Halep’te Çocuk Olmak
- Fatma Nur Kayıkçı
- 29 Tem 2016 - 12:36
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Savaş, her vurduğu yerde bizi kemiklerimizin iliğine kadar sarsan bir vahşet. Savaşın izahı yok. Mantığı yok . İnsanlığı yok! Yalnızca acınası fotoğraflara bakıp ağlaması var .
Halep’te çocuk olmak… sabah uyandığında annenin yatağında hala uyuyor olduğundan emin olamamak. Tabii bir yatağı varsa. Ya da babasından bebek isteyecekken bir damla suyu istemekten dahi korkmak. Halep’te çocuk olmak, her an bir enkazın altında kalabilme riskiyle yaşamaktır.
Çocuklar hayatta kalmayı öğrenir. Korkuyu öğrenir. Buldukları büyük bir beton bloğun arkasında gizlenmeyi öğrenir. Ve birçokları bunca acı ve eziyete rağmen Allah’a güvenmeyi bizden daha iyi öğrenir..
Eski bir video vardı. Belki bir çoğunuz izlemiştir. Yılın en iyi fotoğrafçısı ödülünü alacak olan kadının videosu ve fotoğrafın hikayesi. İzlememiş olanlar için özet geçeyim. Savaş esnasında bir asker küçük bir kızı kovalar elindeki büyük tüfeği küçük kızın elindeki bez bebeğe doğrulur. Bu sırada kadın fotoğrafçı fotoğraf makinesiyle onları saniye saniye kaydetmektedir. Müdahale etmez yalnızca izler… Bugün hepimizin yaptığı gibi. Sonra görüntü kararır. Ödül gecesine döner kameralar. Kadın sahneye çağırılır. Bu sırada ekranda o meşhur fotoğraf vardır. Elinde oyuncak bebeğiyle, duvarın dibinde oturmuş (düşmüş) alnının tam ortasından vurulmuş bir halde.. içler acısı. Ama bizim de yaptığımız tam olarak bu. İçimiz acıyor mu? Bir çocuk, insanı geçiyorum o bir çocuk. Savaş çıksa eline tüfek alıp karşılık veremeyecek kadar ürkek ve masum. Ama siz, öbürünü kim bilir hangi hapishaneden çıkartmış, kim bilir kaç cana kıymış o insanoğlunu çocuğun üzerine gönderiyorsunuz.
Savaşın vahşet ve zulümden başka açıklaması yok. Üstelik bu huzurla evinde uyuyan bir insana yapılabilecek en büyük zulümdür. Bunun insan haklarında yeri olamaz. Bunun vicdan konusunda bir yeri olamaz. Bu düpedüz haksızlıktır. Sonu gelmeyen ve sürekli başka bir yere sıçrayan bir hastalık.
Halep’te çocuk olmaksa savaşın kucağına doğmaktır artık. Ve böyle bir durumda Türkiye’nin onlara merhem olacağını bilmeleri çaresizlik içinde bir umut kırıntısıdır. Ve biz Türkiye olarak kendimizi ve bağımsızlığımızı koruduğumuz gibi kardeş ülkelere kucak açmalıyız ki bu savaş denen illet karşısında vicdanımız biraz rahat etsin. Yoksa bunun hiçbir çıkar yolu yok. Yoksa savaş göz yumduğumuz ölçüde büyüyecek..
Dua edelim de her gün savaş korkusu ve ölümle burun buruna gelmiş çocuk sayısı, hayalleri elinden alınmamış çocuk sayısını geçmesin. İşte o zaman hepimize büyük bir ders gerekir.
Yorumlar