Tarih

Soğuğu Dinmeyen Kış: İran İslam Devrimi

  • 8 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Soğuğu Dinmeyen Kış: İran İslam Devrimi

Sonu gelmeyen, soğuğu ise dinmeyen bir kış düşünün. Bu kış öyle bir kış olsun ki; kendinden önce gelen sonbaharı aratan, kendinden sonra gelmesi beklenen ilkbaharı müjdelemeyen, başlangıcı belli fakat sonu meçhul bir kış olsun.Tıpkı İran İslam Devrimi gibi. Şah Rıza Pehlevi’nin, İngiliz-Amerikan yanlısı politikalarına ve İran’ın ulusal çıkarlarına aykırı tutumuna karşı ayaklanan İran halkının, gerçekleşmesi neredeyse imkansız bir hayalin peşinden gitmesinin acılarla ve hayal kırıklıklarıyla dolu hikayesi gibi.

Bu hikayeyi anlamak için öncelikle İran’ın ve İran halkının tarih içindeki değişimine ve İran halkının sosyolojik ve ekonomik yapısına göz atmak, sonrasında ise devrimin yapı taşlarını incelemek gerekir. Nitekim tarihinden ve sosyolojik yapısından bağımsız olarak bir devletin, bir halkın geçirdiği olağan dışı değişimini anlatmak ve anlamak eksik kalacaktır.

Öncelikle İran dediğimiz coğrafya, Asya’nın güneybatı bölgesinde yer alan, Umman Körfezi, Fars Körfezi, Hazar Denizi, Irak, Türkiye ve Pakistan arasında konumlanmış coğrafi bir alan üzerindedir. Üzerinde kurulu olduğu coğrafya itibariyle yeryüzünün en dağlık ülkeleri arasındadır. Bu özelliği itibariyle İran, tarih sahnesinde işgal edilmesi zor bir ülke olarak boy göstermiştir. Nitekim orta-yakın tarih dilimine bakıldığında Osmanlı Devleti’nin gerçekleştirdiği seferler neticesinde İran’ın kalıcı olarak işgal edilemeyecek bir yapıya sahip olduğu anlaşılacaktır. Bu durumun getirisi olarak İran’ın binlerce yıllık tarihinde, coğrafyası üzerinde yaşayan nüfusunun etnik kimlik olarak büyük çaplı değişime uğramadığı görülmektedir ve Pers İmparatorluğu devrinden günümüze kadar Fars yoğunluklu bir nüfus yapısı varlığını korumuştur. Ülkedeki en büyük azınlık ise Azeri Türkleridir. Safevi Devleti’nin ve Afşar Hanedanı’nın ülkeyi yüzyıllarca yönetmesi, Türk nüfusunun diğer azınlık nüfuslarına oranla artmasını sağlamıştır. İran’ın geçmişten günümüze ekonomik yapısı incelendiğinde ise İpek ve Baharat yollarının egemenliğinin kaybı ve bu yolların önemini kaybetmesi neticesinde, 16. ve 19. yüzyıllar arası İran ekonomisi küçük esnaf gruplarının ticaret hacmine ve taşrada yaşayan halkın tarımsal üretimine dayalı olmuştur. 20. ve 21. yüzyılda ise petrol ve doğalgazın önem ve işlevinin kavranması sonrası İran ekonomisi, büyük doğalgaz ve petrol rezervlerinin kullanımı ve ihracıyla birlikte petrol ve doğalgaz temelli bir yapıya evrilmiştir.

İran İslam Devrimi’nin altyapısına ışık tutacak bu bilgiler ışığında, İran Devrimi’nin varoluşsal süreci daha iyi anlaşılacaktır. Son olarak ise İran İslam Devrimi’ne girişten önce kısaca devrimin terimsel anlamını kavramak, İran Devrimi’ne giriş yapmadan önce isabetli olacaktır. Devrim dediğimiz kavram bir anda gökten inmişçesine gerçekleşmeyen, belirli bir birikim ve yaşanmışlığın neticesinde meydana gelen ve etksini uzun vadede gösteren bir dönüşüm hareketidir. Dünyada gerçekleşen ilk devrimden bu yana gerçekleşen her devrim, geniş çaplı halk olaylarına ve toplum üzerinde kurulan baskı politikasının dayanılamaz hale gelmesi sonucu meydana gelir. Bu minvalde İran İslam Devrimi de kısa bir zaman diliminde değil, gerek Ak Devrim, gerek ekonomik olarak gerçekleşen olaylar, işçi kesimin huzusuzluğu, İran küçük esnafı Bazari’lerin enflasyondan mütevellit hoşnutsuzluğu, sol kesimin, mollaların ve genel olarak halkın baskıya karşı sabrının tükenmesi sonucu gerçekleşmiştir.

1941 yılında şartlı olarak iktidarını oğlu Muhammed Rıza Pehlevi’ye bırakan Şah Rıza Pehlevi, Güney Afrika’ya sürgüne gönderilir. 1941 yılında tahta geçen yeni şah, iktidarının ilk yıllarında basın üzerindeki sansürü kaldırmak ve toplumsal ve siyasal örgütlenmelere izin verme şeklindeki icraatlarıyla özgürlükleri genişletici yönde adımlar atar. Ancak iktidarını, babasını deviren İngilizlere borçlu olan yeni Şah, İran petrollerini günümüzde de varlığını sürdüren BP vasıtasıyla İngiltere’ye para olarak akıtınca, ulusal çıkarlara aykırı bu tutum karşısında kamuoyu ve parlemento İran petrolünün ulusallaştırılması için baskıda bulunur. Halkın tutumuna rağmen petrolün ulusallaştırılmasının karşısında duran Şah, İngiltere’nin yanında yer alır. Fakat Şah’a rağmen halkının yanında yer alan başbakan Musaddık ise petrolü millileştirir ve İngiltere’ye karşı halkının yanında durur. Musaddık’ın tutumu karşısında şaşkınlığa uğrayan İngiltere, Amerika ile anlaşarak başbakan Musaddık’a karşı darbe yapma kararı alır. İlk denemede başarısız olan operasyon, 3 gün sonra yeni bir girişimle başarılı olur ve takvimler 1953 yılını gösterdiğinde Başbakan Musaddık yakalanır. Ömür boyu ev hapsine mahkum edilir. 1953 yılı İran İslam Devrimi’nin gerçekleşmesinin sacayağı olarak kabul edilebilir. Zira gerçekleşen dış menşeili darbe girişimi sonrası halkın Şah’a karşı sempatisinin yerini kin ve öfke alır. Darbe girişimin Amerika ile organize eden İngiltere, petrol üzerinde var olan hakkının %40’ını Amerika ile paylaşarak, Amerika’nın İran üzerinde var olacak hegemonyasının tohumlarını serper İran coğrafyasına.

Musaddık iktidarının bitimiyle Şah’a tahtını iade eden Amerika, Şah’tan sosyal ve ekonomik alanda batılılaşma politikası çerçevesinde bir dizi reform yapmasını ister. Bu reformların içeriği kadınların özgürlüklerinin çoğaltılması ve ülke genelinde okur yazarlığın artırılması şeklindedir. Şah’ın gerçekleştirdiği reformlar Ajax operasyonu öncesi reformların aksine bu sefer halk nezdinde karşılık bulmaz ve geniş çaplı protestolara neden olur. Nitekim reformlar sadece özgürlüklerin genişletilmesi yönünde değildir. Yapılan reformlarla dini vakıfların mülklerine el konulabilmesinin önü de açılır ve bu durum Humeyni liderliğinde ki mollaların tepkisini çeker. Ülkedeki dini grupların başkaldırısıyla sonuçlanan bu reform dizisi Humeyni’nin yükselişine de etki eder. Şaha karşı yapılan protestolar sonucu öncelikle idamına hükmedilen, sonrasında ise ani hamleyle Ayetullah mevkisine yükseltilen Hümeyni, İran Ceza Kanunları gereği idam edilemez ve Şah tarafından Türkiye’ye sürülür ve ardından Humeyni’ye Fransa yolu gözükür. Ancak isyan ateşi bir kez yakılmıştır ve bu ateşi söndürmeye ilerleyen süreçte ne Şah’ın ne de Şah yanlısı(!) Amerika’nın gücü yetmeyecektir.

Sürgüne gönderilen Humeyni, Şah’a olan düşmanlığını sürgün sonrası açık şekilde dışa vurur. Sürgün hayatı boyunca İran’a yolladığı kasetlerle şahın devrilmesi ve İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulması çağrısında bulunarak, İran halkının önemli bir kısmının desteğini arkasına alır. Humeyni’nin sürgünü sonrası 1971 yılında İran ekonomisi gittikçe kötüleşirken, Şah’ın İran İmparatorluğu’nun 2500. yılı dolayısıyla Persepolis’te 62 devlet başkanının katılımıyla gerçekleştirdiği kutlamaya harcadığı paralar, Şah’ın zaten yaralı olan imajını tümden zedeler. 1974 yılına gelindiğinde ise Şah petrol gelirlerini yıllık 4 milyon dolarda 40 milyon dolara çıkarır. Ancak Amerika İran’da bulunan fazla döviz rezervini Şah’a silah satma suretiyle kendi tarafına aktarır. Günümüzde Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkelerine yaptığı gibi. Gereksiz yere alınan bu silahlar ise halkın tepkisini çeker. Zira halkın silahtan ziyade beslenme ve barınma ihtiyacının teminine ihtiyacı vardır.

1970’li yılların sonuna doğru aralarındaki derin fikir ayrılıklarına rağmen sağ kesim, sol kesim ve iki kesimden de radikaller, Şah’ın ülkenin çıkarlarını kötüye kullanıyor olması noktasında birleşirler. Oluşan kaos ortamında Şah, kimseyi kendi tarafına çekemez ve öyle çaresiz durumda kalır ki olayların sona ermesi için vereceği her taviz, isyan halinde bulunan bir diğer kesimin tepkisini çekecektir. Zira öğrenciler yeniliklerin hızlı ve agresif olmasını isterken, muhafazakarlar yapılan reformlardan geri dönülmesini ister. Aslında buradaki istek ve şartlar taban tabana zıt durumdadır. Fakat iki tarafta memnuniyetsizlik esasında birleşir. Şah’ı indirme davasında sağ ve sol kesim fark etmeksizin sokaklarda ki çatışmalarlarda yan yana yer alırlar.

Zamanla Şah’a karşı muhalefetin sokak hareketleri, Şah’ın tamamen kontrolünden çıkar. Yapılan protesto ve grevlerden İran ekonomisi korkunç şekilde etkilenir. Köşeye sıkışan Şah Muhammed Rıza Pehlevi çaresizliğin beraberinde getirdiği korkunun etkisiyle protestoculara karşı şiddetin ölçüsünü artırır. Şah’ın 1957′ de kurduğu Savak isimli gizli güvenlik teşkilatı protestocuları kaçırıp, işkence etmeye ve öldürmeye başlar. Protestoların başında halk bir bütün olarak Şah’ı devirmeye öncelik vermese de bu raddeden sonra nihai hedef, yapılan reformların iptali ve Şah’ın Batı yanlısı baskıcı tutumu değil, Şah’ın bizzat kendisi olur.

Kontrolü kaybettiğinin blincinde olan Şah Pehlevi 1978 yılında sıkıyönetim ilan eder. Ama bu geç yapılmış bir hamledir ve halk üzerinde olumlu yönde herhangi bir emare göstermez. Şah’ın durumu lehine çeviremeyeceğini anlayan Amerika, Şah’a olan desteğini tamamen kesme kararı alır. Amerika’nın desteğini kaybeden Şah, ortalığı yatıştırmak için bu sefer muhalefet liderini İç İşleri Bakanlığı’na atar. Ancak zoraki ve geç kalınmış olan bu hamle de İran halkının yükselen ateşini indirmeye yetmez. 16 Ocak 1979’a gelindiğinde Şah, yapabileceği tek şeyin protestoları bastırmak değil aksine kaçmak olduğunu anlar ve İran’ı terk eder. Şah’ın kaçışına müteakiben ise Humeyni İran’a geri döner. Sürgünden önce ve sürgünden sonra Şah’ın devrilmesi çağrısı yapan Humeyni, görüş ayrılıkları ve temel ideolojik farklılıklarına rağmen İran halkının genelini yansıtan bir topluluk tarafından coşkuyla karşılanır.

Halk zaten amaçları olan Şah’ın indirilmesi gerçekleştiğinden, Humeyni’nin oluşturulacak yeni yönetimde aktif olarak rol almasını beklemez. Nitekim Humeyni yaşı itibariyle aktif bir görevin getireceği yükü taşıma noktasında şüphe uyandırmaktadır. Ancak halkın atladığı büyük bir ayrıntı vardır. Koltuk ve makam sevdası görevin ifasına değin değil, ölümle ancak iktidarın terkine sebep olur. Nitekim iktidar ortak da kabul etmez. Tüm bunları doğrularcasına 1 Şubat 1979’da televizyon ekranlarında yabancı etkilerden uzak ve İslam kaideleri doğrultusunda bir İran istediğini ve ilaveten bundan sonra yönetimi kendinin belirleyeceğini ilan ederek İran İslam Devrimi’nin gerçekleştiğini ifade eder. İlerleyen zamanda referandum sonucu İran, “İslam Cumhuriyeti” haline gelir. Sonrasında ise ülke teokratik anayasayı ve Humeyni’ nin liderliğini onaylar.

Devrime uzanan bu yola baskı ve yanlış politikalar sebebiyle çıkan İran halkı, devrim sonrası umduğunu bulabilmiş midir? Burası tartışmalıdır. Nitekim devrimden hemen sonra devrime aktif olarak katılan ve katkı sağlayan sol kesim ve ordu içindeki Hümafer denen pilotlar, kanuni dayanağı olmayan hapis ve idam cezalarına çarptırılır. Savak’ tan kaçan İran halkı ise İran Devrim Muhafızları’ nın baskı ve şiddetine maruz kalır. Ekonomi ise Şah öncesi döneme rahmet okutturacak düzeylere geriler. Humeyni’ nin halka sözünü verdiği ekonomik ve politik vaatlerin yerlerinde ise yeller eser. Ve her devrimde olduğu gibi devrim ilk olarak kendi çocuklarını kurban eder. Sonuç olarak İran halkı devrimden önceki yaşamını ve yaşam kalitesini arar hale gelir. Bu durum akıllara Kemal Sunal’ın Kibar Feyzo adlı filmindeki mehur repliğini akıllara getirir:

Maho Ağa ölmüştür. O ölmüştür başka ağa geçmiştir köyümüzün başına. Haber almışım herkes Maho Ağa’yı anar olmuştur. Bu işin sonu neye varır, ben bilmirem Hakim Bey!

Kaynaklar:

  1. İran’da Devrim ve Karşı Devrim, Asaf Hüseyin, Pınar Yayınları
  2. İran Şahının Devrilişi ve İslamDevrimi BizEvdeYokuz
  3. Persepoli, Marjane Satrapi, D&R Yayınları
  4. 100 Soruda İran,Thierry Kellner – Mohammad Reza Djalili, Bilge Kültür Sanat
Etiketler
hayal Özgürlük Kış iran devrim Kırıklık Humeyni Savak Şah

Yazar Hakkında

Hasan Kocapınar

Amatör ruhla yazılar yazan biri.

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap