İntihârdan İnşirâha (2)
- Edanur Çakır
- 2 Mar 2021 - 09:06
- 9 dk okuma süresi
- -
- 0
Yüzünde kocaman bir gülümseme ile yaklaştı, önce yatağın kenarına oturdu, baktıkça içinde kaybolacağımı sandığım ela gözleriyle beni incelemeye başladı, sonra elimi ellerinin arasına alarak gözlerini gözlerime kilitledi.
Odaya girdiği andan itibaren neler olduğunu anlamaya çalışıyordum. Hiç tanımadığım biri yanı başıma kadar gelmiş ve ellerimi tutuyordu. Ne elimi çekebiliyordum ne konuşabiliyordum. En ürkütücü olanı ise hastanenin terk edilmiş bir harabe kadar ıssız olmasıydı. Biraz da bu yüzden sanırım, hiç tepki verememiştim.
Bakışlarının nefesimi keseceğini sandığım bir anda tüm sessizliği yırtan yumuşak bir sesle, gözleriyle kolumu işaret ederek konuşmaya başladı:
“Yaran iyileşmiş, daha iyi görünüyorsun. Hatta sanki hiç yaralanmamış gibi...” Biraz sustuktan sonra hafifçe bir tebessümle konuşmaya devam etti:
“Beni tanımadığını biliyorum. Ama biliyor musun ben seni çok iyi tanıyorum. Bizim için yaptıklarını unutamam. Ve bunlar için sana bir teşekkür borçluyuz.”
Söylediklerini, kurduğu her cümlede kuruyan boğazıma düğümlenen yutkunmalarımla ve hayretle dinliyordum. Onu tanımamıştım ve dediklerini anlamıyordum. Kimdi bu? Bir anda ortaya çıkıp anlamadığım bir şeylerden bahsediyor ve teşekkür ediyordu. Öylece donakalmıştım. O konuşmaya devam etti:
“Hadi kalk, sana göstermek istediğim bir şey var. O zaman ne demek istediğimi anlayacaksın.” dedi ve ayağa kalktı.
Artık tepki vermem gerekiyordu, yutkundum ve ürkek ama gür bir sesle:
"Sen kimsin? Ben hiçbir yere gelemem, görmüyor musun serum takılı!”
“Ama ben kolunda serum göremiyorum.” dedi.
Bir anda afalladım ve serum takılı olan koluma baktım, gerçekten kolumda serum yoktu. Ama bu nasıl olabilirdi, uyandığımda vardı, korkmaya ve terlemeye başlamıştım.
“Sakin ol ve lütfen benimle gel.” dedi
Kızgın bir sesle: "Ne oluyor burada, doktor yok mu? Senden başka kimse yok mu, sen kimsin? Benimle dalga mı geçiyorsunuz? Bir anda odaya giriyorsun ve bir şeyler anlatıp beni bir yere götüreceğini söylüyorsun. Oradan bakınca aptal mı görünüyorum?”
Konuştukça sinirlenmiş ve sesimi yükseltmiştim. O ise sakince beni dinliyor ve tebessüm ediyordu. Sonra odadan kısa bir süreliğine çıktı. Ben gittiğini sanarak arkasından çıplak ayaklarımla koşmaya başladım. Ne olduğunu anlamak için odadan dışarı çıktım. Bomboş koridorda terk edilmiş gibiydim. Birileri var mı diye bakınırken o geri geldi:
"Bana güven, dediklerimi yaparsan neler olduğunu anlayacaksın.” dedi.
Korkuyordum ama neler olduğunu da anlamak istiyordum. Tamam dercesine başımı salladım. Yine tatlı gülümsemesi ile baktı yüzüme. Sonra elini usulca sırtıma koydu ve: “Hadi gidelim.” dedi.
Gördüğüm her şey, her yer yabancı geliyordu sanki... Yaşadıklarım karşısında afallamıştım. Hatırladığım en son şey, intihar etmek için bıçağı bileğime dayadığımdı. Nasıl oldu da buralara geldim. Ben olanları anlamaya çalışırken, uzun koridorun sonundaki merdiveni indik ve hastanenin kapısına yaklaştık. Ama dışarıda anlamadığım bir karmaşa vardı. Kapıya yaklaştık ve kapının açılmasını beklerken, hastanenin bahçesine düşen bir bomba yüzünden kapı tuzla buz oldu ve biz de savrulduk. Etrafı kaplayan toz bulutu yüzünden hiçbir şey göremiyordum. Yanıma gelen yabancı da yoktu. Ne yapacağımı bilemedim. Korkuyordum. Yabancıya bağırmaya başladım. Etrafta o kadar ses vardı ki, ıssız bir harabe kadar sessiz olan hastane bir anda savaş alanına dönmüştü. Ayağa kalkmaya çalışırken ağlayan bir çocuğun sesini duydum. O tarafa gitmeye çalışırken bir anda biri elimi tuttu ve beni hızla hastaneden dışarı çıkardı. Bu, o yabancıydı. Beni ve ağlama sesini duyduğum o çocuğu karmaşadan çıkardı ve bir yere gizledi. Çocuk hâlâ ağlıyordu ve gözlerini tutuyordu. Gözlerine tuttuğu parmaklarının arasından oluk oluk kan akıyordu. Çok korkmuştum, ne olduğunu anlamıyordum. Kendimi tutamamıştım ve cam parçalarının kestiği kanlı ellerimle yüzümü kapatarak ben de o çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Ağlarken bir yandan da içinde bulunduğum durumdan kurtulmak için dua ediyordum. Bir anda etraftaki seslerin dindiğini fark ettim. Ellerimi yüzümden çektiğimde, o yabancı kocaman gülümsemesi ile karşımda duruyordu. Az önceki savaş alanı yerini bir zeytin bahçesine bırakmıştı. Patlama yüzünden kesilen ellerimde hiçbir şey kalmamıştı, kanamıyordu. Çocuk da yoktu yanımda. Yemyeşil bir düzlükte bir sürü zeytin ağacı vardı. Şaşkınlıkla gözyaşlarımı sildim ve etrafımı incelemeye başladım. Bu sırada yabancı da beni izliyordu, farkındaydım.
“Gel, biraz daha ileride neler olduğunu anlayacaksın.” dedi.
Attığım her adım sanki başka dünyaya düşüyordu. Ne oluyordu sahiden! Gördüğüm şeyleri anlatmaya kelimeler yetmiyordu. En son sanki bileğimi değil de nefesimi kesen bıçağın keskin tarafında son bulduğunu sandığım hayatıma yumduğum gözlerimi, bilmediğim bir dünyaya açmıştım...
O önümden yürürken ben de onu takip ediyordum. Biraz yürüdükten sonra zeytin bahçesinden çıktık ve çok güzel bir ev göründü. Küçük ama çok şirin bir evdi. Ama garip olan kocaman bir düzlüğün ortasında bir tek bu ev vardı. Eve yaklaştık ve yabancı bana 'dur' işareti yaptı, eve doğru seslendi.
“Hadi çıkın dışarı, onu getirdim.” dedi.
Birkaç saniye sonra evin kapısı açıldı ve iki tane çocuk, bir tane orta yaşlı bir kadın dışarı çıktı. Çocuklar hemen koşarak yanıma geldi ve bana sarıldı. Bana sarılan çocuklardan biri az önce yaralanan çocuktu. Çocuğun vücudunda hiçbir yara yoktu, oluk oluk kanayan gözleri artık kanamıyordu, yüzüme değen bakışlarının ardındaki gözler gökyüzünün en koyu mavisine adaş gibiydi. Olanları anlamaya çalışıyordum. Çocuklar o kadar sevinmişti ki, sıkıca sarılmıştılar bana. Ben de istemsizce çocuklara sarılmıştım. Ama tam o anda nefesimin kesildiğini hissettim. Çocukları saran kollarım bir anda iki yanıma düştü, nefeslerim kesiliyordu. Öleceğimi düşünmeye başladım. O sırada evden çocuklarla beraber dışarı çıkan orta yaşlı kadın yanıma geldi ve baş ucuma oturdu. Elini kalbime koydu ve konuşmaya başladı.
“İntihar ettiğini duyduğumuzda çok korktuk ve sana çok dua ettik. Çünkü sen bizim için çok değerlisin. Seni kaybetmek istemiyoruz. Umarım bize geri dönersin.” dedi.
O an yaşadığım her şeye rağmen söyledikleri bir mıh gibi kazınıyordu kafama. Bir anda hepsi kayboldu, o kocaman düzlükte tek başıma can çekişirken, gökyüzüne dikilen gözlerim kapanıyordu. Nefes almaya çalıştıkça gökyüzü üzerime düşüyordu sanki. Gördüğüm son ışıktı, aldığım son nefes. Nefes almaya gücüm kalmamıştı. Beni seyreden gökyüzüne kapadığım gözlerimi, göğsümde hissettiğim bir çift elin ağırlığıyla, derin bir nefes alarak başka bir dünyaya açtım. Gözlerime yine ışıklar sızıyordu ama canımı yakıyordu. Tüm vücudum sızlıyordu. Sanki bedenim parçalanıyordu. Bir süre sonra sesler duymaya başladım. Biri konuşuyor ve göz kapaklarımı iki parmağıyla açıyordu. Etrafımdaki sesleri duyuyordum ama tepki veremiyordum. Gözlerimi açmak istesem de olmuyordu. Sanki kocaman bir dağ vardı göz kapaklarımda. Bir süre etrafımda olanları anlamaya çalıştım. Sesler kulağıma anlamsızca doluyordu sanki... Bir müddet hareketsizce ama etrafımı duyarak bekledim, hareket etmek istiyordum. Her yerimde hissettiğim acıyı haykırmak istiyordum ama olmuyordu. Tekrar gözlerimi açmayı denedim. Bu sefer zor da olsa gözlerimi açmayı başardım. Gözlerimi açar açmaz gözümü kamaştıran ışığı engellemek için elimi kaldırmaya çalıştım ama olmadı. Hareketlendiğimi fark eden biri, bir anda heyecanla bağırmaya başladı:
“Uyandı, hocam hasta uyandı!”
Birkaç saniye içinde oda bir sürü önlüklü insanla dolmuştu. Bir tanesi başıma dikildi, diğerleri etrafıma dizildi ve beni izlemeye başladı. Başıma gelen doktor benimle konuşmaya başladı:
“Beni duyabiliyor musun?”
Duyuyordum fakat konuşamıyordum. Ayrıca sol kolumda da şiddetli bir ağrı vardı. Tepki veremediğim için gözlerimi kırptım.
“Harika! Kendindesin. Bu çok güzel, ailen çok sevinecek! Harika, bugünki en güzel şey bu oldu!” dedi ve daha sonra etrafındakilere anlamadığım bir şeyler söyleyerek odadan çıktı. Uyanmıştım fakat sersem gibiydim. Bazen odadakilerden bazıları bilincimi ölçmek için sorular soruyorlardı. İşleri bitince odadan çıktılar. Yalnız kalmıştım. Yalnız kalınca kolumdaki ağrıyı daha şiddetli hissetmeye başladım. Öyle ki kolumdaki ağrı, vücudumdaki sızıyı bastırıyordu. Yavaşça koluma bakmaya çalıştım ama bakamadım. Bir süre etrafı izledikten sonra, az önceki doktor geldi ve yoğun bakımdan çıkabileceğimi söyledi. Daha sonra normal odaya alınmak için yapılan hazırlıkların ardından, yoğun bakımdan çıkarıldım ve hastanenin buz gibi koridorlarında beni bekleyen ailemi belli belirsiz gördüm. Ailem beni görür görmez koşturdular, annem bana öyle bir sarıldı ki üstüme bir dağ çöktü sandım. Doktor hemen annemi geri çekti ve hafifledim. Odaya gelmiştik. Biraz daha konuştuktan sonra doktor odadan çıktı, ben ailemle kaldım. Zaman geçtikçe kendime geliyor ve acılarımı daha yoğun hissetmeye başlıyordum. Gözlerime çöken pus, zamanla dağılıyordu. Etrafımı net bir şekilde görmeye başlayınca anneme ve babama baktım.
Annem adeta çökmüştü. Son verdiğim tek hayat kendi hayatım değildi. O bıçağı annemin ve babamın boğazına da dayamıştım. Hissettiğim acılar pişmanlığımı daha da artırıyordu. Babam her şeye rağmen ayakta durmaya çalışan tavrıyla sessizce bir köşeye oturmuştu. Odada herkes çok sessizdi. Bir süre sonra babam sessizliği bozdu:
“Bir insan neden hayatından vazgeçer ki?” dedi.
Söyleyecek bir şeyim yoktu. Olsa dahi konuşamıyordum. Babam konuşmaya devam etti, bu sırada annem de ağlıyordu.
“Hayatımda yaşadığım en kötü şey seni öyle görmekti. Sana bir şey olsaydı ne yapacaktık? Ve asıl kötüsü sen ne yapacaktın? Sonsuz bir hayatını mahvedecektin!”
Babam konuştukça sinirlenmeye başlamıştı. Aynı zamanda ağlıyordu. Bense sadece dinliyordum. Annem babama 'sus' işareti yapıyordu. Daha sonra eliyle saçlarımı okşayarak: "Dur, çocuk daha yeni kendine geldi. Yorma, dinlensin! Baksana ne kadar zayıflamış. Günlerdir yoğun bakımda, yüzü buz kesilmiş yavrumun. Sana bir şey olsaydı ne yapardım! Çok şükür yaşıyorsun annem!”
Annem hem konuşuyor hem de ağlıyordu. Uzun bir süre sustum ve daha sonra gördüğüm rüya aklıma geldi. Babam rüyalardan az da olsa anlardı. Babama sormak istedim ama ağzımı dahi açamıyordum. Birkaç saat kendime gelemedim. Daha sonra bir hemşire geldi ve birkaç iğne yaptı. Hemşire çıktıktan yarım saat kadar sonra daha iyi hissetmeye başladım. Acılarım azalmaya başlamıştı ve konuşmaya başladım. Ağzım kurumuştu, annemden su istedim ve biraz daha dinlendikten sonra sessizliğimi bozdum ve rüyamı anlatmak için babama:
“Baba, sana bir şey sorabilir miyim?” dedim yavaşça...
Babam:
"Sor kızım." dedi.
Ben:
“Bir rüya gördüm. Çok farklı bir rüyaydı. Bir hastane odasında uyandım, koluma baktım ama hiçbir şey yoktu. Daha sonra odaya bir yabancı girdi ve beni tanıdığını söyleyerek beni bir yere götürmek istedi. Odadan çıktık, hastanenin içi çok ıssızdı ama hastanenin kapısına geldiğimizde dışarısı çok kalabalıktı, insanlar kaçışıyordu (bazen duraklıyor, nefesimi topluyor ve devam ediyordum.) Biz kapıdan çıkacakken bir bomba düştü ve kapı tuzla buz oldu ve yabancıyı kaybettim. Sonra o yabancı beni ve küçük bir çocuğu kurtardı, bir süre sonra yemyeşil bir zeytin bahçesinde açtım gözlerimi. Biraz ileride bir ev vardı, kocaman düzlükte sadece o ev vardı. Yabancı evdekilere seslendi ve iki tane çocuk çıkıp koşarak bana sarıldılar. Bana sarılan çocuklardan biri yabancının kurtardığı çocuktu. Ne olduğunu anlamadan nefesim kesildi ve yere yığıldım. Başıma bir kadın geldi ve bana: “İntihar ettiğini duyduğumuzda çok korktuk ve sana çok dua ettik. Çünkü sen bizim için çok değerlisin. Seni kaybetmek istemiyoruz. Umarım bize geri dönersin.” dedi. İşin garip yanı, ben bu insanları daha önce hiç görmedim ve nasıl oluyor da intihar ettiğimi biliyorlar?” dedim
Babam ve annem şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar. Babam, bana yaklaştı ve:
“Seninle konuşan yabancı senden biraz daha büyük bir kızdı di' mi?” diye sordu.
“Evet.” dedim.
“Peki sana sarılan çocuklarında ikisi kızdı di' mi? Ve kadın da anneleriydi!”
“Evet bana sarılan çocuklar kızdı ama kadın onların anneleri miydi bilmiyorum.” dedim.
Babam heyecanla: "Evet onlar, kesinlikle onlar.” dedi.
“Kimler?” diye sordum.
Annem konuştu bu sefer:
"Seni hastaneye getirirken ambulanstaki görevlilerden biri seni tanıdığını ve senin onlara çok yardım ettiğini, hatta kız kardeşinin göz ameliyatı için para topladığını ve onun da okuması için yardımcı olduğunu söyledi. İntihar edenin sen olduğun görünce bizim kadar o da çok üzüldü. Günlerdir her akşam mutlaka gelip seni soruyordu. Hatta kardeşleri ve annesi de geldi seni görmek için ama göremediler. Mutlaka bugün de gelir, ama ailesi gelir mi bilmiyorum” dedi.
Etiketler
Yazar Hakkında
Edanur Çakır
Omuzlarımızda, var olduğumuz günden beri yüklü olan bir dava var. Niyetimiz bu davaya hizmet, kalemimiz ise bu davanın hizmetkârı...
Yorumlar