Üstad Ve Ölüm
- Mâ-i Nur
- 7 Tem 2018 - 13:51
- 1 dk okuma süresi
- -
- 0
Tırmanıyorum Eyüp Sultan sırtlarına. Ebedi Eyüp Sultanlıların yanına uğruyorum. Ve yürüyorum durmadan, yorulmadan. Bir yandan da şiirler okuyorum. Bir şeyhin mezarının yanından geçiyorum.
"Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?"
diyor bana. Yürüyorum. Yıpranmışlığından yıllardır burada olduğunu anladığım, ama "Hüvel Baki" den başka yazısını okuyamadığım bir mezar taşı :
"Zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm; ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bölüm…"
diyor bana...Yürüyorum. Devrilmiş kavuklu bir mezar taşına kayıyor gözlerim sanki fısıldıyor:
"Kavuklu, başörtülü, fesli, başacık taşlar; taşlara yaslanmış da küflü kemikten başlar,
Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları; süzüyor, sahi diye toprağa basanları."
Yürüyorum. Sarmaşıklar dolanmış; isimsiz, harfsiz bir cellat mezarı görüyorum.
"Tahtadan yapılmış bir uzun kutu;
Baş tarafı geniş, ayak ucu dar.
Çakanlar bilir ki, bu boş tabutu,
Yarın kendileri dolduracaklar."
Bilmiş miydi acaba? Bilmiyorum. Soluğu Üstadın yanında alıyorum. Duruyorum karşısında. Neler geçiyor içimden neler... Dertleşiyorum içimden, dert yanıyorum bu çağdan ona. Sonra kapatıp gözlerimi Yasin-i Şerif tilavet ediyorum. Hediye ediyorum üstada; mırıldanıyorum sonra:
"Öleceğiz müjdeler olsun,müjdeler olsun!
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!"
"Son bakışında bu dünyaya "Ölüm bu muymuş?" deyişin geliyor aklıma. Son kafa tutuşun dünya denen kocakarıya... Üstad, senin anlattığın ölüm çok güzel geliyor bana..."
Etiketler
Yazar Hakkında
Mâ-i Nur
Her kul gibi dertli, her kul gibi âciz. Sermayem gitmek, sermayem yokluk.
Yorumlar