Öykü

Suya Yazdım

  • 3 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Suya Yazdım

Sokakta yürürken takır tukur etmeyen ayakkabısından şikayetlendi bu sefer adam. Boynuna dolayamadığı atkısından, üzerine geçiremediği sütlü kahve paltosundan. Kavurucu sıcak, sadece kış aylarını değil, sevdiği bir çok seyi de götürmüştü ondan. Kimsenin kendinden başkasını düşünmeye güç yetiremediği zorlu kar yağışlarını ve nice göz pınarını sinesine çekmiş yağmurları…Hepsi bir anda uçuvermişti. Sokaklar cıvıl cıvıl, insanlar rengarenkti. Her gözde içini göstermeyen bir gözlük, her dilde ne olduğu belli olmayan şen kahkahalar. Şimdi nereye kaçacaktı?Nisan ayında yağmurla sakladığı gözlerine diğerleri gibi simsiyah bir gözlük geçirdi. Berberi protesto edermiş gibi uzattığı saçlarınıysa kulaklarının üzerine çıkardı. Sakin bir kayalığın üzerine oturduğunda çoktan grileşmiş denizi ve gökyüzünü seyre dalmıştı. Saklamıştı kendini. İnsanların gözlerinden değil, kendinden saklamıştı kendini. Babasıyla kavgasında kırılan gururundan, ustası kızdığında utançtan kızaran yüzünden, dayak yediğinde kaşından akan kanından, sevdiği tarafından terkedildiğinde onu kış gününde kavuran acısından saklanmıştı. Bazen sahil kenarında, bazense alış veriş yaparken yaptığı gibi. Kaçmıştı.İnsanlarla beraberken gülmeye alışık yüzünü astı birden. Ardından defterini çıkardı. Kalemi eline aldığında, ilk kez kılıç tutan bir askerin tedirginliği vardı üzerinde. Kağıda değerse yanlış bir şey yapacak gibi, kanatacak gibi ürkekti. Derin bir nefes alıp vurdu siyah mürekkebi beyaz kağıda.Doğuştan lal dilim, iş defterim olunca nasıl da cesaretleniyor. Halbuki yazıp yakmak cesaret mi? Yada olan biteni harflere dökmek, hakikaten yazmak sayılır mı? Ah, keşke duygularımı yazabilseydim. Çizimim berbattır, yoksa Raif efendi olur çizerdim. Fakat bu gün buraya denemeye geldim. Bazı şeylerde inkar değildir cesaret, kabulleniştir. Kabullenişin aslı da başkasına karşı değil, kendi kendine kabulleniştir. Bir elin sağ cebinde diğeri sol cebinde İstanbul caddelerini karışlarken beyin ile kalbin iletişime geçmesidir. Kimseye anlatmama, kimsenin duymasına gerek yok. Şahitler çoğaldıkça hakikat azalır.Gösteriş olur belki, hüzün gösterişi. Bana göre göz yaşları pınarlarında kaldıkça gam yüklüdür. Akınca büyüsü bozulur. Bak, ben bozuyorum mesela büyüyü.Ruhen yıkılış demişler bunun için. Göz yaşı basit iş değil. Pişmanlıktır aslen. Değene akarsa;Akmasaydı yolu bulunurdu derim. Değmeyen için akarsa, yazacak sözüm kalmaz… İşte tam da bu yüzden akmalı göz yaşı. Fakat içeri içeri. Yakacaksa illa ki bir yeri, insanın ciğerini yakmalı.Evet, ben kendimden kaçıyorum. Çünkü kendimi daha derinde buluyorum sonra. Bir suçlu gibi azarlıyorum kendimi. Neden söyleyemedin? Dilsizim. O zaman neden kaş çatmadın? Korktum. Ben ve içerimin sorgu odası çok geniş suallerle dolu. Kendi kendimize çok şey itiraf ediyoruz ama kabullenemiyoruz. Yoksa kendimi bulamıyor muyum? Ah, Nazım ağabey umut etme kabiliyetimi daha alamadılar elimden…Çok erken değil mi? Gökyüzüne bakarken ahlanmak için. Kahveyi yudumlarken kokusuna doymak için.Nazım’ı , Cemal’i, Sabahattin’i anlamak için.Ben izliyorum nicedir ama galiba bulamıyorum kendimi.Ne oldu? Herkes geç kalıken ben erken geldim değil mi? Herkes giderken de ben kalacağım muhtemelen. Yüzümü ekşitmiyorum, hatta artık ağlamıyorum bile. Susmuyorum aksine çok konuşuyorum, yazıyorum yani. Bildiğim kadar her şeyi yazıyorum.Daha erken değil mi?Ben bilmemeliydim ve büyükler konuşmalıydı.Ben dinlemeli ve ders çıkarmalıydım. Oysa ki ben daha dinleyemeden mimiklerinden anlayabiliyorum neler olacağını. Bana ne olacağını biliyorum. Sonumun nasıl geldiğini… Yalnızca tekrar nasıl başlayacağımı bilmiyorum.Erken geldim. Nasıl dönülür geri? Ben ilerlemek istemiyorum. Duraklamakta istemiyorum. Geri dönmeliyim. Kim gösterecek yolu bana?Sevdiğim renge anlam yüklememek istiyorum. Şiirleri sevmemek, şarkıların sadece melodilerini dinlemek istiyorum. Kaybolmak erken bana. Uykuyu sevmemek, denizi özlememek, çocuk parklarında etrafı izlememek istiyorum.Büyüdüm galiba,erken geldim ahali. Nasıl dönülür geri?

Genç adam, dürdü büktü defterini, bağladı sıkıca. Elleri titriyor, kalbi delice atıyordu. Kalemini dili, defteriniyse ona acıyarak bakan tüm insanlar yerine koymuştu bu gün. Bu gün, on dokuzuncu yılıydı. Duygularını üstünü kapatmadan kağıda dökebilmişti. Anlatmıştı derdini. Alınında biriken terleri silince, aklına korkulu rüyalarını suya anlatan insanlar geldi. Ardından bağladığı düğümü çözdü,kendinden emindi. Tek tek koparttığı sayfalar denizin tuzuna karışırken, içindeki buruk huzuru gölgeleyen sesler duyuyordu berisinden.“Hey çocuk ! Kirletiyorsun denizi!”“Ne yaptığını sanıyor bu?”“Git aşk acını başka yerde çek!”Tüm kağıtlar bitince kızarmış ama kimsenin göremediği gözlerini onlara çevirdi. Anlatmak, bağırmak hatta belki kavga etmek istiyordu. Ayağa kalkıp üstünü başını silkeledi yavaşça. Elinde kalan son kaleme baktı. Ona laf eden onca insanın önüne fırlattı onu. O, cevap vermişti. Anlaşılmadıysa da, artık bu onun vazifesi değildi. Çünkü bilirdi ki kimse deniz değildi, kimseler içine saklamazdı onu.

Etiketler
Deneme edebiyat genç Cemal Süreya Raif Efendi Sabahattin Ali Suskun Zeze

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap