Kulluk Maratonu
- Seyfullah Yılmazsoy
- 16 Tem 2017 - 14:37
- 5 dk okuma süresi
- -
- 0
Selamun aleykum!
Bizler Allah’a kul olma şerefine nail olmuş ve bu şereften ötürü bahtiyar olmuş kullarız elhamdulillah! Peki bu saadetin bir sebebi var mı diye sorduğumuzda, iç alemimize alacağımız cevap nedir? Elbette bir sebebi vardır!
Bunca harikulade olay; muhteşemlikler, mükemmellikler, bunca cereyan eden düzen, nizam, intizam ve en nihayetinde bütün bunların Eşref-i Mahlukat olan insan hayatının muazzam bir işleyişle devam edebilmesi için düzene bindirilmiş olması bir sebebi mecbur kılmaktadır çünkü! Peki bu sebep nedir ?
Allah (c.c) Mülk suresi 3. ayet-i celilesinde, “O, ölümü ve hayatı hanginiz en güzel ameli işleyecek diye ( bir imtihan vesilesi olarak ) yarattı. O, Aziz’dir Gafur’dur.” buyurmaktadır!
Bir başka ayette ise : “Ben cinleri ve insanları yalnızca bana kulluk etsinler diye yarattım (Zariat /56)” buyurmaktadır. Yani bizler yüce Allah’a en güzel şekilde kulluk etmek ve bu kulluk sürecinde, hatta ve hatta bu kulluk maratonunda imtihan olmak için yaratıldık. Her biri birer kandil olan, rehber olan yüce peygamberler bi-la istisna, bunu en güzel şekilde tecrübe edip tecrübelerini bizlere takdim etmişler ve en mükemmel örnekliği sergileyip Rahman’a ulaşmışlar, rıza-i bari dairesinde imtihanlarını tamamlamışlar!
Bir kaç örnek vermek (her ne kadar bilinse de hatırlatmakta fayda vardır) hayırlı olacaktır .
Mesela Hz.adem (a.s) bir oğlunun diğer oğlunu katletmesi ile imtihan olmuştur. Ki cennetten kovulma acısının tazeliği düşünüldüğünde, bu acıya evlat acısı da eklenince dayanılmaz olacağı aşikardır. Hz.Nuh (a.s) evladının küfrü ile, ölümü ile (Kur’an tabiriyle) bin eksi elli senelik bir ömürde (yine Kuran’ın tabiri ile) bir avuç iman eden olup, inkar edilme, dışlanma ve rencide edilme ile imtihan olmuştur. Hz.ibrahim ( a.s) babasının kafirliği hatta ve hatta put satıcılığı ve düşmanlığı ile, evladını boğazlama ile ve her peygamber gibi inkar edilip dışlanarak rencide edilme ile imtihan olmuştur. Daha bir sürü olay ve bir sürü peygamber varken uzamaması açısından Hatemu’l Enbiya olan efendimizden bir kaç örnek daha vermekle iktifa edeceğiz inşaallah.
Hazreti Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hiç şüphesiz; en sevilen kul, en büyük önder, en büyük rehber, en sevgili, en değerli ve en kıymetli varlıktır. Zira o kadar kıymetlidir ki Kuran’da Allah kendisinden “habibullah” (Allah’ın sevgilisi) diye bahsetmekle kalmaz, ondan yana “Andolsun ki, Allah’ın elçisinde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmaya inanan ve Allah’ı çok anan kimseler için en güzel bir örnek vardır” (Ahzab Suresi, 21) ayetinde olduğu gibi en güzel örnek, ve “Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiya / 107) ayetinde de alemlere rahmet olarak bahseder. Yani en kıymetli kul Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) dir. İşte bu da demek oluyor ki; değeri nispetinde imtihan olunan bu dünya da en şiddetli imtihana o maruz kalmıştır! Nedir bunlar? O kadar çoktur ki, biz birazı bile dahi iktifa ettiğimizde çok olacağı anlaşılacaktır. Öncelikle alemlerin özlemi Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) dünyaya yetim gelmiş, az büyüyüp anne sevgisi tadamadan öksüz kalarak boynu bükük büyümüştür. Dedesinin himayesinde iken çok sevdiği dedesini de çocuk yaşta kaybedip bir kez daha yetimliği tatmıştır. Amcasının yanında fakir bir hayat sürerken evlenmiş, 40 yaşına gelip imanın hakikatini haykırmaya ve bir eline güneşi, bir eline de ayı verseler dahi davasından vazgeçmeyip samimiyetle bu yolda kalacağını beyan ettiği ana kadar, bu hayat normal seyrinde iken en şedid imtihanlar başlamıştır. Şöyle ki; ona biat edenler, onun yolunda oldukları için gözlerinin önünde öldürülmüş, işkencelere maruz kalmış, en yakın akraba ve arkadaşlarından eziyet görmüş, hakaret işitmiş, rencide olmuş, öldürülmeye çalışılmış ve yolundan döndürülmeye çalışılmıştır. Amcası ve vefakar eşinden destek görürken hüzün senesinde o ikisini kaybederek bütün desteğini adeta yitirmiştir. El Emin (Güvenilir) vasfı ile tavsif edilmişken, ona o vasfı verenler tarafından sahtekarlık, yalancılık ve sahirlik (sihirbazlık) ile itham edilmiştir. 6 evladını (üçü daha bebekken) kendi elleri ile toprağa gömmüştür. Eşine zina iftirası atılmıştır ki bu olay kendisini baya yormuş ve dahi harab etmiştir. (Yüzüme gelsin) yüzüne tükürülmüş ve hassasiyetli narin yüreği adeta alevlerle dağlanır gibi dağlanmıştır. En sevdiği amcası öldürülmüş, vücudu tanınmaz hale getirilmiş ve Hind tarafından ciğerleri çiğnenmiştir. Sonradan Müslüman olması ve efendimizin bunu kabul edip tek kelime etmemesi mükemmel yüreğine ve muhteşem karakterine de yine delildir. İslamı kabul edenlerin bazılarının üzerine kızgın çölde demirden gömlek giydirilmiş, bazılarının üzerine ağır taşlar konarak altında ezilmesi sağlanmış, bazıları közlerle öyle dağlanmış ki iç yağları közleri söndürmüş ve tüm bunlar onlardan daha çok Efendimizi perişan etmiştir ki Allah ayette : “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.( tevbe 128 )” buyurmaktadır . Yani onlar acı çektiler ama Efendimiz müminlere karşı çokça hassas ve merhametli olduğu için kendileri daha çok acı çekmiştir. Münafıkalardan ihanet görmesi, savaşın ortasında terk edilmesi ve sonrasında ki bir çok imtihandan bahsetsek konu uzayacağı için bu kısa örneklerle iktifa edeceğiz. Ancak kısa örneklere dahi bakıldığında; insanın yüreği ürpermekte, gözleri yaşarmakta ve aslında ne kadar rahat bi hayat yaşadığını düşünmenin ızdırabı ile kavrulmakta… Bütün bu imtihan ve kulluk maratonu göz önüne alındığında kul elbette sınanmadan bırakılmayacağını ve kulluk derecesine göre sınanacağını bilmeli, anlamalı ve bu uğurda isyan yerine şükredip sabretmeyi şiar edinmelidir. Konuyu uzatmamak ve dağıtmamak adına Allah’ın bir ayeti ile noktalamakta fayda görmekteyiz…
Allah ayette : “(Ey müminler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenlerin benzeri sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?! Onlara yoksulluk ve sıkıntı öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki nihâyet peygamber ve beraberindeki müminler, “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?” demişlerdi. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı yakındır.” (Bakara, 2/214) buyurmaktadır. Yani zaten kulluk ve imtihan için geldiğimiz dünyada elbette sınanmadan, imtihan olmadan cennete giremeyeceğiz. Bize düşen sabretmek, sebat etmek, şükretmek ve imtihanlarla olgunlaşmaya azmetmektir. Sürç-ü lisanım oldu ise affola.
Hataların nefsimden, doğruların ise Allah’tan olduğu unutulmasın.
Selametle kalın inşallah
Selam ve dua ile .
(hüznî)
Yorumlar