Öykü

Süt İçen Ejderha (Son Bölüm)

  • 6 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Süt İçen Ejderha (Son Bölüm)

"....Gamze ve arkadaşlarının merakı ve cesareti , hasta ejderhaya yardım etme fikrine dönüşmüştü. Kimse onlara inanmasa bile, çocuklar bu yaratığa yardım etmekte ve onu herkese ispatlamaya kararlıydılar. İnsanların ejderhadan korkup onu öldürmelerinden endişe ettikleri için onu bir an önce sağlığına kavuşturmalıydılar. Tabi ki hasta bir hayvan olunca akla ilk gelen kişi bir baytar olmalıydı..."


Dışarıda güneş açmış, yerdeki karlar gözleri kör edecek şekilde parlamaya başlamıştı. Ayazdan dolayı sertleşmiş olan kar, adım attıkça çizmelerinin altında kütür kütür sesler çıkarıyordu. Baytar İsmet ve yanında çocuklar, mağara dedikleri oyuğun önüne gelmişlerdi.

“Siz burada bekleyin.” diyerek çocukları toprak yükseltinin yanında bırakan baytar, oyuğun önüne gelip eğilerek içeri baktı.

Biraz ileride, karanlıkta uzanan hayvanın nefes aldıkça şişip inen karnını seçebiliyordu. Biraz daha dikkatle bakınca hayvanın yerde uzanan bacaklarını gördü. Biraz uzunca, üzerinde tüy olmayan, kalın ve pürüzlü bir tabakayla kaplı bu bacakların ucunda pençe ya da ona benzer bir şeyler aradı. Bacaklar sanki kesilmiş gibi birden bire bitiyor, karanlıkta zar zor seçilmesine rağmen herhangi bir parmak ya da uzantı görünmüyordu. Alnından akan terleri silerek bir adım daha attı. İçerideki hayvan kafasını kaldırıp baytara doğru çevirdi ve sonra yeniden indirip uzandığı istikamete dönderdi. Hayvanın bu hamlesinden sonra baytar artık ne olduğunu kısmen anlamıştı. Kendisini şaşkın bakışlar ve merak dolu kocaman açılmış gözlerle ağızları açık izleyen çocuklara baktı, sonra cebinden el fenerini çıkarıp yakarak içeriye girdi. Ortalama bir bir insan boyundan daha alçak olan oyuğun içinde eğilerek iki adım daha attı.

Çocuklara asır gibi gelen kısa bir süre sonunda baytar gülümseyerek dışarı çıktı.

“Çocuklar, bu bir ejderha değilmiş,” dedi

“Değil miymiş?!”

“Neymiş peki İsmet amca?!”

“Bir eşek...”

Çocuklar hayal kırıklığı bir yana, hayretten neredeyse küçük dillerini yutacaklardı. Bir eşek ha!...

“Ne yani bildiğimiz eşek mi?”

“Evet bildiğimiz eşek. Gelin de yakından bakın. Korkmayın Bir şey yapmaz, çok hasta.”

Birer ikişer oyuğun ağzına geldiler. İçeriye rahatça eğilmeden girebiliyorlardı. Baytarın tuttuğu fenerle zavallı hayvanın toynaklarını, tüyleri dökülüp derisi kepek öbekleri gibi kabarık kabarık olan, çatlaklarla dolu sırtını ve yüzünü gördüler.

“Ne olmuş bu eşeğe?” diye sordu Gamze. Diğerleri de bu sorunun cevabını bekliyorlardı.

“Uyuz olmuş,” diye yanıtladı baytar üzgünce.

“Uyuz mu olmuş? Peki iyileşir mi?”

“Bilmiyorum. Ama bir şeyler yapacağız. Şimdi gidip mahalleden birilerini çağıralım da onu çıkaralım.”

Baytar İsmet ve çocuklar hızlıca oradan ayrılıp mahalleye döndüler. Gamze hemen dedesine koşup baytarı ve olanları anlattı. Hasan dede hemen paltosunu alarak dışarı çıktı. Mahmut ve Sibel'in dedesi olan Kazım efendi de onu görüp yanına geldi.

“Hayrola Hasan efendi nedir bu telaş?”

“Hani şu bizim çocukların ejderhası var ya.”

“Eee? Nolmuş?”

“Bir eşekmiş.”

“Eşek miymiş? O nasıl eşekmiş öyle?”

“Uyuz olmuş yahu uyuz! Zavallı hayvan oradaki oyukta ölüme terkedilmiş. Çocuklar baytar İsmet'e gitmişler. O da onlarla beraber gidip bakmış. O söylemiş.”

“Sübhanallaah! Bu canilik yahu!”

“Hem de ne canilik. Şu sabilerin merhametine bak sen. Hadi üç beş delikanlı toplayalım da biz de gidelim.”

“Peki peki. Ben Nedim'in oğullarını çağırayım bari.”

Kısa bir süre sonra Hasan dede, Kazım efendi, baytar ve beraberlerinde beş on kişi daha toplanmış olarak ağıllara doğru yola koyuldular. Çocuklar onlardan önce koşmuşlar, oyuğun ağzında kendilerini bekliyorlardı.

“Hasan emmi sen de şuradan tutuver. Yazık kıpırdayamıyor.”

“Tamam ben bu ayağı aldım. Halatı belinden yukarıdan geçirelim. Yoksa kayabilir.”

“Tahta sedye nerede?”

“Burada burada. Hadi çekin siz, biz üzerine koyarız.”

Zavallı eşeği halatla çekerek tahtadan sedye üzerine yatırdılar. Karanlığa alışmış gözleri karlardan da yansıyan ışıktan dolayı neredeyse kör olmuş, başını oynatamıyordu. Hızlı hızlı soluk alıp veriyor, tuhaf sesler çıkararak inliyordu. Hep birlikte baytarın muayenehanesine geldiler. Eşeği yine el birliğiyle daha geniş ve konforlu sayılabilecek başka bir sedye üzerine aldılar.

“Yav İsmet, düzelir mi bu hayvan. Baksana şu zavallının haline.”

“Bakacağız artık Hasan amca. Uyuz artık tedavi edilemeyen bir maraz değil. Ama sıkı bakım ve temizliğe ihtiyacı olacak.”

“Ne yapılacaksa biz de yaparız. Eşek deyip geçmemek lazım. Can candır. Hem peygamber efendimiz buyurmuyor mu, “Susamış köpeğe su içiren kadın cennete girdi, kedisini aç bırakıp öldüren de cehenneme gitti” diye.”

Hep birlikte “peygamber efendimiz” sözünü duyunca ellerini kalpleri hizasına koyup salavat getirdiler.

“Amenna. O halde biz de şu masuma yardım edelim de bakarsın Allah bize bunun hürmetine merhamet eder.”

“Amin amin. İnşaallah.”

Baytar ilk önce bir iğne yaptı eşeğe. Sonra uyuyan eşeği sedyeden alıp küvete benzer başka bir tezgah üzerine aldılar. Zavallı uyanık olsa bile hareket edecek mecali yoktu. Alüminyumdan yapılma tezgaha yatırılan eşeği özel olarak içine bazı toz ve ilaçlar katarak hazırladığı suyla yıkayan baytar:

“Şimdilik bu kadar yeter. Hem hayvancağız dinlensin hem de bundan sonrası için dua edip bekleyelim.”

“İnşaallah düzelir,” diye katıldı Hasan dede. Diğer ihtiyar ve adamlar da onu tasdik ettiler.

“İnşaallah...”

“Amin. İnşaallah...”

Hasan dede torununun elinden tutarak birlikte muayenehaneden çıktılar. Onları diğerleri takip etti. Eve geldiklerinde Gamze, kendisine ve dedesine merakla bakan annesinin kollarına atılıverdi.

“Anne biliyor musun, ejderha eşekmiş.”

“Eşek miymiş?”

Annesi aslında ejderhanın eşek çıkmasından ziyade, oradaki eşeğin durumunu merak edip şaşırmıştı.

“Ne olmuş baba? Ben pek bir şey anlamadım.”

“Kızım uyuz olmuş bir eşekmiş. Ağılların orada bir mağaraya bırakıp ölüme terk etmişler.”

“Hay Allah! Çocukların ejderha ejderha diye tutturdukları hayvan mı?”

“Evet kızım. Hayvanın derisi falan yaralarla dolmuş. Karanlıkta da iyice seçemedikleri için ejderhaya benzetmişler.”

“Ne oldu peki?”

“Baytar İsmet'e haber vermiş çocuklar. Önce o gidip bakmış. Durumu anlayınca bize haber ettiler. Hep beraber gidip zavallı hayvanı baytarın muayenehanesine götürdük. Bitap düşmüş havyancağız. Allah rızası için tedavi edecek.”

Hasan dede, Gamze ve annesi bir süre daha eşek üzerine konuştular. İkindi vakti olmuş, dede namaza durmuştu. Başına bir yazma dolayan küçük kız da çoğu zaman yaptığı gibi dedesiyle birlikte namaza durmuştu. Ne yaptığını pek anlamasa da dedesiyle namaz kılmak hoşuna gidiyordu. Her namazdan sonra dedesinden bir şeker aldığı da cabasıydı. Ertesi günü çocuklar baytarın muayenehanesine gidip hasta eşeği ziyaret ettiler. Yine süt getirmişlerdi. Çünkü hayvanın ağzı yaralarla dolu olduğundan şimdilik bir şey yemesi imkansızdı. Baytar İsmet'in hazırladığı biberonla eşeğe süt içirdiler. Yanında bir süre daha kalıp evlerine döndüler...

Günler birbirini kovalıyor, karlar yavaş yavaş erimeye başlıyordu. Çocuklar çamurlu yollardan her gün geçerek eşeğe bakmaya gidiyor, kimi zaman büyükler de onlara katılıyordu. Baytarın ve çocukların çaba ve şefkatleriyle üç ay gibi bir süre sonunda eşeğin yaralarının çoğu iyileşmiş, vücudunun genelinde tüyleri yeniden çıkmaya başlamıştı. Ağız ve gözünün etrafındaki yaralar artık yok olmuş, hayvan azar azar da olsa çocukların çevreden toplayıp getirdikleri taze otları yiyebilecek hale gelmişti. Artık ayağa kalkabiliyor, yürüyebiliyordu.

“Dede eşek artık yürüyebiliyor. İsmet amcanın bahçesinde. Ona bir dam yaptılar. Yaralarının çoğu iyileşti.”

“Biliyorum kızım,” dedi gülerek dedesi. “Biz de bakmaya gidiyoruz.”

“Eskiden sadece tuhaf sesler çıkarıyordu. Korkuyorduk ondan. Şimdi normal eşek gibi anırıyor.”

Annesi ve dedesi, küçük kızın bu sözü üzerine gülmeye başladılar. O da gülüyordu. Küçücük kalplerinde dünyalar kadar merhamet taşıyan bu çocuklar, sahibinin ölüme terk ettiği ve hatta az kalsın ölecek olan zavallıyı kurtarıp, yeniden eski sağlığına kavuşturmuşlardı. Köyün maskotu olan bu eşek yıllarca insanlarla beraber serbestçe kah koşturup, kah otlanarak yaşadı. Ara sıra çocukların sırtına binmesine aldırmıyor, taşırken çok yavaş ve dikkatli adımlar atarak adeta minnetini belli ediyordu. Oyunlarına eşeği de alarak birlikte oynadıkları da oluyordu. Gerçek bir ejderha olmasa da, bir ejderha kadar sağlam yapısıyla ölmek üzereyken hayata tutunmayı başarmıştı. O, artık çocukların ve tüm mahallelinin gözünde süt içen ejdarhaydı.



* * * * * * * *

SON

* * * * * * * *

Etiketler
eşek ejderha hayvansevgisi Merhamet efendidergi efendi öykü Hikaye edebiyat

Yazar Hakkında

Kemal Ağca

Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap