Harameyn'de Suud Fitnesi
- Seyfullah Yılmazsoy
- 19 May 2018 - 12:30
- 5 dk okuma süresi
- -
- 1
Bugün Kudüsümüz gibi Kabe’miz de Mescid-i Nebevi’miz de maalesef ki işgal altındadır. Hatta bu söylemin hafif kaldığı kanaatini taşımaktayım. Zira her ikisi de ele geçirilmiş vaziyettedir. Zalimlerin ellerinde boyunlarını bükerek ümmetin kıyam edip kendilerini kurtarmalarını bekleyen o iki kutsal diyar; acı bir hüzne râm olup, kandan gözyaşları dökmekte ve kurtuluşun sabahının aydınlığı ile karanlıklardan kurtulmayı ummaktadırlar. Kudüs’ü ele geçiren soysuzlar İsrailli haysiyetsizlerken, Harameyn’i ele geçiren soysuzlar (kanaatimce) İsrail’den daha da haysiyetsiz olan Suud ailesidir. İktidar oldukları günden beri mukaddesat nedir bilmeyen bu para köleleri, icraatlerinde ve söylemlerinde öyle haddi aşmışlardır ki, “Çakal gibi dostum olacağına, aslan gibi düşmanım olsun!” sözünü kulaklarda çınlatmış ve İsrail gibi namert bir düşmanı dahi münafık bir dost olmadığı için şükür sebebi kılmıştır. Kendilerince Hamper’in hatıratından da geçtiği üzere bir İslam düsturu(!) oluşturmuşlar, kendilerinden olmayanı kafir ilan edip, kendilerinin yapmadığını bidat ilan etmişler ve ahkam kesmekten imtina etmeyerek kafalarına göre cennetlik ve cehennemlik ta’yininde bulunmuşlar. Bu öyle haddini aşacak düzeylere ulaşmıştır ki, attık sadece Müslümanlar değil, kafirler dahi taaccub eder olmuştur bu hâle. Zira onlar bu kerametleri kendilerinden menkul zevatın yaptıklarını yapmayı rüyalarında bile görememişlerdir. Bu para köleleri ise, kafirlerin rüyalarını süsleyen fitneyi, sanki içtihad ediyormuşçasına göğüslerini gere gere yapmışlardır. Mezar ziyaretleri; rabıta-i mevt kabilinden ölümü hatırlatıcı bir hüviyete sahip olduğu için tavsiye edilmişken, bunlar şirk diyerek mezarlık düşmanlığı yapmışlar ve hatta bu düşmanlıkta öyle haddi aşmışlar ki, Medine’de medfun olan bütün sahabi mezarlıklarını yerle bir etmiş ve tanınmaz hale getirme terbiyesizliği göstermişlerdir!
Dahası bunu efendimizin kabri için dahi düşünmüşler Ancak tepkinin çığ olmasından korktukları için (ki maalesef zannımca öyle bişey olmaz, sessizlik bozulmaz) onun makam-ı şerifine ve Hulefa-i raşidinin makamlarına karışamamışlar ve bu içlerinde hep ukde olarak kalmış!
Bu da yetmemiş; Kabe-i Muazzama’nın etrafını kapital mezar taşları olan hadsiz otellerle örmüş ve Kabe’yi adeta görünmez kılmaya çalışmışlardır. Yaptıkları Zemzem Tower’a harcadıkları para ile bütün İslam dünyasını abâd edebilecekken bundan imtina etmişler ve göseriş budalalığını tercih etmişlerdir. Dahası orada bir çok kafirin otel açmasına ve rahat rahat Müslüman parası yemesine izin vererek hem kutsal topraklara kafirlerin girmesine izin vermiş (ki bu başta kalabilmek için sahiplerine yaptıkları yalakalıktır) hem de onların zenginliklerine zenginlik katmışlardır.
Hatta Selman ferasetsizi geçtiğimiz aylarda Küre isimli bir tabloyu 564 milyon dolara sarın alma karaktersizliğini dahi yapmış ve gerekçe olarak “Leonardo da Vinci’nin çizme ihtimali olduğu” söylenerek haklılık iddasına kalkışılmıştır. Yakın tarihte milli bir kumar yarışması düzenlemişler ve eski Kabe imamını da bu yarışmada yarıştırmışlardır. İslamın izzetine leke sürmüş, bu görüntüyü neşretmekten haya etmeyerek; lafta şeriattan dem vururken, icraatte aksi tavır takınmışlardır. Yine yakın tarihte Kabe imamlarından Sudais bunu daha da ileriye taşıyarak, Amerika’nın Suudi Arabistan (biz Suudi Amerika diyoruz) ile birlikte dünyayı yöneten kutup olduğunu söylemiş ve Trump kafirine rahmet okumuştur. Ancak, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu dedirtecek bir yakın tarih hatıramın da baş rolü olmuştur. Şöyle ki bundan üç hafta önceki cumada Mekke’deydim. Hutbeyi irad eden kişi Sudeys idi ve “Allah’ım Suriye’ye yardım et, Doğu Guta’ya yardım et, Duma’da çocuklar ölüyor onlara yardım et!…” diye dua etti. Komik değil mi?
Zira silah, bomba ve mühimmatın başkenti Amerika iken, kimyasal silah ihracatını yaparak oradaki istikbalimizin perişan olmasının faili Amerika iken; Sudeys Suriye’ye dua ediyor, Suriye’nin duaya muhtaç hale düşmesine direkt fail olan soysuzlara da dua ediyor! Tarafını açıkça belli etmeyen Sudeys’in bu yaptığı ise Suudi Amerika’da her zaman olan ve sürekli yapılagelen bir davranıştır. Bu soysuzlar bu anlattıklarımız ile de yetinmeyip, Riyad’da dünyanın en büyük eğlence merkezlerinden birini açma kararı alıp temel atma çalışmalarını dahi başlatmışlardır. İçkili, kumarlı ve karışık olarak kadınlarla erkeklerin fuhuş ve haysiyetsizliğine beşiklik edecek olan bu mekanı açanlar ise kendilerini şeriatın koruyucusu ve Kabe’nin hizmetkarı addetmekten de geri kalmayacaklar! Başka yok, bu saydıklarım sadece demeyi ne çok isterdim. Ama o kadar soysuzca şeyler yapageldiler ki anlatmakla bitirilmiyor. Yakın tarihte medyaya düşen ve kendilerinin tekzip etmediği bir haberde, Hiraya çıkmayı şeriata aykırı(!) hallerden dolayı ve manen anlamsız(!) olduğundan dolayı yasakladıklarını açıklayıp, bu minvalli bir çok mekanın da ziyarete kapandığını ilan ettikleri ve hac organizasyonunu İsrail’in tekeline verdiklerini söyledikleri geçti. Kendilerinin safından bir itiraz yükselmeyip, ikrarın ta kendisi olan sükutları bozulmadı. En son kan donduran haysiyetsizlikleri ise Vatikan’ın talimatı ile Mekke ve Medine de açacak oldukları kilise…
O diyarda iki din bir araya gelemezken, bu kati surette haramken; bu kuklalar para babalarına itiraz edemedikleri ve koltuklarını korumak istedikleri için, Vatikan’ın emrine baş üstüne diyerek buna yönelik gerekli evrak imzalamalarını yaptılar ve işlemi hızlandırdılar. Üstelik Vatikan’ın bizzat orada yeri seçip, masrafları karşılayarak açmayı teklif etmesine de itiraz etmediler. Bu kan dondurucu manzaraya da maalesef ümmetimiz gerekli tepkiyi göstermedi. Ne Mekke ve Medine’den ses çıktı ve kıyam hazırlığı yapıldı ne de diğer İslam ülkelerinden. Küçük bir topluluğu teşkil eden samimi Müslümanların arşı titretecek samimiyetteki tepkilerinden başka hiç tepki gelmedi. Golda Meir’in 60’larda filistinde bir cami yaktığında söylediği şu söz halimizi ne kadar da tavsif etmekte:
“O gün sabaha kadar korkudan yatamadım. Müslümanlar camilerine çok önem verir. Nasıl olur da yakarız? Yarın bizi mahvedecekler diye düşünmekten kendimi bir türlü alamadım. Sabah oldu, ne tepki veren vardı, ne kıyam eden ne de sessizliği bozan. İşte o zaman anladım bu ümmet, uyuyan ümmet…”
Ne üzücü sözler değil mi? Lakin her harfi gerçek. Bu başsız sürü öyle bir halde ki, hangi kutsalına dokunulursa dokunulsun, tepki vermez ve ses çıkarmaz bir halde hayatını idameye devam ediyor. Ne Amerika’nın icraatlerine hakkıyla tepki veriliyor ne de Suudi Amerika’nın soysuzluklarına.
Peki kıyam vakti şimdi değilse ne zaman? Cihad şuuruna bürünme izzeti, şimdi değilse ne zaman İttihâd-ı islamı tesis etme gayreti şimdi değilse ne zaman? İslamın izzetini kuşanma vakti, şimdi değilse ne zaman? Bu soysuzluklara hak ettiklerini gösterme zamanı şimdi değilse ne zaman?
Sözün özü, kainatta görülmüş en uzun uykuyu uyuyoruz ve bedeli çok ağır bu uykunun!
Artık uyanmak ve kıyam etmek bir Halife’nin etrafında birleşmek ve bir olarak kafirin ürkek kalbine münafığın değişken suretine korku salmak zorundayız!
Ya Rabbi bizlere Halife ikram eyle!
Ya Rabbi bizlere ittihadı islamı ikram eyle!
Ya Rabbi bizleri izzetli kıl!
Ya Rabbi bizleri görmek istediğin gibi eyle!
Ya Rabbi bizleri huzuruna kabul ettiğinde razı olacağın hallerle hallendir, izzetlerle kuşandır!
Senden şeriat, hilafet ve İttihâd istiyoruz duamızı kabul eyle.
Amin.
Yorumlar