Karanlık Gece
- Rümeysa AkmanX
- 7 Tem 2018 - 13:58
- 3 dk okuma süresi
- -
- 0
Karanlık gecede parlayan iki yüz kırk sekiz yıldızıma…
Sela sesleri hiç bu kadar acı olmamıştı ey şehitlerim! Her okunuşta yüreğimizi titreten bu ses, hiç bu kadar güç vermemişti bizlere. Sıcak bir yaz gecesinde hiç bu kadar soğuk terler akmamıştı. Hiçbir gece bu kadar uzun olmamıştı.
Sizlerdiniz o geceyi aydınlatan ey şehitlerim! Bir yıldız gibiydiniz. Tek tek yandınız, yandıkça ışık saçtınız. Bir yağmur tanesi gibi düştünüz o gece toprağa. Her düştüğünüzde yer titredi, arş titredi. Öyle bir titremeydi ki, bu dünya gidişinize ağlarken, arş seviniyordu adeta. Bir bayram gibi olan arşta, kimler geldi sizi karşılamaya? Seyit Onbaşı’da orada mıydı? Hani iki yüz kiloluk mermiyi tek başına “Ya Allah” diyerek kaldıran onbaşı. Ya Fatih Sultan Mehmet… Hani gemileri karadan yürütüp, İstanbul’u fetheden büyük komutan. O da orada mıydı? Selahattin Eyyubi… Yine iki yanında kılıç mı vardı? “Resullah’ın Miraç’ta tüm peygamberlere namaz kıldırdığı mescit, Haçlıların elindeyken ben nasıl gülerim!” diyerek Kudüs’ü fetheden komutan. O da gelmiş miydi sizleri karşılamaya? Ya O… Âlemlerin Sultanı Hz. Muhammed (s.a.v) en önde mi bekliyordu sizi? Size o mübarek kollarını açarak “Gelin Ey Şehitlerim” mi dedi? “Cesur yiğitlerim” diye mi seslendi sizlere?
Peki, önce hanginiz katıldınız şehitler ordusuna? Otuz kurşunla şehit olan Ömer Halis Demir? Önce sen mi gittin ey büyük asker! Yoksa daha yavrusunu sevmeye doyamamış Şehit Demet Sezen, sen mi vardın önce? Baba oğul el ele mi gittiniz, Peygamberin kollarına, ey Şehit Erol ve Abdullah Olçak? Tanklar altında şehit olan kardeşim, önce sen mi vardın arşa. Ey ikiz şehitlerimiz Ahmet ve Mehmet Oruç! Kol kola gediğiniz bu dünyadan, kol kola mı gittiniz şehitler ordusuna?
Ah Şehitlerim! Yavaşça süzüldünüz gökyüzüne. Ve sessizce “Elveda… Elveda dünya” dediniz. Ve bir güvercin gibi uçup gittiniz. Ey şehitlerim! Yüreğimi bir türlü anlamıyorum. Bir hüzünlü bir mutlu… “Neden hüzünlüsün?” diyorum Susuyor. Bir sızıyla cevap veriyor bana. Sizlerin bu dünyadan gidişine üzüldüğünü, dile getiriyor. “Ya neden mutlusun?” diyorum. Bir anda sızı gidiyor, içi içine sığmıyor. Hani o gece siz arşa yükselirken etrafınızda kanat çırpan kelebekler var ya, işte benim de yüreğimde uçuşuyor. Ve yüreğim sessizce diyor ki: “Cennet bahçelerinde, Hz. Muhammed’in yanında oturan şehitlerimiz gülerken, üzülmek benim ne haddime!” İşte o zaman susuyorum. Siz söyleyin şehitlerim, bu aciz yüreğime ne demeliyim? Düşündüm. Gökteki iki yüz kırk sekiz yıldıza bakarak günlerce düşündüm. Gökteki yıldızlar ışıl ışıl parlıyor, sanki bana bir şeyler fısıldıyordu: “Üzülme! Sızlamasın o yüreğin. Bu şanlı bayrak, göklerde bir gelin gibi süzülürken kanamasın yüreğin. Unutma: Şehitler Ölmez!” Balkona astığım bayrağa baktım. Hafiften esen rüzgar şanlı hilali dalgalandırıyor, bana bir şeyler fısıldayan yıldızlar parladıkça; benim, Emine teyzenin, Ahmet amcanın, Fatma ninenin penceresine, balkonuna, arabasına astığı ay-yıldız da parlıyordu. Bir gururla dalgalanıyor, cesurca haykırıyordu: Şehitler Ölmez! Sokaklarda bu nida yankılanıyor, gökteki yıldızlar eşlik ediyordu. Yer gök inliyordu adeta.
Ey şehitlerim! Ey benim karanlık gecede parlayan iki yüz kırk sekiz yıldızım. Tıpkı ecdadım Osmanlı gibi, tıpkı Çanakkale’deki dedelerim gibi, tıpkı sizin gibi cesurca şanlı bayrağımı korumaya devam edeceğim. Artık gökteki yıldızların sayısı benim için hiç değişmeyecek. Hep iki yüz kırk sekiz olarak kalacak.
Hakkınızı helal edin ecdadın cesur torunları,
Hakkınızı helal edin ümmetin umutları,
Hakkınızı helal edin cennet vatanımın yiğitleri…
Yorumlar