Paha Biçilemez Kayıplar
- Esra Nur Kırbaş
- 4 Eyl 2016 - 01:08
- 3 dk okuma süresi
- -
- 0
Paha biçilemez. Bir anne, bir baba, bir kardeş, bir evlat, paha biçilemez. Hala insani duyguların varlığıyla yoğruluyorsa eğer bu dünya, bir çocuk asla paha biçilemez. Ne para için, ne de şöhret uğruna bir çocuk yok sayılamaz. Politika yada siyaset adı altında bir vahşet saklanamaz. Eman dileyerek sığınan bir mazlum görmezden gelinemez.
Eğer bunların aksi olmaya başladıysa, neyin eksikliğini fark etmeliyiz? Merhametin mi? Güzel hislerin mi? Görme yetimizin mi? Aslında tek bir şeyin yokluğuyla yanıyoruz. Baştan başa insanlığı bulamamaktayız. Elimizde bir mumla sokak sokak, şehir şehir hatta ülke ülke insanlık aramaktayız.
Kirlenmiş pahalı rugan ayakkabılar, takım elbiselerin ardında. Yapılı özenli saçlar, büyük kapılara sinmiş. Beş para etmez adamlar, kravatlarıyla kürsü başında. İşte biz böyle bir dünyaya bakıp bakıp duruyoruz ancak insanlıklarını bulamıyoruz.
İstanbul’un metrobüsün de bir çocuk… Nesebi mühim değil aslında ancak bize güvenli gözlerle bakmış Suriyeli minik bir çocuktu. Şu an da onun hakkında mazi ekleri kullanmamın nedeniyse, bu güne dek görülmemiş bir vaka ile metrobüs alanında son nefesini vermiş olması. Şimdi neye paha biçilmiş oldu bu çocuk?
İzmir’de bir esnafın kendince cezalandırmak uğruna başını ayakları altına aldığı bir çocuk gördük. Kimin sahip çıkması gerekti bu çocuğa?
Henüz bu durumları atlamadık, henüz yüreğimize sindiremedik ki, dokuz bin çocuğun haberini aldık. Almanya’ya 2015 yılında mülteci olarak giriş yapan Afganistan, Suriye, Eritre, Fas ve Cezayir kökenli çocuklar kayıp olarak bildirildi ve şu ana dek sadece 2171 çocuğa ulaşıldı. Okulları, eğlence parklarını, çiçekli bahçeleri süslemeye yaraşır o güzel çocuklar kayboldu. Fabrika da bir elmas kaybolsa fırtına koparacak, evinde tek kuruşunu bulamasa feryat figan edecek bu dünya binlerce çocuğu kaybetti.
Bir masal gibi, hiç var olmamış bir şehir efsanesi gibi dilden dile dolaşıyorlar. Bırakın değer verilmeyi, paha biçilemez görülmeyi, kendilerine medya da aracılığıyla bile doğru düzgün yer bulamıyorlar. Orada da kayıplar.
Şimdi elimizdeki o cılız ateşli mumları göğüs kafesimizin içine tutalım ve gözetleyelim. Onlar için bir kıpırtı var mı? Orada insanlığımızın ayak izlerini bulabiliyor muyuz? Çocukluk yıllarımıza dönerek çarşı pazar da bir anda büyüğümüzü bulamadığımız o korku halini tefekkür ederek gözetleyelim kendimizi. Dilini, kültürünü, yollarını bilmeye aklımızın yetmeyeceği caddelere yol alalım sonrasında. Ne görüyoruz? Ak babalar… Kara baronlar… İnsan kaçakçıları… Umursamaz insanlar… Kalkıp hesap sormayı bırakın, klavye başına geçip bir iki kelam etmeye erinen Müslümanlar… Bizi görmezden gelip, devam ediyorlar değil mi yollarına?
O çocukların kimi madden kimi manen kaybolacak. Fakat emin olduğum tek bir husus var ki, hayatlarına nasıl devam ederlerse etsinler en büyük öfkeleri bize olacak. Nefret namluları hep bize dönük olacak, eğer biz onlara yardım güvercinimizi yollamazsak. Ayaklarına diken battığında hissetmeyi bırakın, bilgisayarımız da paramparça hallerine rast geliyoruz ve kafamızı çeviriyoruz.
Allah(cc)’ın fıtratımıza yerleştirdiği o en nadide merhamet duygusunun canlanması, bir çocuğun gülümsemesine bedel ise yeşermeye mecburuz. O çocuklar pis caddeler de, kumarhaneler de yada imansızlık çukurunda kaybolurlarsa bunun sorumlusu biz olacağız. Bu kaybolmaların geri dönüşü yok. Güzel dünya hayallerimiz ancak güzel çocuklarla mümkün olacak, bunun bilincindeyiz. Fakat bu bilincimiz ne vakit kalbimize işleyecek de bizi derin hülyalarımızdan uyandıracak bilemiyoruz…
Yazımın son cümleleri ile sizlere “görüşmek üzere” derken, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Dört yapraklı çiçek” şiirinin mısralarını okutmak isterim;
Çıkamaz çocukluğundan dışarıKimse.Kardeşliğimiz bundandırMavi sularla binlerce yıl.
Çıkamaz çocukluğundan dışarıKimseBundandır inanmamamızKocaman bombalara.
Kayıp insaniyetimizi bir an önce o çocuklarla birlikte sahiplenmek duasıyla sizleri selamlıyorum. Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun…
Yorumlar