Kafdağına Karahindibalar Ulaşılır
- Merve Hızlı
- 8 Şub 2022 - 10:07
- 3 dk okuma süresi
- -
- 2
Uzun bir yolculuktan sonraydı...
Rakımın en yükseğini bağrına basan bir anne dağın koynunda, mavi yazmalı gök kıza nazır bağdaş kurup oturduğum o tepecikte, gözlerimi yumarak bin özlemle aldığım bu soluk; en çokta şurama (sol yanıma) dolmuştu!
Yeşil fistanına doyamadım belki! Hatta sabahın çiğsesiyle bir miktar ıslandım da belki. Belki bir parça dondu, içimde yıllardır yanan bu hasret odu. Ama yandırmadı beni kana kana içtiğim o sürur! Beni, benimle başbaşa bırakmadı bu huzur. Kuşları çağırdı yanıma. Fesleğenleri, reyhanları ve bütün karahindibaları toplayıp demetledi, gönlümün avuçlarına. Sanki biliyor gibiydi; hindibaları ne çok sevdiğimi.
Oysa mahkum bir kuşun, gök denizle buluştuğu o vakte rast gelmemiştim hiç önceleri. Bir ömrün sıkıştığı hayali önce hayretle düşleyip, sonra gerçeğiyle buluştuğu o eşsiz zamana, önceleri hiç tanık olmamıştım ben!
Hâl böyleyken; bir evsizin, taze bir dilim ekmek hayali gibi; imkansızlığın çarşafında derin uykulara dalan o dünya güzelini nasıl görebilir, nasıl bulabilirdim bu Kafdağı'nda? Hele birde güzelliği deniz yüzüne düşen gök gibi düşüyorken yer yüzüne ve gönlüme..
Oysa bende bilirdim; eski bir ninniyle başını sağa sola sallayan taze yapraklar gibi o güzelin seyriyle kendimden geçmeyi. Bende bilirdim, baharda açan bir sarı çiçeğin masum neşesinde kederimi öğütmeyi. Kadife yaprakların ellerindeki çiğ tanelerini elmasa dönüştürmeyi bende bilirdim; şayet onu Dünya gözüyle bir kere görebilseydim...
Ama yılmadım yine de! Hiç durmadım! Bir gün yolu yoluma rast gelir diye soluksuz yürüdüm! Geçip gittiğim o dik yamaçlara istikbâlimize dair arzularımı bölüştürdüm. Bülbüllerin ötüşüne düğümledim sevinç çığlıklarımı. Düğümledim ki; her seher vaktinde ve her yağmur öncesinde kulağına adımı fısıldasın. Yetmedi, içinde iki dost saklayan bir mağaranın eşiğine bitmek bilmeyen korkularımı ördüm. Ördüm ki; onsuz başıma üşüşen şu korkularım belki dağılır. Dolanır belki bir gün; ümidin, gerçeğin ve o güzelin parmak uçlarına.
Peki ya o? Alevleri göklere ağan bir yangından, hızır misali bir el ile kurtarılıp, serin suların kucağına bırakılan o su kaplumbağasının sevincinde; acaba beni görebilmiş miydi? Huzuru korkuya sarıp, hasreti kavuşmalara saklayıp, bir bayram sabahı gibi tazecik coşkuyla sarılmış mıydı; güne ve gündüze? Gündüzün renginde yıkamış mıydı acaba derin uykusundan aldığı o karanlıkları?
Ben yıkadım, yıkandım! Hatta paklandım hayat denen pınarın imtihan sularında. Sonra içime doldum tüm arta kalan yanımla. Bir harabezardı önceleri içim. Gündüzün içindeydim amma ışık nedir bilmezdim. Ne vakit kirlerimden kurtulup o derin sularda kayboldum; o vakit ömrümün ilk çeyreğini sadaka edip savurdum Dünya'ya. Dağıldı hepsi pek çok yere. Bir kısmı geceye düştü, bir kısmı geleceğe. En büyük çoğunluğu ise; o Güzelin hüsnünü bıraktığı gölgelere düştü. Düştüğü yerde yetim yüzlere, çoçukların gamzelerine saklandı ömrüm. Kaybettim mi peki? Hayır! Aslında kazananı yine ben oldum bu savaşın. Hakikatte herkesin boğulacağımı zannettiği o sularda ben, hayata medar bir nefes aldım.
Ve şimdi, tıpkı güneşi kucağında büyüten o gündüz kadar geniş bu içim! Artık şimdilerde ben, güneşi gözleyen geceler gibi adı konulmayan bir sessizlikteyim. Bu sessizliği sevdim, içindeki boşluğunu da. Gülleri kokluyorum yokluğunda. Bu bitmeyen yolculuğumda yolumda arkadaş hindibalarım oluyor. Her gün bir tanesinin tomurcuğu bir nefesimle ona ulaşıyor. Biliyorum!
Şimdi tek nefeslik ömrüm kalmıştı.
Onu da, sıradaki hindibaya bağışlıyorum!
Etiketler
Yazar Hakkında
Merve Hızlı
Yürü bu bâgi fenada bülbül gibi inle,
Yahut bir bülbül-i hosnevayi dinle.
Tâki bir gül bahara eresin
Ve bir "Gül Yüzlünün" yüzünü göresin🎈
Yorumlar