriyle yeşil kubbesinden al sancağı alınmayacaktır! Allahu Teâlâ bizimle beraberdir! Şefaâtçimiz O’nun Rasûlü, Peygamber Efendimiz’dir. Ey bütün tarihi eşsiz kahramanlar, şân ve şerefle dolu Osmanlı ordusunun yiğit zâbitleri! Ey her cenkte cihanı titretmiş, asla kimseye boyun eğmeyerek dâima namus ve din borcunu kanıyla ödemiş yiğit mehmetçiklerim, kardeşlerim, evlatlarım! Gelin hep beraber Allah’ın ve işte huzurunda huşû ve aşk içinde gözyaşları döktüğümüz Peygamber’in karşısında, aynı yemini tekrar edelim ve diyelim ki: Ya Rasûlullah! Biz Seni bırakmayız!”
Bu tâbirler; milletini, devletini, İngiliz’in cetvellerinden düşüren zavallılar için ağır gelir, biliyoruz! Ve milletini, devletini, İngiliz casuslarından satın alanlar, Fahreddin Paşa’yı anlayamazlar!
Medine Müdafiî Fahreddin Paşa; Medine’yi bırakamak için öyle direnmiş idi ki İngilizler tarafından Çöl Kaplanı olarak anılmaya başlanmış idi. İngilizler’in saldırı ve tehditleri, Şerif Hüseyin’in casuslarının faâliyetleri, askerlerinin hastalıkları, güçsüzlükleri gibi sebebler Fahreddin Paşa için bir sebeb değil idi. Bırakmayacak idi peygamberini… En sonunda inanmak istemese de Payitaht’tan “bırakması” emri geldi. İnanmak istemedi evvelen. Ama sonradan eli mahkûm askerlerine durumu bildirdi. Ama yine de Medine’den çıkmıyor idi. Fahreddin Paşa, Medine’den çıkmıyor idi. Artık tamamen Ravza’ya sığınmış ve peygamberine yanık sözlerle sesleniyor idi: “Teslim olmayacağım, Efendimizi bırakmayacağım…” kâbilinden sözler ediyor, Ravza’dan çıkmıyor idi. En sonunda askerlerinin tazyikli ısrâr ve faâliyetleri neticesinde çıkarıldı Ravza’dan… Peygamber Efendimiz’in huzurundan ayrılır iken kendisinin çıkmadığını, çıkarıldığını; huzur-u pâkînden götürüldüğünü anlatıyor idi Peygamber Efendimize… Fahreddin Paşa kılıcını Peygamber Efendimiz’in huzurunda bırakarak ve “gitsek de, ölsek de ruhum sizinledir” diyerek Medine’den çıkarılıyor idi. İşte İdris Sâbih Bey; bu hadise ve bu sözler üzerine yazmıştı yukarıdaki dizeleri…Şimdi sormak gerek:
Böylesi müştâk-ı Rasûl bir kumandana “hırsız” demek, “çaldı” demek hangi akla hizmettir? Haydi o “hırsız, çaldı” diyen adam “zavallı”… Peki içimizde, Türkiye’nin en prestijli yayınlarından sayfalarca kitapları çıkan (ki üstelik Fahreddin Paşa kitablarının da çıktığı yayın ile aynı yayın) “zavallıcıklar”a ne demeli?
Bir âcizâne sorum da şu: “Plevne’den çıkmam!” diyen Gazi Osman Paşa’yı tanırız, severiz, Gazi Osman Paşa’ya hürmetimiz sonsuz ve hattâ adına ve mücadelesine ithâfen yazılan marşı aşkın ve coşkun bir hâlet-i rûhiyye ile dinleriz! Peki Gazi Fahreddin Paşa’yı neden bu kadar geç tanıdık? “Ya Râsulullah! Biz seni bırakmayız!” demek; “Plevne’den çıkmam” demekten daha mı aşağıda idi de Fahreddin Paşa bize tanıtılmadı?
Sonsöz olarak tekrar ederim ki, Bu yazı edebî bir yazı değil. Bu yazı bir kahır yazısıdır, bir nefret yazısıdır. Bu yazı soylu bir öfke yazısıdır ve soylu bir öfke; nice yazıların içinden bir kılıç gibi sivrilir!
Ve’s-selâm…
Yararlandığım kaynaklar ve okunmasını tavsiye ettiğim kitaplar:
1) Medine Müdafaâsı (Hicaz Bizden Nasıl Ayrıldı?!) / Naci Kâşif Kıcıman
2) Medine Müdafaası Peygamberimizin Gölgesindeki Son Türkler Fahreddin Paşa / Feridun Kandemir
3) Medine Müdafaâsı – Çöl Kaplanı Fahreddin Paşa/ İsmail Bilgin
Etiketler
Yazar Hakkında
Tahir Ceyhun Yıldız
1993 yılının soğuk 1 aralık gününde Eskişehir'de doğdum. Liseyi Eskişehir Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nde tahsil ettim. Lisans eğitimimi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladım. Şiirlerim ve yazılarım Eskişehir'de yerel bir dergi olan Genç Birlik Dergisi'nde, Konya merkezli ve 5 sayı çıkarılabilmiş Sahhaf isimli matbû dergilerde yayınlandı. Yetkinliğe ilk adım olarak Sergâh Dergi'de yazmaya başladım. Daha sonra Halâskâr Dergi, Efendi Dergi, Şiâr Dergi ve Özlenen Rehber Dergisi'nde yazılarım yayınlandı. Türkülerin gücüne, kuvvetine inanıyor; ilhâmı türkülerden alıyorum. Kitaplara her ân ihtiyâç duyuyorum. Eskişehir'de faâliyet gösteren bir haber ajansında, bir yayınevinde ve bireysel olarak editörlük faaliyetlerine devam ediyorum.
Yorumlar