Fikir Düşünce

Neydi Bu Medenî Olmak?

  • 2 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Neydi Bu Medenî Olmak?

İnsanların birbirlerini “Biraz medenî ol!” diyerek yerdiği medenî olmak hasleti nedir? Medenî olmanın ölçütlerini kimler saptamalı? Medeniyet, yaşadığımız toplumu oluşturan insanların değer yargılarından süzülen bir gerçek mi? Ya da bazılarımız diyecek ki, bu kavramı en güzel şekilde bir toplumun aydınları tanımlayabilir ve uygulayabilir. Düşüncelerinin berrak ve tarafsız olduğuna inandığımız adaletsever aydınlarımız. Medeniyet kelimesi daha kolay tanımlanabilirken, bir insana ya da bir şehre medenî payesi vermek daha da zordur.

Medeniyet kelimesine tanımsal olarak baktığımız zaman ise uygarlık veya medeniyet, bir ülke ya da toplumun; maddi ve manevi varlıklarını, düşünce, sanat, bilim, teknoloji ürünlerinin tamamını ifade eder. Memleketleri imar ederek insanları sosyoekonomik, kültürel ve ahlâki yönden refah ve huzura kavuşturmaktır medeniyet. Uygar kelimesi ise yerleşik hayata ilk geçen Türk kavmi olan Uygurlardan gelmektedir.  Aynı anlamda olan medeniyet kelimesi ise Arapça olup “medine” kökünden gelmekte ve “şehir” anlamına gelmektedir.

Kelimelere başvurmadan zihnimizde medenî bir insan tasavvur ettiğimizde, davranışlarıyla en doğru örnek olarak kimi verebiliriz? Çoğumuzun düşünce ikliminde putlaştırdığı bir medenî insan tanımlaması vardır. Sana göre, bana göre, benim mantığıma göre diye başlayarak medenî insan tanımlaması yapamayız. Biliyoruz ki bu tanımlamanın tek ve eşsiz örneği Muhammedî şuur ve ahlâktır (S.A.V).

Maalesef küresel köy haline gelmiş, âhir zaman havasını soluyan, zevke ve eğlenceye bağımlı olmuş bu sapkın medeniyet anlayışı ile insanlığın ruhuna kalınca bir gaflet perdesi çekilmiştir. O zaman biz medenî olmanın ölçütlerini batı toplumlarının tekeline vermekle İslâmiyet’e ve kendi ceddimize haksızlık ettiğimizin de farkında mıyız? Şimdi bizim değerler sistemimize göre oluşturduğumuz medeniyet tasavvurumuza en uygun şehir, modern dünyanın sembolü olan Londra ve Paris mi? Yoksa İslâmi kimliğimizle örtüştürdüğümüz, iç dünyamıza hitap eden şehir yok mu? Ruhu olan bir şehir; kalbiyle gören, duyan tevhid inancıyla yorumlanmış ve yoğrulmuş bir şehir. Osmanlı yorumunun dayandığı gerçekleri süsleyen manevi değerlerle hemhâl olmuş bir şehir. İslâmi ve Muhammedî ahlâka ters düşen kapitalist çıkar anlayışıyla yoğrulmuş bir şehir değil. İslâm medeniyetinin kutsal şehirleri Mekke, Medine ve Kudüs’ün haricinde bizleri temsil edebilecek birikimi barındıran şehir. Yaşadığım şehir olan İstanbul, İslâm medeniyetini kendine has yorumu ile yaşayan şehir idi. Osmanlı İstanbul’undan, yaşadığımız günlere sarkan çok canlı, farklı, derin ve bir o kadar da anlamlı İslâm medeniyetinin izlerini de görmekteyiz.

Batı izdüşümlü modernlik anlayışı ve kapitalizm kıskacına karşı varlığımızı korumak için, İslâmi kimliğimizin ruhunu doğru bakışlarla şehirlerimizde yaşatmalı, bu anlayışı öğrenmeli ve öğretmeliyiz. Bu, bizim İslâmi kimliğimize vefâ borcumuz ve gelecek nesillere de sorumluluğumuz olmalıdır.

Etiketler
Medeniyet Osmanlı Kapitalizm modernlilk Londra Paris

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap