Fikir Düşünce

Kanaatin Kanatları

  • 3 dk okuma süresi
  • -
  • 22
Kanaatin Kanatları

Kanaat... Eylem midir yoksa pasif duruş mu?

Sahi, neydi bu kelimenin anlamı? Terim anlamı veya daha geniş kapsamı... Uzun zamandır lugatımızdan çıktığına göre artık aklımıza dahi gelmiyor demektir. Oysa ne güzide bir kelimedir kanaat. Ne sade ve ne gösterişli bir eylemdir. Çok mu eskilerde kaldı o da? O zaman hatırlatalım...

Son günlerde, haftalarda hatta aylarda geçmişe daha bir özlem duyar olduk. Aklımız fikrimiz çocukluğumuzun ve ilk gençlik yıllarımızın o mutlu mesut günlerinde. Merak ediyorum, neden bugünü bir türlü sevemiyoruz dostlar? Oysa o günlere nazaran aklımızın alamayacağı bir rahatlık, konfor ve bolluğa sahibiz bugün. O günlerde teknoloji deyince çevirmeli ev telefonundan başka kasetçalar ve tek kanallı televizyonlardan başka bir şeyimiz yoktu. Evlerimiz sobalıydı. Her yıl odun kömür taşırdık tonlarca. Soba hangi odadaysa orada yatardık kış günlerinde. Şimdiki gibi marketler yoktu. Bir kutu sade bisküvi bile nasıl da lezzetli gelirdi çayın yanında. Şimdi olsa yüzüne bakan olmaz. Saysam şurada daha onlarca örnek verebilirim. Kısıtlı imkanlar, kısıtlı seyahatler, kısıtlı cüzdanlar ama sınırsız hayallerimiz vardı. Sokaklar vardı, toz, toprak vardı. Anamız babamız halinden şikayetçi olmazdı, olsa da yansıtmazdı demek ki. Bir kez bile şunu bunu alamamaktan bunalıma giren bir ana-baba hatırlamıyorum. 

Biz de mutluyduk elbet. Şikayet etmek nedir öğrenmemiştik henüz. Elimiz, yüzümüz sokak tozu, gönüllerimiz inci tozu... Neydi bunun sırrı diyorum, düşünüp taşınıyorum, kendi kendime konuşuyorum, sonuçta yine aynı noktaya geliyorum. Kanaat... Ne tatlı kelime, ne sihirli... Bir kilidin anahtarı sanki. Gönüllerimizin pas tutan kilidinin anahtarı. Mutluluğu tüketmekte arayan, tükettikçe doyumsuzlaşan, doymadıkça tüketen gönüllerimizin... Kanaat anahtarını kim attı denizlerin dibine? Nasıl geldik bu hale? Nerede kaldı sadeliğimizin verdiği muazzam özgürlük hissi? Şimdi özgür müyüz ki? 

Kapitalizmin prangalarıyla yaşayıp, ayaklarımızdaki ağırlıklarla uçmaya kalkıyoruz. "Gel, anahtar bende, kanaat anahtarıyla çözelim prangalarını, kurtul!" deseler, köşe bucak kaçıyor, o bizi esir eden ağırlıklarımızdan kurtulmak istemiyoruz. Celladına aşık köle gibiyiz. Yüzüklerin Efendisi hikayesindeki, yüzüğün esiri olup bir de onun gönüllü kölesi olan ve sonunda insanlıktan çıkan yaratık gibi.

Seviyoruz prangalarımızı çünkü unuttuk özgürlüğü. Yapay bir özgürlük inancı içinde, gerçeği nasıldı bilmeyen ve bilmek de istemeyen, yemledikçe yiyen, doymak bilmeyen, doyduğunu hissetmeyen bir akvaryum balığı gibiyiz. Bizler... Yaratılmışların en üstünü... Uyuyor, uyuyor, uyuyoruz.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa - salat ve selam onun üzerine olsun- demişti oysa: "Sade hayat imandandır." Ne kadar kısa ve öz değil mi? Kanaat imandandır. Kıyafetlerin, paranın, eşyanın esiri olmaktan kurtarır. Sürekli almanın verdiği geçici haz duygusunun insana dayattığı doyumsuzluk hissinden kurtarır. Ruha ilaç, manaya ruhtur kanaat. Huzurdur bir kere... Evde, evlilikte, kalpte, beyinde, bedende... Kıt kanaat değil aslolan, kanaat ettikçe bollaşan, genişleyen, açılan, feraha çıkan kapıdır. Günümüzün daralan gönüllerine inat. Gözümüze, kulağımıza dakika başı sokulan inanılmaz, devasa, büsbüyük(!) indirim reklamlarına inat. DNA'mıza işlenmiş olan o gen uykusundan uyansa artık dostlar. Uyandırsak ya onu, zamanı gelmedi mi? Yetinmeye başlasak hemen, şimdi, şu anda... Sevgiden, ilgiden, merhametten, imandan, inanmaktan, dosdoğru olmaktan kısmadan, iyilikten asla feragat etmeden prangalarımızı sakince bıraksak artık. Kilitleri çözecek olan o kanaat anahtarı bir "klik" sesiyle nasıl da özgürleştirecek bizi. Bu sayede bizim keyfi, şımarıkça edindiğimiz "şeyler" kusacak kendini. Bir lokma ekmek değerlenecek gözümüzde. Almak hırsıyla bocalarken gözümüzden kaçan ya da gözümüzü kaçırdığımız, ayakları çıplak, kış günü çadırlarda soğuktan titreyen, anneleri suda yaprak pişiren çocuklara gözlerimiz ilişir belki. Nasıl görmemişiz deriz olur ya! Her gün alışveriş sitelerine bakan gözlerimiz, evsiz, barksız, aç, susuz çocuklara bakmaya başlar diyorum. Dedim ya, olur da kaldırırsak kafamızı, kanaat denizine dalarsak... Biz insanlar... Yaratılmışların en üstünü... Sadece tüketmek için gelmiş olamayız bu dünyaya öyle ya!

Yetinmek ve kanaat bugün bir başkaldırıdır. Bu düzene, dayatılmış, sanal, gerçek olmayan hazlara isyan bayrağıdır. Ey insan, uyan! İşte sırtında kanaatin kanatları, çırp ki gitsin pası. Sonra bütün gökyüzü senin...

Etiketler
Kanaat sadelik hayat tüketim esaret Özgürlük eylem mana haz kilit anahtar

Yazar Hakkında

Derya Altınyurt

Kendini yazarak ifade edebilen, kalemine dost kağıdına yaren...

Yorumlar

  • 22 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap