Nazım Hikmet’e Bir De Böyle Bakın
- Semiha Akyol
- 14 May 2016 - 19:12
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Nazım Hikmet’in adı geçtiğinde, “muhafazakâr” kesimin ve onun evlatlarından olan benim zihnimde; komünist, solcu hatta vatan haini bir siluet belirir. Üstelik çoğumuz bu yargıya kulaktan dolma bilgilerle varırız; araştırma, okuma zahmetine bile girmeden. Oysa tüm şairlerde, yazarlarda olduğu gibi herkes kendinden bir parça bulabilir Mavi Gözlü Dev’de..
Kendisine teşekkürlerimi sunduğum bir hocamın vesilesiyle tanıdım ben de Nazım Hikmet’i… tanıdığım kadarını da aktarmak isterim;
Evvela “ İlk Şiirler” kitabını okudum, orada kendime daha yakın bir Nazım Hikmet vardı. İlk şiirlerini on bir yaşında yazmaya başlayan Nazım Hikmet o dönemde ideolojisini yansıtmaktan ziyade hayatındaki gel-gitlerine ortak eder okuyucularını. Daha sonraki dönemlerde şiirin noktasız, virgülsüz de anlaşılması gerektiğini savunmuştur. Daha o dönemlerde kendine özgü “kuyruklu kafiye” biçimini de henüz geliştirmemiştir. İlk şiirlerinde kimi zaman isyanın zirvesindeki Nazım Hikmet kimi zaman da kaleminden dökülen “Yarabbi”lerle okuyucularının içlerini titretir.
6 Nisan 1922 de kaleme aldığı “Delinin İkinci Duası” şiirinin şu bölümü çaresizliğini, kendisine uzanacak ele muhtaçlığını, teselli arayışını ne de güzel anlatır;
Ne olur büyüklüğün bir teselli yaratsa!
Eğer ölüm bir ceza, hayat mükâfatsa
Bütün sevdiklerimden çoktur günahım
Bir isyana dönmeden yalvaran ahım
İlk önce beni öldür, beni öldür Allah’ım…
İkinci olarak okuduğum “ 835 Satır “ kitabında bize hep yasaklanan adı anıldığında yüzlerin değiştiği Nazım Hikmet buram buram Necip Fazıl kokar.. Öyle ki benzerliklerinin ziyadeliği, özellikle bu eserindeki bazı şiirlerin altında ismi yazmasa, şiirin Necip Fazıl’ın mı Nazım Hikmet’in mi kaleminden çıktığını anlaşılmaz bir hale getirmiştir. Bu eserinde artık yavaş ideolojisini hissettirmekte; hayata, sisteme ve olanlara karşı hep bir direniş içindedir.
..Döndürmedi rüzgâr beni havada yaprağa,
Ben kattım önüme rüzgârı…
beyiti bu durumu çok güzel ifade eder.
Sonraki okuduğum “Son Şiirler “ kitabında daha yorgun, bitkin ve zaten ömrünün sonuna yaklaşmış bir Nazım Hikmet karşılar bizi, bu duygularını şöyle ifade eder;
Kafamı çıkarıp dolaba kilitlesem bir haftalığına
Karanlığına boş bir dolabın
Omuzlarıma bir çınar ağacı diksem kafamın yerine
Uyusam gölgesinde bir haftalığına
Aslında hepimizin sıkıldığı kalabalığı ve ihtiyacımız olan yalnızlığı farklı bir bakış açısıyla yansıtmıştır.
Daha sonra “ Yatar Bursa Kalesinde “ kitabında Bursa hapishanesindeki günlerini, ailesine duyduğu özlemi yansıtır. Bu kitabında genel tasvirler dışında kişi tahlilleri de fazlasıyla yer tutar. Kanaatimce bu kitabın en sıcak bölümü “ Ayşe’nin Mektupları”dır. Ayşe bu bölümde hapisteki kocasına duyduğu muhabbeti çok özel bir uslupla yansıtır.
Son okuduğum “Yeni Şiirler” kitabında ise ideolojik düşüncelerini deruni savunurken, sisteme, siyasi kişiliklere de ağır eleştiriler getirir. Ayrıca sürgünün verdiği acı ve vatan hasreti iyiden iyiye yürek sızlatır hale gelmiştir.
Netice olarak Nazım Hikmet, bazı düşünceleri ve ideolojileri dolayısıyla bazı kesimler tarafından benimsenemese de; insanları ondan uzaklaştırmak doğru değildir. Zaten özellikle sanat ve bilim dallarında kişilerin görüşlerine bakılmaksızın değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Yorumlar