Edebiyat Fikir Düşünce

Mandalina Kabukları Hâlâ Cebimde

  • 2 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Mandalina Kabukları Hâlâ Cebimde

Kıymetli kardeşim Hanim ILGAZ’a…

Eminim sen de şöyle ikazlar işitmişsindir:“Aman yapma! Etme! Yazık! Günah…”

Kelimeler insan zihninde deney tüpleri gibi ölçek ölçek hayat bulur. Böylesi uyarılar da hangimizin içinde hakiki bir ihtimamla hangimizin içinde suni bir gayretle şekillenir, bilmiyorum.

Onun yerine üç katlı şirin bir ev bir de geniş bir bahçe hatırlıyorum; o bahçedeki incir ağacının altında duran tüyleri alaca bulaca renkte bir kediye çay tabağında birkaç parça peynir ve su taşımıştım. Beş yaşındaydım ve tabureye çıkıp bu iş için gereken teçhizatı tezgâha indirmek benim için büyük bir işti. Sonra aynı tabureye, sözde, anneme bulaşık yıkarken yardım etmek için çıktım. Esasen idrakim de o tabure gibi bir basamaktı ve yaş aldıkça çocukluğumdan bugüne özenle taşıdığım bir merhametten hâsıl olan reflexlerle o basamağı arayıp hep “aman!”, dedim. Yetişelim ki olmasın; zeval gelmesin! Neye? Kime? Ona işte… Nazarımı kime, neye çevirdiysem ona. Allah’ın kullarına armağan ettiği en güzel şeydir ihtimam. Emaneti, sadakati, sevgiyi, cümle şeyi korur. Bir gün sana, bunun yoksunluğunda başıma gelenleri de anlatmıştım değil mi?

Hani Eminönü’nde küçük bir camide ikindi namazını kılarken, saf tuttuğum kişinin paltosuna sinmiş olan balık kokusundan rahatsızlık duyup yüzümü ekşittiğimi söylemiştim. Selam verince o kişinin güler yüzlü bir teyze olduğunu gördüm. Sonra o teyze benden dua istedi. Anlattığına göre babası alkolik olduğu için annesinin evi terk etmesiyle yalnız kalan torununa balıkçıda çalışarak kazandığı maaşla bakıyormuş. Torunu başıboş halde kalınca toyluğuna yenik düşerek kim bilir nerelere bulaşmış ve uyuşturucu bağımlısı olmuş. Onu bu halden kurtarmak için uğraşıp didinen de yine babaannesi yani bu teyze olmuş.

Teyze namazını kılmak için alelacele balıkçıdan gelmişti ve aynı telaşla işine dönerken dua istediğinde: “Ne olur daha fazla bir şey söylemesin Allah’ım!”, dedim. Çünkü az evvelki hoşnutsuzluğum kaba bir surette karşıma dikildi ve ben yerin dibine geçtim. Sözlerini benim için ettiği duasıyla: “Allah seni Peygamber Efendimize (S.A.V) ve Fatıma annemize (R.A) komşu eylesin” diyerek tamamlamıştı. O günden sonra da görüştük ve birbirimize hep duacı olduk.

Ahşap üzerinde yosunlanan, yumuşayan yerlere “şeytan tahtası” derler ya hani, kıymetli kardeşim, işte bu sebeple ihtimam ahlakıma zeval gelmesinden, yosunlanıp yaş tahta olmasından korkarım ben. Çünkü o zaman basamağımı yitiririm. Kendime küserim. Bizi yürek dolusu şenlendiren kahkahalarımızda bu yazıya ismini veren nüansı bulmuştuk ya! O gün mandalina kabukları neden cebimdeydi biliyor musun? Ben yine küçük yaşlarda annemden çöpler hususunda alelade davranmanın hakka girmek demek olduğunu öğrenmiştim. Yıkıp viran ettiğim ne varsa hakkının peşimden geleceğini bildiğimden yediğim mandalinanın kabuklarını bulduğum ilk çöpe atmak için cebime doldurmuştum. Tuhaf olsa da dünyanın sırrı bu. Biz bir otobüs camından bakar gibi ışığını gözümüzden sıyırıp alan manzaraları hızlıca geçip büyüyeceğiz. Yalnız böyle zamanlarda durup bir fotoğrafı dahi izah etme şansını yakalarsak gerçek bir nimete erişeceğiz. Böyleyken böyle kardeşim, dert ortağım. Bu da o meyvenin kokusu gibi hoş bir anı oldu içimde. Beni yâd edince duyarsın belki:

-Hanim! Mandalina kabukları hâlâ cebimde!..

Aralık 2016, İSTANBUL

Etiketler
hayat Dua Düşünce Anlam

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap