Fikir Düşünce

Huzursuzluk

  • 2 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Huzursuzluk

Herkes, her şeyin hem yabancısı hem de senli benlisi oldu. Roller birbirine karıştı, ruh ve beden çatıştı. Kalp ve beyin savaş halinde. Bizlere dayatılan ile doğuştan gelen fıtratımız meydan savaşı veriyor. Zihnimiz, olmak isteyip de olamadığımız kişiyi düşünmekten yorgun. Bütün bu karmaşa içinde yaşamaya çalışıyoruz.

Bizler... Bu garip, kavgacı ve huzursuz çağın insanları. Bedenler ruha yabancı, tembellik aşılmaz bir dağ gibi önümüzde dursa da çok yorgun hissediyoruz. Belki taş işçisi olsak her birimiz, bu kadar tükenmiş hissetmezdik. Beynimiz çamaşır makinesi misali bir sağa bir sola çarpıyor, arada sıkıp tekrar su alıyor. Çok çalışıyor gibi görünse de yaptığı iş hiçbir fayda vermiyor. Gözler bakıyor ama asıl işlevi olan görme yetisini kaybetmiş. Kulaklarda kulaklık, duymak istemediğini asla duymuyor. Ağızlar konuşuyor ama keşke sussa... Gereksiz sesler çıkarıyor, durmuyor, asla durmuyor. O halde beynimize hükmeden kim? Biz mi? Biz isek bu kendi bağımsızlığını ilan etmiş bedenler kimin? Çıldırmış gibi ne yaptığını bilmeyen anlaşılmaz kalabalılar içinde yaşamaya çalışıyoruz. Herkes her şeye sahip ama aslında ölesiye yokluk... Ulaşılabilirliğin verdiği sarhoşluk ile sıkıcılığın arasında sıkışıp kaldık. Bir aralık bulup nefes aldığımız anlar ise genelde geçmişte yaşadığımız günlerin güzelliğini hayale daldığımız kısacık zaman aralıkları oldu. Hepimiz çocukluğumuzda takılı kaldık. Her şeyin eksik olduğu ama aslında ihtiyacımız olan o tatlı huzurlu zamanlar...

Mutluluğumuz sıradandı, basitti. Eşyaya bağlanmamıştık henüz. Birilerini sevmek için çıkar gözetilmediği güzel zamanlardı. Oysa üzerinden henüz çok değil 20-25 sene geçti. Öyle bir değişim ki bu sanki sihirli bir değnek değdi üzerimize. Ama bu sihir öyle masallardakine benzemedi. Rabb'in uçsuz bucaksız rahmetiydi belki bizden giden. Bereketti. Açgözlülüğümüzün, bencilliğimizin, eşya ve paraya, makam ve mevkiye adeta tapmamızın cezasıydı. Hemde öyle bir ceza ki bu, yakıp kavuruyor bizleri. O ceza ne miydi?

Huzursuzluk... Zamanımızı kor gibi yakan huzursuzluk. Dört bir yandan dayatılan şekiller, hayatlar, moda, mutluluk pozları, bitmeyen tatiller, en mükemmel eş, en zeki çocuk vs... Sanki bu dünya sadece mükemmellerin dünyasıymış da biz defolu mal(!) gibi kenara atılmış uzaya fırlatılmayı bekliyoruz. Kendimizi yalnız, eksik, işe yaramaz ve ölesiye mutsuz hissediyoruz. Hergün bu baskılarla baş etmeye çalışsak da sonunda yanımızda, bize ait olanlara sarıyoruz. Artık yer misin yemez misin kabilinden tartışmalar yerini kavgaya bırakıyor ve sonunda elimizdekini de kaybetmekten asla çekinmiyoruz. Peki ne oldu şimdi? Kim kazandı bu savaştı? Ya da hala devam eden ve edecek olan bu meydan muharebesinin sonunda asıl kaybedecek olan kim?

Allah'tan uzaklaşan her toplum, her aile, her insan, huzursuzluk ve kaosa mahkumdur. Bu dünya, bizler, her bir canlı, O'na aidiz... Dönüşümüz ancak O'nadır dostlar. Bizi fıtrat üzere yaratan Rabbimiz, huzurumuzu bizlere geri versin... Amin...

Etiketler
Huzursuzluk Çağ Muharebe Fıtrat Ruh Beden Varlık Yokluk geçmiş Eksik Fazla Dayatma Allah Dönüş Aidiz

Yazar Hakkında

Derya Altınyurt

Kendini yazarak ifade edebilen, kalemine dost kağıdına yaren...

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap