Fikir Düşünce

Kitabın Ortasından Konuşmak

  • 4 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Kitabın Ortasından Konuşmak

İdrak ettim ki sözler önce gözlerde başlar. Bir “şey” görür insan. Merak eder, tefekkür eder, rağbet eder, imtina eder ve bir “şey” der. Her şey gibi “demek” de ihtiyaçtan hasıl olur. Gördüğümüz, duyduğumuz bir yer eder gönlümüzde. Ama iyi, ama kötü, ama sever, ama iter; her ne tesirde bulunursa artık bir iki şey demek lazım gelir. Bu yüzden “demek” fiili canlıdır, hayat sahibidir. Doğar, büyür içimizde. Etkiye tepki verir, bir yerden bir yere hareket eder, beslenir, çoğalır ve her canlı gibi o da ömrünü tamamlayıp ölür.

“Ne?” ile başlar “demek” in serüveni.

“Nasıl?” ile serpilir, boy atar.

“Neden?” ile artık rüşdünü ispatlamıştır.

“Kim?” ile de kendi hayatındaki tasarrufunu kullanıp, risk almaya yetecek kadar olgunlaşmıştır...

“Demek ki...” deriz, bir şeylerle o içimizdekini dışa vurma ihtiyacı hissettiğimizde; idrak edip, besleyip, büyütüp salıvereceğimizde. “Demek ki; konuşmak lazım gelir ki... Bir şeyler söylemeli ki... İfade etmek gerekir ki...” diye devam eder gider. Bu yüzdendir ki; konuşmak, söylemek, ifade etmek hatta göstermek ve işaret etmek de “demek” fiilinin kardeşleri, kuzenleri; belki de “demek” aşiretinin mensuplarıdır. Nasıl ki bir koca aile ya da sülaleyi kastederken tek tek mensupların adını soyadını söylemeyiz de “Öztürk ailesi, Öztürk aşireti, kabilesi...” vs deriz; işte söz ile, kelam ile, ifade ile, konuşmak ile alakalı bütün kelimelerin ve cümlelerin kökü de “demek” fiilidir. Muhaberenin atasıdır demek fiili; meselenin özüdür.

“Demek” dedik ya, diyeceğimiz ne de çok şey var... İsteriz ki bizim gördüklerimizi, idrak ettiklerimizi, keşfettiklerimizi bütün insanlık duysun ve bilsin. Demek isteriz ki, “O öyle değil ey insanlar açın gözünüzü!” Fakat her canlı gibi “demek” de hayatında en az bir kere yanlış yapar. Bu yanlış onu ya güçlendirir ya sakatlar ya da öldürür. “Demek” en ziyade “Nerede?” noktasında hata yapar. Bir türlü öğrenemez orada nasıl davranacağını. Onunla karşılaştığında ya far görmüş tavşan gibi kalıverir ya da bir serçe gibi ürküp kaçıverir. Bu yüzdendir ki çoğu kelam ya anlaşılmaz ya kabul edilmez ya da hiç duyulmaz...

“Nerede?”ye gelecek olursak, o bizim “demek”in hayat sınavıdır. Ona “Nerede?”yi öğretmeden doğasına salacak olursak ya diğer denenlere yem olur ya da açlıktan ölür. O yüzden gelin de bu körpe “demek”e “Nerede?”yi öğretelim elimizden ve dilimizden geldiği kadar. Görülen, fark edilen, idrak edilen, hakkında bir şeyler demek lazım gelen bir meselenin tabi tutulacağı bir imtihan daha var; o da emin olmak: Denmesi gerekenin gerekliliğinden emin olmak, orada “demeye” başlanacak sözün o söz olduğundan emin olmak, denmesi gerektiği düşünülenin doğruluğundan emin olmak; renginden, ahenginden, dengesinden emin olmak...

“Demek” çoğu kez, “Olur mu canım öyle şey...” duvarına çarpar. “İyi de şimdi şöyle bir şey var...” tümseğine takılır, “Fazla derine dalmamak lazım...” çukuruna da yuvarlanabilir. Bütün bunlar bir yana, “Başladı yine bizimki...” deryasında boğulup can verir... Bütün bu tehlikelerden “demek”i korumak için ilk yapılacak şey, onu kuvvetlendirip besleyecek olan doğru ve yeterli bilgidir. Bilgi olmadan “demek” demek olmaz. Laf olur, zırva olur, lakırdı olur...

“Dedi desinler...” diye denmez, “Duysunlar ve bilsinler” diye denir denecek olan. Yerinde ve zamanında, yeterli dozda denmeyen sözler; zamanında yenilmeyen öğün gibidir. Tokluk hissi verir lakin sonrasında rahatsızlık verir, sancı yapar, kilo yapar, tansiyon, şeker, kollestrol yapar. Hele gece yenen öğünlerin neden olduğu meşhur kabuslara ne demeli? İşte “Nerede?”yi bilmeden, öğrenmeden kelam sahnesine çıkan bir “demek” de dimağda sancı yapar, ağırlık yapar, türlü ruhi rahatsızlığa neden olur. Halk içinde “demek”i salıveren kişinin kabuslarına bile vesile olur da denenin sahibi ya bir daha onun yüzüne bakmaz ya da bir müptela gibi onun kölesi olur. Bundandır ki; söz ağızdan çıkana kadar kişinin kölesi, çıktıktan sonra ise efendisi oluverir. “Nerede?”yi bilmeden çıkıp etrafta dolaşan bir “demek” asla iflah olmaz. Faydası olmadığı gibi zararı da olur pek tabi. En basit örneği fitne denilen şey de “Nerede?”den habersiz bir demek yüzünden çıkar. İblis'in en belirgin sıfatları olan kibir ve isyan da yine “Nerede?”yi bilmeyen bir “demek ile vücuda gelmemiş midir?

Bu yüzden ne olur “demek”i “Nerede?”yi öğretmeden zinhar salmayalım dışarıya. Yazık olur sonra, ziyan olur, cinayet olur... “Demek” de bilsin kitabın neresinden filizleneceğini. Bilsin de deniz kablumbağalarının yeni doğan yavruları gibi doğruca denize doğru emeklesin ve ulaşsın büyüyüp kendi ailesini kuracağı hikmet deryalarına...

Etiketler
Ne efendi söz nasıl neden kim nerede demek muhebere

Yazar Hakkında

Kemal Ağca

Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap