Unutulan Bağ Ümmet Kardeşliği
- İsmail YILMAZ
- 10 Kas 2018 - 09:15
- 4 dk okuma süresi
- -
- 0
Üstüne defalarca sözler söylenmiş hadisler nakledilmiş bu söz aslında bizleri birbirimize bağlayan en önemli bağdır. Kardeşlik ve güzel ahlak.
Efendimiz (s.a.v) bulunduğu ortamlarda devamlı kardeşliği ve güzel ahlakı bizlere öğütlemiş ve bizleri birbirimize kardeş kılmıştır. Bu söz rehberliğinde fahri kainat efendimiz İslamı dünya üzerinde yüzlerce ülke arasında yüz ölçümü belki birçok ülkeden küçük olan mekke şehrinden alıp dünya üzerine yaymıştır. Kimseye bir üstünlük taslamamış, böbürlenmemiştir. Yaşadığı hayat bunun en açık örneğidir.”Bir gün bulunduğu meclise bir adam gelir ve Muhammed kimdir diye sorar.” O öyle biriydi ki bulunduğu ortamda yanındaki kişilerden bir üstünlüğü yoktu. Üstünlüğün ancak ve ancak takva ve güzel ahlakla olabileceğini vurgulamıştır ve bunu yaşamı boyunca yaptıklarıyla bizlere göstermiştir. Kimseyi ayırmamıştır herkese eşit olmuştur. Siyah, beyaz diye bir ayrım yapmamıştır. Nerde bir mazlum, gönlü viran olmuş varsa o gönle kardeşlik bağıyla taht kurmuş ve ahlakının güzelliği ile islamı o kişilerin gönlüne nakış, nakış işlemiştir. İslamiyet’i Arap yarım adasından dünyaya yaymıştır.
Ecdadımız islamı benimsedikten, hak dine tabii olduktan sonra Efendimiz (s.a.v)’in hayatını ahlakını ve öğütledigi kardeşliği kendilerine bir rehber olarak görmüş ve o yolda ilerleyerek dünya ya hakim olmuştur. Sınırları artık denizlere okyanuslara dayanmıştır. Gerek güzel ahlakı, gerek hoş görüşü ile ecdadımız dünya üzerinde hiçbir ayrım yapmadan, din ve mezhep ayrımı gözetmeden Efendimiz (s.a.v)’in kardeşlik ve güzel ahlak düsturu ile mazlumların ocağı, sığınağı olmuştur. Tarihimiz bunun yüzlerce belki de binlerce örneği ile doludur. Şöyle bir hatırlayacak olursak “Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul’u fethettikten sonra farklı dil, din ve renkteki insanları bir araya toplamış ve kimseye, kimsenin hayatına müdahale etmeyeceklerine herkese hoş görü ile yaklaşacaklarına canlarını namuslarını koruyacaklarına dair sözler vermiştir. Bu davranışı ile islamın vurguladığı güzel ahlakı ve hoş görüyü tüm dünyaya göstermiştir. Ecdadımız bu hoşgörüsü ile dünya üzerinde uzun yıllar hüküm sürmüştür.
Geriye dönük yüzlerce binlerce örnek verebiliriz aslında ama geçmişimizi bir masal gibi dinlemekten vazgeçmeliyiz kardeşlerim. Asrımıza günümüze kendi içimize dönmeliyiz! Efendimiz (s.a.v)’in bizlere öğütlediği kardeşlik bağımızı, güzel ahlakımızı sorgulamalıyız. Bu söze ne kadar sadığız bunu görmeliyiz. Kendimizi acaba ben bu söze ne kadar uyabiliyorum diye sorgulamalıyız. Mesela, geçmişte dünya üzerinde mazlumların yuvası, kimsesizlerin ocağı olan Osmanlının adına halel getirdim mi? Ecdadıma layık olabildim mi? demeliyiz. Evet kardeşlerim. Kardeşlik, bu söz öyle tılsımlı bir söz ki tılsımı büyüsü bizleri yakıp kavurmaya yetebilir. Arşı kubbeyi üstümüze yıkabilir. Bizleri baş aşağı, diz üstü sürüyebilir. Ahiretimize zeval verebilir. Bizim inancımızda kardeşlik sadece kan bağı demek değildir. Aynı anadan babadan olmak demek değildir. Bizim inancımızda kardeşliğimiz kışın soğuk olması, yazın sıcak olması gibi kesindir. Bir elin parmakları gibi büyük küçük ince kalın olabiliriz ama aynı vücudun uzuvlarıyız, tek vücuduz. İki cihan güneşi Efendimiz (s.a.v) hadisin de şöyle buyurmuştur. “- Mü’minler birbirini sevmede, birbirine acıma ve şefkat gösterme hususunda bir vücud gibidir. Vücudun bir uzvu rahatsızlanırsa, diğer uzuvlar da uykusuzluk ve ateş ile onun acısına ortak olurlar.”
Gerçekten böyle miyiz diye kendimi sormaktan alıkoyamıyorum kardeşlerim. Başımı ne yana çevirsem orada kan, gözyaşı var. Nerde bir mazlum varsa orada kan, nerede bir Müslüman varsa orada göz yaşı var.Hani vücudun bir tarafı rahatsızlanırsa diğer tarafı ateşlenir uyuyamazdı. Hani bizler tek vücuttuk. Kardeşlerim! Kardeşlerimiz dediklerimiz ölürken, mabedimiz, kıymetlilerimiz ayaklar altına alınırken bu suskunluk niye. Bu neyin kaygısı neyin korkusudur? Efendimiz kardeşlik bağıyla bir avuç insan topluluğu ile islamı dünyaya yaymışken, Ecdâdımız kardeşlik bağıyla dünyaya asırlarca hükmetmişken bu neyin kaygısıdır! Bu umursamazlık nedendir? ! Kardeşliği sözde olanlardan mıyız? Yoksa, sigara dumanı gibi ani bir üfleyiş mi? bizim kardeşliğimiz!
-Suriye de bebekler beşiklerinde öldürülürken. Elma nedir bilmeden çocuklar büyürken!
-Yemende açlıktan çamur karıp çocuklarına yemek yapmaya çalışan anneler direnirken!
-Filistin de mabedimize Siyonistler adım, adım yaklaşırken. Filistinli bacılarımız peçelerini açmamak uğruna canlarını verirken,
-Doğu Türkistan da medreselerimiz bombalanırken! Kardeşlik vücudumuzun bir yanı felç olmuşken diğer yanının televizyon, internet karşısında gevşemesi tüm olanlara sadece Allah’ım sen yardım et deyip susması neyin kardeşliği neyin rahatlığıdır! Bir vücudun serçe parmağı sehpaya çarpınca bile feryadı basan insanoğlu vücudunun yarısı felç olmuşken, lime lime edilirken neden susar ki!
-sen Ey ümmeti Muhammed sen daha ne kadar kulak tıkayacaksın. Daha ne kadar bana dokunmayan bin yaşasın diyeceksin! Kardeşlerin, izzetin ayaklar altına alınmışken sen neyi bekliyorsun! Gökten ebabiller mi! Vahiy mi! Peygamber mi! Sen neyi bekliyorsun ey uyuyan miskin ümmet!
Kardeşlerim artık harekete geçme vakti, artık içimize dönüp kardeşliğimiz ve kardeşlik ahlakını idrak etme vakti gelmiştir. O kardeşlik ruhunu iliklerimize kadar idrak edip içimize nakış, nakış işlemeliyiz. Düsturumuzu yol göstericimiz önderimiz Efendimiz (s.a.v )’den alarak yola çıkmalıyız. Zalimin küffarın o kopasıca başına bir balyoz gibi inmeli, yaptığı zulümlerin hesabını onlardan sormalıyız. Birimize bin saymalı, binimize milyon saymalıyız. Yılmadan usanmadan Allah’ın davasına sahip çıkmalı, Allah’ın dinine hizmet etmeliyiz. Kardeşlik bağlımızı kuvvetlendirip güzel ahlakımızla dünyayı islamın önünde diz çöktürmeliyiz.
Tıpkı Ecdadımız gibi, Tıpkı Efendimiz (s.a.v) gibi…
Yorumlar