Edebiyat Öykü

Hava

  • 8 dk okuma süresi
  • -
  • 3
Hava

Mithat Bey’in tembelliğe ayıracak vakti ancak zaruri ihtiyaçlarına ayıracağı kadardı. Sabahın erken saatlerinde kalkar, dünden kalan raporlara göz atar, kahvaltısını yaparken bir yandan da borsa ve piyasanın durumunu takip ederdi. Mesele para ve masraflar olduğunda daha bir ihtimam gösterirdi. Tutumlu ve hesaplıydı. Altmış beş yaşına gelmiş olmasına rağmen iş konusundaki zindeliğini hiç kaybetmemiş, aksine işkolik sayılabilecek düzeydeki enerjisini ve çalışkanlığını daha da arttırmıştı. Hatırı sayılır bir miktarda servete sahip bir iş adamı olan Mithat Bey, yine hatırı sayılacak iş adamları arasındaki yerini almıştı. İlk çocuğunun doğarken öldüğü, ikinci çocuğunu dünyaya getirirken de bebekle beraber karısının da ölmesiyle noktalanan bir evliliği olmuş, sonrasında da hiç evlenmemişti. Belki de hayattaki her şeyden, hatta kendisinden bile daha çok işine önem verip, sadece işle ilgilenmesinin nedeni buydu.

Beşinci fabrikasını kuralı üç ay olmuştu. Plastik dönüşüm ve üretim faaliyetleri yapan bu son fabrikanın, yeni bebek gibi mızmızlanıp ara sıra uykularını kaçırıyor olması da neredeyse doğal sayılırdı. Ama son yönetim kurulu toplantısından sonra önüne koyulan rapor, bu huysuzlukların daha ciddi sayılabilecek bir rahatsızlık olma ihtimalini kuvvetlendiriyordu. Şoförünün kapısını açtığı arabasından inerken, aklında oldukça büyük bir yer edinmeyi başaran tek düşünce buydu. Cam kabinli asansöre binip ofisinin bulunduğu kata çıktı, sekreter kızın ayağa kalkıp selam verişine aldırış etmeyerek ofisine girdi ve kapıyı kapadı. Elleri arkada bağlı olarak bir süre geniş camlı penceresinden fabrikayı neredeyse kuş bakışı izledi. Üretim ve paketleme bölümünün olduğu binaları, geniş ve yer yer çimenler ve ağaçlarla döşenmiş geniş avluya, daha mesai yeni başladığı için beşer onar servislerden inip içeri giren işçilere baktı. Arkasını dönüp büyükçe, üzerinde kalın ve büyük bir cam olan sade masasına yöneldi. Elini uzatıp çalan telefonu kaldırdı.

– Efendim?

–  Mithat bey, dünkü mevzu için rahatsız ettim. Malum şehir dışındaydım. Bu gün müsaitseniz…

-Elbette Mühendis bey. Ben de zaten size haber edecektim. Bekliyordum.

– O halde öğleden sonra görüşürüz Mithat Bey.

Masasına doğru eğilerek ellerini dayadı. Derin bir düşünceye dalmış gibi duran gözleri aynı zamanda bir endişenin de habercisiydi. Fabrika yeni tamamlanmış olmasına karşın, üç ay gibi bir sürede faaliyetlerini neredeyse eksiksiz yapabiliyordu. Yine de her şey mükemmel işleyemiyordu. Bu kez de atık gazların tahliyesi ve filtrelenmesi sorunuyla karşı karşıya kalmışlardı. Isıl işlem gören plastiklerden salınan atık gazlar, bacalardan direk havaya salınıyordu. İlkin birkaç çevreci gurubun protestosunu pek de legal olmayan yollardan bastırmıştı. Lakin artık iyice göze batmaya başlamışlar, doğru veya eğri bir şekilde bu meseleyi halletmeyi ön plana almışlardı. Her günkü âdeti üzerine aşağı inip iki müdürüyle avluyu gezinmeye başladılar. Bankayı sadece maaşlarını çekmek için kullanan insanların sıkılacağı türden konuşmalar da bu gezintiye karışıyordu.

Öğle yemeğini işçilerin yemek yediği yemekhanede, kendi ve müdürler için özel olarak ayrılan bölmede yiyip, idarî binanın önündeki kamelyada çayını içerken sekreter kız yaklaştı ve misafirin geldiğini söyledi. Kalkıp ofisine doğru yöneldi. Koltuğuna oturduğu sırada kapı tıklandı.

-Merhaba Mithat Bey nasılsınız?

-Hoşgeldiniz Sezai Bey. İyi diyelim. Malum bazı sorunlarımız var.

-Biliyorum maalesef. Size ilettiğim raporları gözden geçirme fırsatınız olmuştur umarım.

-Biliyorsunuz. Önemli şeyleri ertelemem.

Karşılıklı gülüşürken Mühendis Sezai Bey elindeki ruloları açıp masaya serdi. Mithat Bey de gözlüklerini takıp kağıtların bir ucuna elini bastırarak beklemeye başladı.

-Bakın Mithat bey, gördüğünüz gibi bacalara değil, gazın tahliye kabinine giden tüpün ağzına yerleştirmek gerekiyor

-Ama bunun için kabin ve bacaların yıkılıp yeniden yapılması gerek. Başka bir yolu yok mu? Daha yeni kurduk burayı ve masrafa girme lüksümüz yok. Bu şu an bizim için çok riskli.

-Farkındayım Mithat Bey, fakat bakanlıktan ve belediyeden de ciddi şekilde sıkıştırılıyorsunuz. Bir an önce bir şeyler yapmanız lazım. Aksi halde iş kapatmaya kadar gidebilir.

Mithat Bey’in yüzü soldu, ağzı kenetlendi ve sanki bir düşmana bakar gibi önündeki projelere baktı. Artık daha da belirginleşen alnındaki çizgileri ve yüzündeki kırışıklıkları, durumun vehameti karşısında sanki anlayıp seferber olmuşlar gibi kasılıp gevşemeye başlamışlardı. Elini masadan çekip akrasına döndü ve bir elini çenesine atıp kaşıyarak düşünceye daldı. Bu dönüştürme işlemi için gidecek olan masraf en az beş yüz bin liraydı. Daha ödenmesi gereken mesarifin yanı sıra, üretim de henüz istenilen düzeyde değildi. Bu meblağı karşılayabilmek için daha en azından beş yıl gerekiyordu.

-Efendim aslında bir yolu var. Fakat…

Arkasını dönerek bir eli hala kağıtların üzerinde, kendisine bakan mühendise eliyle devam etmesini işaret etti

-Yani müfettişler gelip kontrol edecekler tabi. Tahliye kabini ve bacaları yıkmadan, bandın gerisine göstermelik minyatür bir filtre düzeneği kurabiliriz. Pek masraflı olmaz ama müfettişleri görmek gerekebilir.

-Beni biliyorsunuz Mühendis Bey, benim gözlerimi sadece masraflar kör eder.

-Biliyorum efendim, elbette. O halde ben hemen çalışmalara başlayayım. Sizi de anlık olarak haberdar ederim.

-Bu ilaç gibi geldi işte. Merak etme, sen de görüş alanımdasın. Senin ortanca kız tıbbı kazanmıştı değil mi?

-Evet efendim, bu ilk yılı olacak. Kaydını yaptırdık fakat malumunuz biraz zorlanacağız.

-Sen hiç merak etme. O konuda ben yardımcı olurum. Sen yeter ki şu işi hallet. Tabii ki gözlerimi fazla yormadan.

Birbirlerine bakıp sinsice sırıttılar. Mühendis kağıt ruloları dürüp kılıfına soktuktan sonra elini uzattı. Tokalaştıktan sonra mühendis ofisten çıkarken, Mithat Bey de yüzünde pek de masumane olmayan bir tebessümle onu izledi.

Yaklaşık üç aylık bir çalışma sonrasında, atık gaz bacalarına giden tahliye kabinleri yıkılmadan, sahte bir filtre düzeneği yapılmış, yerinde rapor tutacak olan müfettişlerin cebine göre büyük sayılabilecek, Mithat Bey’e göre ise makul denebilecek bir miktar para koyulmuş, fabrika herhangi başka büyük bir pürüz olmaksızın faaliyetlerine devam edecek düzeye gelmişti. Aslında gaz tahliye kabininin gerisinde kurulacak olan bu filtre, kabinden ayrılan bir düzenek ile, gazın başka bir bölmeye sevkedilip, orada da bir dizi işlem gördükten sonra arıtılan kısmın bu kabin ve baca tarafından tahliyesine, zehirli olan kısmın ise havaya salınmadan basınçlı varillerle toplanarak uygun bir şekilde imhasına olanak tanıyordu. Elbette ki bu işlem Mithat Bey’in de dediği gibi çok büyük bir masraf gerektiriyordu. Müfettiş satın almak bu düzeneği kurmak için ekipman satın almaktan daha kolayken neden bu masrafa girilsindi ki?

Dışarıya salınan zehirli gaz miktarının en fazla %5 olması gerekirken, Mithat Bey’in fabrikası, kurulduğu günden beri atık gazları direkt atmosfere salıyordu. Bazı hayvan ve bitkilerde hastalıkların peyda olmasıyla çevrede etkileri görülmeye başlanmıştı. Birkaç sonuçsuz şikayetten sonra, çevre ahalisi artık bunun da bir yararı olmayacağına kendilerini inandırmışlardı.

-Mithat Bey, dönüşüm ve tahliye departmanını gezecektiniz bu gün.

-Tamam kızım unutmadım. Sezai Bey ve Halil Beyler geldiler mi?

-Evet efendim, aşağıdalar. Tesis girişindeki otoparkta.

Sekreter kız o günkü plandan Mithat Bey’i haberdar ettikten sonra dışarı çıkıp kapıyı yavaşça kapadı. Ardından Mithat Bey de ceketini giyip ofisinden çıktı. Camlı asansörle aşağı inip, kamelyaların olduğu çimenliği kullanarak tesis girişine yöneldi. Mühendis Sezai ve Halil Bey de onu görünce aralarındaki sohbeti noktalayıp gülümseyerek Mithat Bey’i karşıladılar.

-Merhaba Mithat Bey nasılsınız?

-Teşekkür ederim Sezai Bey. Halil Bey sizi de uzun zamandır göremiyorduk. Nerelerdesiniz?

-Anca kısmet oldu Mithat Bey. Malum bizimki de koşturmaca işte. Üç aydır yurt dışındaydım. Japonya’ da üzerinde çalışmamız gereken bir proje vardı.

-Biz sizi harakiri yaptınız sanmaya başlamıştık

Mithat Bey’in bu esprisi üzerine kahkahalar atarak tesise girdiler. Kalın ve uzun, üzeri yalıtım kaplamalı boruları, içinde kocaman bir pervane ve üç ayrı boru çıkışı bulunan gardrop büyüklüğündeki makineyi mühendislerin anlatımlarıyla izledi. Anlattıklarını dinleyerek başını onaylar gibi öne arkaya sallıyor, arada bir şeyler sorarak sohbette yerini belli etmeye uğraşıyordu. Mühendis Halil Bey boruları işaret ederek filtrenin bulunduğu tahliye kabinin durumunu, işlevlerini rapor ediyordu.Bu tahliye kabini küçük bir oda büyüklüğünde, tavanının tam ortasında, girişlerinde kocaman pervaneler olan iki adet delik bulunan bir bölmeydi. Kenarları lastik gibi bir tabakayla kaplanmış olan kalın, üzerinde küçük cam bir pencere olan kapısı vardı. Üzerindeki büyük harflerle “DİKKAT” yazan tabelanın altında da saat yönünün tersine çevirilen açma vanası bulunuyordu.

-Şunun içini görme imkanımız var mı Mühendis Beyler?

-İçinde bir şey yok diyebilirim Mithat Bey. Fakat merakınızı gidermek için makineyi durdurup bir göz atabiliriz. Eğer gerçekten bahsi geçen düzeneği kurmuş olsaydık çalışırken de girmemizde sakınca olmazdı tabi.

Mühendis Halil’ in söylediğini lakırdı sayan Mithat Bey, çenesiyle işaret etti. Gardroba benzeyen makinenin üzerindeki “ACİL” yazılı kırmızı büyük düğmeye bastıktan sonra, sesin kesildiğini duydular. Mühendis Sezai de kabinin küçük camlı kapısındaki vanayı çevirip kapıyı açtı. Kapıyı açık bırakarak içeri girdiler. Mühendisler Mithat Bey’e, içine çok çok altı kişinin sığabileceği kabinde bir şeyler gösterip anlatmaya koyuldular.

-Neler oluyor? Bu normal mi?

-Ben de anlamadım. Bir bakayım müsaadenizle

Âniden gelen motor sesine benzer bir sesle irkildiler. Mühendis Sezai tam ne olduğunu anlamak için çıkacağı esnada kabin kapısı üzerlerine kapandı. Hepsini bir telaş aldı. Kabin, içine insanların girmesi için tasarlanmamıştı. Bu yüzden sadece dışarıdan açılabiliyordu. Kapı yalıtımı sebebiyle ses de geçirmediği için, hiçbir şekilde yardım çağıramayacaklardı. Sistem yerin beş metre altına kurulduğundan telefonlar da çekmiyordu. Artık sadece kapıyı yumruklayıp bağırıyorlardı. Etrafta herhangi bir işçi de görünmüyordu. Birileri olsa bile üzerindeki tozlarla neredeyse tamamen kaplanmış olan küçük cam pencereye bakması, hatta o kabine yaklaşması bile ihtimal dışıydı. Bağırıp haykırarak kalın metal kapıyı yumruklarken, birden o anda olmasını en son düşündükleri şey oldu. Tavandaki deliklerdeki pervaneler çalışmaya başladı. Artık kendi seslerini kendileri de zor duyuyorlardı. Deliklerin birinden koyu, siyah bir duman içeriye dolmaya başladı. Öksürükleri artarken, haykırışları ve yardım nidaları azalmaya başlamıştı. Gözü kararıp nefesi kesilerek yere devrilen ilk kişi, fabrikanın sahibi olan Mithat Bey’di. İçeri girmelerinin ardından yaklaşık beş dakika geçmişti ve ayakta kimse kalmamıştı.

İki gün sonra müdürler ve bazı çalışanlar merak edip tahliye kabinine bakmamış olsalar, belki de cesetleri orada bir süre daha kalacaktı. Mithat Bey’in tahliye ve arıtma işlemleri için sarfedeceği rakam yaklaşık beş yüz bin liraydı. Kendisi ve mühendislerin toplam cenaze masrafları aşağı yukarı iki bin lira tutmuştu. Mithat Bey, mesele para ve masraflar olduğunda daha bir ihtimam gösterirdi. Tutumlu ve hesaplıydı.

Etiketler
Atık Fabrika Gardrop Gaz Kabin Masraf Müfettişler Mühendis Para

Yazar Hakkında

Kemal Ağca

Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın

Yorumlar

  • 3 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap