Medeniyet

Kültür Katili Süper, Hiper Marketler Ve Unutulan Zimem Defteri Kültürü

  • 3 dk okuma süresi
  • -
  • 2
Kültür Katili Süper, Hiper Marketler Ve Unutulan Zimem Defteri Kültürü

Çok klişe olan ve artık tiksinti getirecek derecede olan “Nerede o eski Ramazanlar…” geyiğine doyduğumuz yeni Ramazanlarda, yine eskiye, geçmişe, hatıralara ve aslında bunların derininde kaybolan insanlığımıza yanarız güya. Herhangi birinin neredeyse her şeye kolayca ulaşabildiği süper çağımızda her şey süper, her şey kolay ve her şey mümkün. Geçmişimizi özleriz. Geçmişimizle övünürüz. Geçmişimize yanarız, ağlarız. Övünülecek ve gülümsetecek şeyler geçmişte kalmışsa eğer, şu anımıza yalnızca dövünüp ağlamak kalmış demektir.

 

Bugün denk geldi, bir gazetede bir köşe yazısını okudum. MÜSİAD (Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği) başkanı ve üyelerince kaybolmuş bir kültürden ve onu yaşatmak için neler yapılabileceğinden bahsedilmiş. Allah onlardan razı olsun, Osmanlı’da yeşerip yaşayan çok güzel bir adet olan zimem defteri uygulamasına dikkat çekmişler.

 

Zimem defteri, bakkallardaki veresiye verilen şeylerin not alındığı, borçların kaydedildiği, bizim bildiğimiz veresiye defteri. Zimem de zimmet kökünden türeme, borçlu anlamına geliyor. Özellikle Ramazan ayında devrin zengin, hali vakti yerinde olan kişileri, tebdil-i kıyafetle kendilerini tanımayan, kendilerinin de tanımadığı bir muhite giderler, bir bakkala uğrayarak zimem defterinden, yani veresiye defterinden bir kısmı bakkala seçtirirler ve o kısımda yazılı olan borçlunun bütün borçlarını öderler ve yaprakları yırtıp atarlardı. Velhasıl-ı kelam, ne ödeyen kimin borcunu ödediğini, ne de borçlu kişi kendisinin borcunu kimin ödediğini bilmezdi. Hayrı yapan tevazu içinde böbürlenmeden yapar, kendisine hayredilen kişi de bu iyiliği yapana minnet duymak zorunda olmaz, incitilmeden işi görülmüş olunurdu.

 

Ben özellikle okuduğum kısımdan burada değinmek istiyorum, MÜSİAD yetkililerinden bir heyet çıkıyor ve Eyüp muhitinde bir bakkala uğrayarak yaptıkları uygulamayı anlatıyorlar. Bakkaldan veresiye defterini, içinde borçların yekünü miktarınca satın alıveriyorlar. Hem bakkal sahibi, hem bu uygulamayı yapan iş adamları mutlu ve memnun oluyorlar. Borçluların sevincini siz düşünün. Bu heyet bu şekilde yine Eyüp’te olmak üzere üç bakkal daha dolaşıp zimem defterlerini yine borçların yekünü tutarınca satın alıp güzel bir hayra vesile oluyorlar. Allah onlardan razı olsun.

 

Lakin şu da var ki süper marketlerin, alışveriş merkezlerinin adım adım dikildiği, içinde gıdadan elektronik aletlere kadar her şeyin bulunduğu mahalle ve sokaklarımızda bu kültürü yaşamak ve yaşatmak oldukça zor. Zira bu gibi kuruluşlar bırakın veresiye vermeyi, beş kuruşunuz eksik çıksa size bir sakız dahi satmıyorlar. İçinde her şeyin olduğu, fakat insanlığın olmadığı büyük marketler…

 

İçine girerken insanlığımızı çıkarıp, kapının dışında bırakmak zorunda olduğumuz marketler, kasalarında yer kaplayacak herhangi bir kuruşun noksanlığında sanki uyuşturucu mübtelalarının çektiği yoksunluk krizleri gibi korkutucu bir ortama dönüşüveriyor. Kasalarda bulunan, reyon aralarında dolaşan personelin “Hoş geldiniz efendim, nasıl yardımcı olabilirim efendim?” şeklindeki oldukça yumuşak, sevecen ve masumane üslupları, yeterli miktar para çıkışmadığında ve nazikçe sonra bırakacağınız teklifi yapmanız sonrasında “Lütfen çıkar mısınız!” şekline dönüveriyor. Halbuki bakkal Hasan amcamız aynı durum karşısında “Canın sağ olsun yav önemli değil” diyerek içimize su serper. Ya da baktı ki çok müşkil durumdayız, “Tamam ben buraya yazıyorum, müsait olunca ödersin” deyip kırmadan, incitmeden geçiştiriverir.

 

Oysa biz şimdiki zamanımızda her şeye ulaşabilen, her şeyin ulaşılabilir olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Ben çocukken hatırlarım, iftar yemeği üç dört çeşit olmazdı. Çorba olurdu, ana yemek de baba yemek de o olurdu. Ya da o akşam bir pilav pişerdi, yanında çok çok ya salata ya da ayran olurdu. O ayran da yine bu marketlerin raflarındaki adı ayran olan o ne olduğu belirsiz iğrenç, beyaz sıvıdan olmazdı. Şimdi sofralarımızda üç dört hatta tatlıyla beş çeşit yemeklerimiz var ama doymayı unuttuk. En fakirin evinde bile üçlü, dörtlü bilmem kaçlı mobilyalar var, ama evi yuva yapan şeyleri unuttuk. Her türlü iletişim cihaz ve ağlarına sahibiz, ama komşumuza selam vermeyi bile unuttuk.

 

Açın halinden de bir nebze anlardık. İnşaallah bir gün doyabilirsek onu da anlayacağız…

Etiketler
Borç Kitle İletişim Araçları market alış veriş merkezi bakkal iftar MÜSİAD zimem defteri veresiye defteri

Yazar Hakkında

Kemal Ağca

Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın

Yorumlar

  • 2 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap