Okuyan Cahil Okumayan Alim
- Seyfullah Yılmazsoy
- 27 Eki 2018 - 14:09
- 5 dk okuma süresi
- -
- 0
Bir genç kardeşimle misafir kaldığım bir yerde hasbihâl ediyorduk. O kardeşim, devletler kurup yıkmaya, mezhepler oluşturup yok saymaya, cemaatleri kötülemeye, batıl olduklarına yönelik kendince deliller sunmaya, alimleri eksik görmeye ve eleştirmeye başladı. Çok uzun bir tartışma oldu. 3-4 saat kadar tartıştık. Hemen her konuda bilgisi olmadan fikirler sunan kardeşimle tartışmamız nihayete ermeyeceği için vaktin girmesiyle de namaza kalkalım artık dedim. O ortamda “Namazla hiç alakası yok” bile diyebileceğimiz genç kardeşlerim namaza kalktılar, hazırlandılar ama o devletler kurup devletler yıkan kardeşim namaza kalkmadı. Yani saatlerce eleştirmediği cemaat kalmamışken, tenkit etmediği alim kalmamışken (ki bunu yaparken eleştirdiği alimlerin eserlerini dahi okumaktan aciz) namaza kalkmadı. Ne kadar üstelediysem ne kadar ısrar ettiysem de kalkmadı. Yani bu genç, hayatlarının tamamını ilme adamış alimleri, bir vakit namaz kaçırsa ölüme eş değer gören iman sahiplerini, onların kitaplarını okuyamadığı halde, namaz kılmadığı halde eleştiriyor ve kıymetsizleştirme adına mücadele veriyor. Bu kardeşim kendini hak yolda, hatasız, tek doğru görüyor çünkü ilim sahibi değil. Çünkü az bildiğini anlamak için çok okumak zorunda olduğunun bilincinde değil. Çünkü ilmin ağırlığı ile tevazu servetini kuşanmadı. Çünkü eleştirdiği alimler gibi zamanının neredeyse tamamını ilme adamadı. Uykularından feragat etmedi. Rahatından fedakârlık yapmadı. Kitaplara ulaşabilme adına zorluk çekmedi. Yani rahat hayatını daha da rahatlaştırma adına verdiği dünyevi mücadelesine bir başkasını eklerken, rahat koltuğunda entelektüellik adına din üzerinden yorumlar serdetti, hepsi bu. Dönemimizin en büyük problemi budur. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak. Eleştirdiğimiz şeylere dair malumat sahibi olmamak, dini herkesin at koşturabileceği bir meseleden ibaret görmek, daha entelektüel görünmek için dini okumalar yapmak ve bunu da hakkını vermeden yapmak. Bu hikayeye benzeyen bir hikayeyi bugün yaşadım. Genç bir topluluk ile hadis-i şerifler üzerine münazara yapmak adına bir yere davet edildim. Davet edildiğim yere gidip bu meselede fikir alışverişleri yaptım. Her biri farklı bir bölüm okuyan bu genç kardeşlerime münazarada bulunacağımız alana dair sorular sordum aldığım cevaplar ise gerçekten içler acısı idi. Sorduğum sorulara aldığım cevaplar şöyle idi:
“Konumuz hadisi şerif olduğu için bu alana dair malumatınızın düzeyini bilmek adına soruyorum. Hadis usulüne dair hangi eserleri okudunuz?”
“Hiç bir eseri okumadık”
“Hadis usulünü anlama adına neler okudunuz?”
“Ona dair de bir şey okumadık.”
“Peki hangi hadis kitabını okudunuz?”
“Hadis kitabı da okumadık.”
“Arapça her hangi bir okuma yaptınız mı?”
“Hayır Arapça bilmiyoruz ve Arapça okuma yapmıyoruz.”
“İmam Buhari’yi eleştiriyorsunuz, eserini ve şerhlerini okumadan. İbn Hacer el Askalani’yi tanıyor musunuz? Veya Bedrettin el Ayni’yi? Onların Buhari üzerine yazdıkları “Fethu’l Bâri ve Umdetu’l Kâri” gibi iki muazzam şerhi okuyarak Buhari’yi anlama gayreti güttünüz mü?”
“Hayır onları tanımıyoruz ve eserlerini okumadık.”
“İbn Şihab ez-Zuhri’yi biliyor musunuz?”
“Onu da tanımıyoruz.”
“Goldziher’in oryantalistik tahribatına dair bilginiz var mı?”
“Biz onu da tanımıyoruz.”
…
“Yani ben; bu alana dair hiç bir bilgisi olmayan, hiç bir okuması olmayan, hiç bir gayreti olmayan, harekesiz metni bırak harekeli metni dahi okuyamayan, tek malumatı dinlediği hocalarından aklında kalanlar olan, yani kulaktan dolma bilgiler ile bu alana dair bilgi sahibi olduğunu zanneden kişilerle Peygamber Efendimiz’in hadis-i şeriflerini tartışacağım değil mi?”
“Iııı şey evet…”
Ve sonrasında 2,5 saat tartıştık ama bütün bunlara rağmen bir sonuca varamadık. Çünkü mealde yazandan başkasını kabul etmemeleri gerektiğini öğrenmişlerdi dinledikleri hocalarından. Çünkü eserlerini dahi okuyamadıkları alimleri, din dışı şeyleri İslam’a dahil etmeye çalışan kişiler olarak öğrenmişlerdi. Hem de onları tanımadan ve eserlerini oku(ya)madan…
Büyüklerimiz derler ki: “Usul olmadan vusul olmaz”. Yani bir alanın usulüne dair bilgi sahibi olmayan kişi o alanın derinliklerine vakıf olamaz. Ancak devrimizde hangi ilim eleştirilirse eleştirilsin, ekseriyetle eleştirenler usule dair bilgi sahibi olmayanlar oluyor. Bu da keyfiyetsiz kemmiyetin ziyadeleşmesinin sebebi oluyor. Şu unutulmasın ki devrimiz bilgi kirliliğinin Nirvana’sıdır. Herkes her konuda fikir sahibidir, bilgi sahibi olmadan. Üstelik bir çok fikir sahibi okumadığı, öğrenemediği, bilmediği alana dair fikir beyan ederken; bu alanın uzmanlarını, alimlerini, bilginlerini çok rahat topa tutabiliyor, üzerlerine toprak atıp gömebiliyor. Az bildiğini anlamak için çok okumak zorunda olduğunun farkında olmayan bu cüretkâr güruh, çok okuyarak az bildiğini ikrar eden alimleri eleştirmeyi bırakarak onların mücadelelerine saygı duymak ve takdir etmek zorunda olduğunu bilmeli ve hayatına okuma adına çeki düzen vererek bilgi sahibi olmadığı konularda fikir sahibi de olmamalıdır. Bu hem kendisinin kişisel bütünlük elde etmesi için hem de ilmin adabına riayet etmesi için olması gerekendir.
Unutulmasın ki; yıkmak kolay yapmak zordur. Birini çok kolay eleştirebilir, kıymetsizleştirebiliriz ama Allah, ahirette “zerre-i miskal” hesap soracağını vaat ettiği halde, bunun hesabını verebilir miyiz? İşte hesabını veremeyeceğimiz bu vebali üstlenmemeli ve birilerini, hele hele uzman oldukları alana dair bilgi sahibi ve cehd sahibi değilken, itibarsızlaştırma çabaları gütmemeliyiz. İlmin adabına ve lisanına riayet ederek o alana dair okuma ve araştırmalar yapmalı, meramımızı gayretimiz ölçüsünde dile getirmeli ve yanlış gördüğümüz bir mesele varsa bunu o alana dair malumatımız ile beyan etmeliyiz. Çünkü alana dair bilgimiz olmayınca doğruyu yanlıştan ayırt edecek kuvvetimiz de ortadan kalkıyor.
Doğruyu yanlıştan ayırt edebilmek bir bilgiyi gerektirir. Doğruyu bilmeliyim ki ötekinin yanlışlığını anlayıp dile getireyim. Eleştirmek zorunda olmadığını anlamayan bu kardeşlerim ilmin üslubuna riayet etmek zorunda olduklarını bilmeli, alan okumaları yapmalı ve eleştirdiği alana vukufiyet kesbetmelidir. Aksi halde “Allah azabı çetin olandır”. Rabbim bizi bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlardan, insafsızca eleştirenlerden, alimleri yerenlerden, eleştirdiğinden bizar olanlardan ve tanımadığı bilginlerin aleyhinde atıp tutarak onların hakkına girenlerden uzak eylesin. Bizleri ilmin adabına riayet edenlerden, ilimleri usulünce öğrenenlerden, ulemaya ihtiram gösterenlerden, hadis-i şerifleri hayatında tatbik edenlerden, Peygamber Efendimiz (صَل الله عليه و سلم)’e ittiba gösterip, bila istisna her emrine amade olanlardan ve kutlu yolun yolcusu olarak kalma mücadelesi verenlerden eylesin. Neslimizi kirli bilgilerden de bilgi kirliliğinden de uzak eylesin. Onları ilim ehramı olarak yetiştirme hasreti bahşetsin bizlere. Ve bilgi sahibi olduğu konuda fikir sahibi olan, bilgi sahibi olmadığı konuda da edep sahibi olan (haddini bilen) bir nesil inşa etme şerefi bahşetsin bizlere. Rabbim yâr ve yardımcımız olsun. Zafer yakındır, istikbal İslâm’ındır.
Yorumlar