Samimi Huzur
- Muhammed Fatih Öztürk
- 14 May 2016 - 19:16
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Bugün ümmetin gençlerinin rehavetinden dolayı dertli olan bir arkadaşımla çay miktarı sohbet ettik. Bir an evvel bir şeyler yapabilir miyiz? Sorusunu bana yöneltti. Bendeniz de planlarımın arasında bir şekilde gençlerin kanını kaynatabileceğim faaliyetlerimin olduğunu, derdinin hepimiz için geçerli olduğunu söyledim.
Ayrıldığımızda mutlu olmuştum, çünkü hakiki dert sahibi kişilerin varlığı bana ümit vermişti.
Biz neden bu hâle geldik? Bu soruya hepimizin muhakkak bir cevabı vardır. En büyük sebebin menfaat duygusu ile kaplanmış gönüllerimizin pasını silecek ihlaslı hocalarımızın azlığıdır diye düşünüyorum.
Hizmet, maddi ve manevi karşılık beklemeden yapıldığında kıymetli olur. Maddi karşılığı hepimiz anlayabiliriz. Fakat manevi karşılık biraz kafa yorucu.
Manevi karşılık, yaptığını hevâ ve hevesin doğrultusunda yapmandır. Kişi buna engel olursa zaten hizmeti onu Rahmet-i Rahman’a vasıl edecektir.
Sekülerizmin etkisi altında olan insanlık çareyi İslâm’da aramayıp (ya da buna İslâm düşmanlığı da diyebiliriz) bunu yerine sosyalizm ve komünizm akımını ortaya çıkarmış, toplumları adeta zehirleyerek etkisi altına almıştır.
Müslümanlar, akıllı ve uyanık olmadıkları sürece sosyalizm ve komünizm belası her zaman bizi mağlup etmeye çalışacak sinsi düşmanlarımızdandır.
Bununla baş edebilmek için öncelikle şu iki mirası idrak etmeli ve hayatımıza tatbik etmeliyiz; bunlar Kur’an ve sünnet. Sıkıca bağlı kaldığımız sürece bizleri hem sosyal hem de ticari hayatımızda huzura kavuşturacaktır.
Bu seferde başımıza başka bir sıkıntı geliyor. Bu da, mealcilik ve hadis uydurmaları sorunu. Bunların detaylarını burada zikretmek uzun sürer. Şunu belirtmeliyim ki bu iki hususu ekranlarda sürekli tartışan, hadisleri hiçe sayan sözde profesörler acaba dış mihraklara hizmet ettiklerinin farkında değiller mi?
Neticede;
Başta üniversite gençliği olmak üzere ülkemizin gençleri mazide ne derece zorlukların olduğunu, vatanın nasıl emanet edildiğini unutmuşçasına rehavete kapılmışlardır.
Birçok mazlum ülkelerin bize sığındığı, son umudun Türkiye olduğu bu dönem gençliğin yatarak ihtiyarlayacağı zamanlar değil, bizden sonra gelecek nesillerimiz için her an hizmetkâr olacağı zamandır. Unutmamalı ki, vatanı için ve İslâmın sancağına samimi hizmet edenler asla unutulmamıştır.
Yorumlar