İlim, Sanat ve Heves
- Turgut Türkoğlu
- 7 Ağu 2016 - 00:24
- 3 dk okuma süresi
- -
- 0
İlmin tecellisi yürekten gelen teşvik ve azim ile cereyan eder. İlim, bir hazırlık sürecinden ziyade varılacak olanın (kesin doğruların) ve nihayetin kendisi, hakikatin mümessilidir. O arttıkça kişinin ufku, farkındalığı, görüşü ve yaşama ait nice yetisi de evrensel değerler bağlamında artar. Arttıkça bakışları mahviyyet sıfatı ile eğilir hiç’liğin bilincine. Ayrıca kişisel değerler, bir düzen altında şekillenerek hamlık evresinden arınır ve kişiyi üst mertebelere ulaştırır. Sanat ise iç dünyamızın, mevcudu enfüsinin bir dışa vurum vasıtasıdır. İlim ve tahsil alanındaki ilerleme sayesinde icra edilen sanatı da bu zenginlik ile harmanlayarak bir yenilik, edinilen yeni bakış sayesinde de ruhsal baskı ve sıkıntıdan muhafaza edilmiş bir rahatlık içinde sanatsal çalışmaları hasıl edebiliriz. Yani icra edilen faaliyet, mevcut deneyimin somut hale gelmesi, içte olanın (bireysel bakışın) dışa yansıması olacaktır. Ve bunun için ihtiyaç duyulan; üzerinde durulan konuya hakim olma seviyesidir ki kişi konuya ne kadar hakim ise gerçekleşecek durum da o kadar sağlıklı ve istenilen düzeyde olmakla birlikte ideali andırıp amaca ve doyuma hitap edecektir.
Ancak eğitimi bahse dahil kılarsak o, ilim öncesi bir süreçtir ve bilhassa ciddiyete olan talebi nicedir. Bilgiyi henüz tanımayı, ona sahip olma çabasını, hikmete tâbi olmak adına atılan adımları ifade eder. Eğitim; verilecek kararlara, yapılacak tercihlere ve yeni yollara da vesile olan basamaklar silsilesidir. Yani bilgiye hakimiyet ‘ilim’ iken, bilgi yolundaki çaba ‘eğitimdir’ ve bilhassa dikkat icap ettiren husus şudur ki eğitim dönemi, bireyin henüz yetkinlik kazanamadığı bir çağdır. O halde eğitim sürecinin ve eğitim sürecinde vakıf bulunan eylemlerin sanatına müsaade ve mümkinât olamaz, onun ancak gösterişi olur. Bahsine talip oldunan mevzunun bir takım kelime benzerlikleri ile cinâs-a meyletme ihtimali ötelemek adına; ‘gösteri sanatı, sanat gösterisi, gösterişli sanat’ ismi ile tanım atfedilmiş akımları ve alanları tenzih etme ihtiyacı vardır. Üzerinde durulan husus; sarf edilen emek ile ortaya konulan çalışma, eğer meslek yahut yetkin bir tecrübe ile ortaya konulmayıp sadece sanatın o alanına olan yabancılıktan kurtulup hakkında deneyim kazanmak adına yapılıyorsa bu amacın prensibi; sükunet, azim, ciddiyet ve sabır gibi zaruri ihtiyaçlar ile hasıl olmalıdır. Atılan her çizginin, boyanın, çıkarılan her sesin yahut icra edilen mevzunun gerektirdiği taktirde ortaya sunulan çalışmanın bir bütünlüğe ermeden evvel çevreye, çevredekilere, herhangi şekilde diğer kişilere ısrar ile sunmak tamami ile bu sanat, eğitim ve ilim edinme çabasının prensiplerine aykırı ve bunların istediği ciddiyete zeval göstermektir. Zerre ile iktifa eden (doyan) ve ilmin deryasına, genişliğine ufku ve sabrı ermeyenler için saadet; üretebildiği kadar ile dışa açılmak, kendini ifade edip ihtiyaç duyulan azim ve teşviki dışarıdan beklemek, bir başkalarının onay ve ilgisine muhtaç kalmak olur. Bu da geçici heyecanların, geçici mutluluklar olarak şekillenmesine sebep olarak ortaya konulan iş ile memnuniyet kazanma tehlikesi doğurarak bireysel yeterlilik kanaatine sebep olabilir. Öte yandan ortaya çıkan ‘heves’ doğru şekilde yönlendirildiği taktirde devamlılık için vesile olabilir; ancak istisnalar, var olan tehlikenin ciddiyetini hafifletmemeli.
Ciddi olarak yeltenilen her iş, işin gerektirdiği ciddiyet ile devam ettirilmelidir. Arzu edilen mutluluk payı, her çalışmanın ardından daha verimli ve hataları telafi ederek çalıştıkça kazanılmalıdır. Heves ile karışan duygular ise geçici ve aldatıcıdır. Bu aldanış, şahsın kendine karşı bir riyası olarak zuhur eder. O halde…
O halde ben-i adem, girişimine aday olduğu eylemlerin deneyimine vakıf olma vasfına ermeden evvel attığı bir kaç adım ile öne çıkma gafletine kapılmamalıdır. Bu durum, girişimin ilerleyen evrelerini geciktirmekle birlikte ruhsal bir doyumsuzluk peyda edecektir ve hafif, kısa süreli mutlulukları bir ödül manâsıyla benimsenmesine sebep olacaktır. İman açısından ise, kibir ateşi ile sınanma ihtimali doğarken kalender ve mütevazi olma fiillerinden mahrum kalınabilir. Eğitime olan tutku ve sevgi, azim ile körüklenip hakiki bir biçimde öğrenme odaklı olmalıdır, Bu süreçte de heves ve amiyane hususların etkisiyle oyalayıcı furyalara karşı tedbir almakta faide görülür.
Yorumlar