Kendime Göç
- Hasibe Barlas
- 13 Eyl 2020 - 14:47
- 3 dk okuma süresi
- -
- 2
Bu yolculuk kendine gider...
Bir yolculuktayız şimdi seninle, kendimizi aradığımız... Ararken kaybolduğumuz ve bulsak da kaçtığımız. Çok uzaklara gitmeye gerek yok. Buralarda bir yerlerde olmalıyız. İnsan hep bir yerlerde arar zaten kendini. Bazen bir eşyada, bazen bir sokakta, bazen bir dostta, bazen bir çift yaşlı gözde, bazen bir kalpte, bazense birkaç kelamda.
Bulduğumuzu sandığımız da olur, bulduğumuzda kaçtığımız da. Tıpkı bir çocuk gibi, özümüzden kaçarken öyle hızlı koşarız ki, düştüğümüzde canımız acımaz sanarız. Yaralarımızı bir saran bulunur sanarız. Çok sevdiğimiz biri veyahut annemiz gibi. Ta ki yabancı biriyle karşılaşıp o korkuyu, o tedirginliği hissedene dek. Onu görünce anlarız ki bilmediğimiz bir yerdeyiz. Ait olduğumuz yerdense çoktan uzaklaşmışız. Hayatta da böyle değil midir? Bir musibet, bin nasihatten evladır sözü gibi. Bir yabancıya denk gelmeden bilmiyoruz evimizin kıymetini. Kaçmak hoşumuza gider, kaçtıkça özgürleştiğimizi sanırız aslında. İleriye gidip belirsizlikler içinde kaybolmaktansa ait olduğumuz yere dönerken yorulmayı tercih etmeliyken koşmaya devam ederiz. Bilinmezlikler ülkesinde kıymet aramak yerine, kendi memleketimizdeki değerimizi bilmemekte ısrar ederiz. Kendimizi başkalarının düşüncelerinde, başkalarının hayatlarında, başkalarının hayallerinde bulamasakta aramaya devam ederiz. Taklit döngüsünün içinde yıllarımızı harcarız. Onaylanma arzusunun etkisinde kendimizi kabul etmeyi unuturuz.
Şu soruyu soruyor iç sesimiz (bazen kısık bazen yanık sesle): “Ben kimim?”
Sahi kimim ben diye sorduğumuzda şu an olduğumuz yer, şu an yaptığımız eylem, verdiğimiz cevapla tutarlı mı? Bir kötülük yaparken ben masumum diyebiliyor muyuz? Bir iyilik yaparken karşılık beklemiyorum diyebiliyor muyuz? Yoksa bir kabalık içindeyken nezaketten mi söz ediyoruz? Yitirdiğimiz dürüstlüğü yalan hikayelerin içinde mi arıyoruz? Bütün soruların cevabı insanın özünde gizliyken, cevapları nerede arıyoruz? Dışarıdan dört dörtlük görünen hayatlara hiç sorgulamadan nasıl tabi oluyoruz?
Kendi hayatımız, kendi varlığımız (Rabbimizin istekleriyle buluştuğunda) birçok güzelliklere imza atabilecekken, bilmediğimiz yerlerde çirkinliklerin içinde güzellik aramaya başlıyoruz.
Mutluluğu kendi eylemlerimizle gerçekleştirmek yerine, altın tepsilerde sunulmasını bekliyoruz tüm tembelliğimizle. Başarıyı çaba ve gayretle elde etmek yerine, merdivenleri çıkmak yerine yukardan yuvarlanıp kucağımıza düşmesini bekliyoruz tüm irademizle. Umudumuzu, iman ve duayla desteklemek yerine, karamsarlığımızı koruyup kolluyoruz tüm şevkimizle.
“Kendimize Dair” adlı bir hikaye yazacak olsaydık, hangi rollerde olmak isterdik bir düşünelim. Bu hikayenin başrolü biz olmasak da başrol yerine koyduğumuz insanlarda hangi özellikler olsun isterdik. Kimlerle birlikteyiz bir gözden geçirelim. Birlikte koştuğumuzu sandığımız kişilerle, içimize sinmeyen düşüncelerle yolun sonu uçurum olabilir. Hayallerimiz sandığımız şeyler acılarımız olabilir. Başkası olma çabamız, benliğimize ve ahiretimize açtığımız derin yaralara dönüşebilir.
Bir çiçek tohumu gibiyiz.
Açmaktan, Güneşe yüzümüzü dönmekten endişe etmemeliyiz.
Bir sonbahar gibiyiz.
Yeri ve zamanı gelince yaprak dökmekten alıkoymamalıyız kendimizi.
İnsanız, kuluz evvela...
Umutlarımızla, yeislerimizle; başarılarımızla, yenilgilerimizle; sevincimizle, kederimizle; sesimizle, sessizliğimizle; kavgalarımızla, barışımızla... Kendimizi doğru yerde bulmanın en güzel yolu, hayat amacımızı Allah-u Telala'nın istediği şekilde belirlemek, yol azığımızı biriktirmek ve kul olmanın gücüyle devam etmektir bu yolculukta. Öyle ki Rabbimizi razı etme dışında her yol başkasına çıkar.
Ve her yolculuk bir mola ister.
Geriye dönüp bir bakalım ve sorumuzu değiştirelim şimdi:
Ben neredeyim?
Şöyle etrafımıza bir dönüp bakalım. Kafamızı bir çevirelim gerçeklere. Kaç zamandır bizi bekliyorlar. Kaç zamandır yolumuzu gözlüyorlar. Ama gitmemekte direniyoruz. Fıtrat bir şeylere bağlanmak ister. Fıtrat bir yolu yürürken akıl değil kalp ister. Fıtrat öz ister. Bu azıklar peşinen verilmişken hangi taş önümüze çıkıp da engel olabilir ki? Hangi barikat aşılmaz olabilir? Hangi yük ağır olabilir?
Rabbimize giden yolda, bütün engeller imtihandır. Bütün nimetler yoldaştır. Şimdi göç etme vakti.
Kendine doğru...
Rabbine doğru.
Ve doğrulmaya doğru.
Etiketler
Yazar Hakkında
Hasibe Barlas
Deryada damla olma çabası...
Yorumlar