Mülteci Meselesine Dair…
- Ümran Güler
- 15 Ağu 2016 - 14:00
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Kardeşin kardeşi hor gördüğü bu berbat düzende, mültecîlere kıyak geçilmesini bekleyecek değildik ya…
Diz çöktüğümüz yer kadar olmaktan çıkıp, sırtımızı döndüğümüz düşkünler kadar olmuştu çoktan dünya… Derme-çatma Osmanlıca’mız da olmasa, ‘mülteci’den ‘iltica’ya varamayıp, -bî-idrak- ‘sığınmacı’ diye kapitalist hakâretler türetirdik lisânlarımızla.
Kapkara kalplerini utanmadan insan içine çıkaranların, yüzsüz yüzünden neşet etti bu ayrımcı kavga. İpliğimizi pazara çıkarsalar, bakırcılar çarşısında tamâh edilirken; beş para etmezdi insanlığımız, antikacılar çarşısında… Gel gör ki: “artist milletiz”dir. İslam’a dair bıçak sırtı laflar etmeyi de, çıkarlarımız yörüngesinde teoriler üretmeyi de marifet biliriz. Birlik nidâlarının biri bin para iken, kardeşlik mefhûmunu gözü kapalı satarız üç kuruşa…
Dedim ya, “artist milletiz”dir.
Kıl aldırmayız burnumuzdan.
Ve odur ki, son trend klas duruşumuz(!);
“Biz burada yabancıları sevmeyiz.
Senin yediğin ekmek benim boğazımdan eksilecekse, gelme ülkeme.”
Yok kardeşim, sen yanlış anlamışsın. O iş öyle değil…
Realist olmak iktiza ederse; yabancılık, senin kendine yabancılığın ve dahi komşusu açken tok yatamayan ümmet bilincine garip kalışındır. Yabancı olan: senin batı kültürüyle yaşayışındır. Yabancılık; Firavun’a bile kavl-i leyyin ile muamelede bulunmayı emreden dîn-i mübîne uzak kalışın, hep kapitalizmî, sancımaz bu düzen ve maddi menfaatler karşısında daha mühim değerlerin farkına varamayışındır.
Ayrımcılık senin damarlarında dolaşan lanet bir kan da değil. Senin ceddin de böyle değildi, kimin tesirinde kaldın sen? Beynin yozlaşırken hiç mi duymadın çatırdamaları? Hangi durakta saldın gitti insaniyeti?
Ortada bir yara varsa: senin vurdumduymazlığına paralel kanar o yara. Onların yaralarına Fransız kaldığın oranda, garip ve yabancı kalırlar sana; yadırgama! Korkma ağzına vurup lokmanı almazlar. Yuvasız kuşun yuvasını Allah yapar, korkma! Lüks evinden, arabandan olmazsın korkma!. Sıcak döşeklerimizden etmezler bizi, tasalanma! … Hoş, senin gibiler gökte bir kuyruklu yıldız görse, acaba arzımıza çarpar mı diye yerde titrer.
Azıcık intibaha gel de tevekkül edelim. Fetih has dairede başlar evvelâ. Davran da milli ittifakın failleri biz olalım. Kalbin pusları çözülünce: Pakdil’e Zarifoğlu’na kadar uzanır belki ufkumuz;
“İnsanlığımızın delikanlılığından bahsedelim.
Parmağıyla zincir sallayıp geçiyor önümüzden…”
Kaldır! Kafanı Milena’nın mektuplarından, Sherlock Holmes serisinin bilmem kaçıncı hayal ürünü kitabında yuvarlanmaktan, kaldır! Vazgeç her sabah beyninde dönen, iki dize aşk şiiriyle uyanmaktan. Açma bu sabah perdeyi, girmesin odana ışıl ışıl parlayan Güneş. Açma pencereni, dolmasın temiz hava. Bir kez olsun Suriye’ye ve Gazze’ye uzan hayalen; sis ve barut kokusunu çek burnuna…
Uyan! Henüz gelmedik menzile ama, yine de uyan…
Savaş çocukları uyanık uyurlar, uyan…
Sen uyurken Kudüsçüler ağlıyorlar, uyan…
Haydi! Uyanalım…
Yorumlar