Unutma, Unutturma, Unutulma, Unutturulma!
- Kemal Ağca
- 20 Kas 2016 - 13:16
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Klasik slogandır, bir eski klişedir. Hatıralara gömülmesi istenmeyen hadiselerin üzerine kurulan bir çeşit alarm gibidir. Zaman geçtikçe daha kapsamlı, daha değişik türevleri, can alıcı ve vurucu kelime kombinasyonlarıyla, zihinlere ve vicdanlara bir mıh gibi çakılan bir telkindir o cümle. “Unutma, unutturma!” Tamam ama neyi? Her geçen gün unutulan o kadar değerimiz var ki. Ve her geçen gün unutulanların yerine yama gibi, unutulmaması gerektiği telkin edilen yeni şeyler…
Bir bakalım şöyle bir, neleri unutmuşuz? Sokaklarda oyun oynayan çocukları, çocuk oyunlarını, yere düşen ekmek parçasını üç kere öpüp, secde makamı alınlara dokundurup, hürmet edip yüksekçe bir yere koyuvermeyi, büyüklerin olduğu ortamda oturuşa, kalkışa dikkat etmeyi, bırakın yüksek sesle konuşmayı, çok gerekmedikçe konuşmamayı, veresiye defterlerini, bir kelimenin senet kabul edildiği zamanları, komşunun komşusunun derdiyle dertlenip, neşesiyle neşelendiği zamanları, belki bu biraz fazla ağır olabilir apartman kültürümüz için. Komşunun komşusuyla birbirini tanıdığı zamanları diyelim, Rasulullah s.a.v. komşuluk haklarını saydığında sahabelerin, “Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandık” dediklerini neden unuttuk?
Sosyal medyaların asosyal kullanıcıları, ellerinde akıllı telefonlarla aptallar sürüsü gibi olmadığımız zamanları, orada burada elimizdeki kameralara gülümseyip kendi resmimizi çekerken, duvar boy tablo gibi önümüzde duran dünyanın acı halini neden unuttuk? Filan adam şuncu, öteki buncu, filan cemaat şöyle, uzak dur, filan zümre böyle yaklaşma, şunları sevmem, bunlardan tiksinirim derken, “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de tam iman etmiş sayılmazsınız” hadis-i şerifini neden unuttuk?
Haremlik-selamlık uygulaması dinimizden kültürümüze geçmiş bir olgu iken, tesettür hem erkeğe, hem kadına farklı kıstaslarla farz kılınmış iken, evlilik ve aile müessesi kutsal bir yapı iken, adına “muhafazakar” denivermiş bir bir toplulukta gençler arasında yayılan flört illetinin bir virüs gibi yayıldığını neden unuttuk? İslam Allah katında tek ve bütün bir din iken, adına radikal, ılımlı, muhafazakar diyerek parçalara ayırıp, bir cüzünü diğerine tercih ettiğimizi neden unuttuk?
“Unutursak şuramız kurusun, buramız çürüsün” demek kolay. Biz neleri unuttuk be kardeşim. Ne kalbimiz kurudu, ne elimiz ayağımız. Zihnimiz kurudu unutmaktan. Her köşesine gereksiz notlar aldığımız küçük bir not kağıdına döndük. İp bağladık parmağımıza unutmayalım diye, ipi neden bağladığımızı unuttuk.
Unutmayalım, unutturmayalım derken, unutulduk, unutturulduk. Üç kere alnımıza koyduğumuz, ayak altında olmasın diye kaldırıp yükseğe koyduğumuz ekmeğe muhtaç milyonların olduğunu hatırlayalım yeniden. İslam ülkesinde kuşların bile aç kalmayacağını düstur edinelim. İffetin sadece erkeğin ve kadının bedeninde değil, asıl ruhunda olduğunu hatırlayalım. Bahar gelince kanımız kaynarken, bütün bir ümmetin zemheri yaşadığını ve nice masum kanlarının aktığını hatırlayalım. Komşunun komşu üzerindeki haklarını hatırlayalım. Evladın ebeveyn üzerindeki haklarını, ebeveynin evlad üzerindeki haklarını, efradın ferd üzerindeki haklarını hatırlayalım.
Kendimizi hatırlayalım ilk önce ki unutturulmayalım, unutulmayalım. İnsan nisyan ile mamuldür, ama insan dilerse Allah hatırlatır. Biz ne zaman ki özümüzü hatırlarız, işte o zaman tarihe yeniden unutulmazlar olarak geçeriz.
Etiketler
Yazar Hakkında
Kemal Ağca
Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın
Yorumlar