Fikir Düşünce

Güneş Batınca Şehre Girmek Yasak

  • 3 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Güneş Batınca Şehre Girmek Yasak

Kimseye görünmeden sırra kayar yıldızım

Ne desem manası yok, tek kelime; yalnızım

-Emir Fuad-

 

Bir bahar sabahı rüzgâr yağmurları koynuna alıp şehre bırakıyor. Şehir sessiz, tek bir kandil yanmıyor evlerinde. Sonra ki cılız bir ışık yükseliyor bir tek evden ve tahta bir kapının gıcırtısı ürkütüyor yağmurları. Bir derviş sabahın erken vaktinde düşüyor yollara. Yanında kendinden gayrı tek yoldaşı yok. Ayak izleri toprakta kayboluyor. Gece oluyor, yalnız kalıyor... Ve bir derviş uçsuz bir çölde gece vakti yalnızlığına şükrediyor.

Yalnızlık ne zor geliyor insanlara, ne kadar canlarını yakıyor tek-ü tenha kalmış olmak. Oysa yalnızlık kimsenin anlam veremediği şimdiye değin ve muhtemelen de hiçbir vakit anlam veremeyeceği bir hal. Acı veriyor evet doğru, acı… Lakin acı çekmeden kazanmayı öğrenemiyor insanlar. Kazananlar sabırlı olanlardır diyordu evvel vakitte okuduğum bir kitapta bilmem hangi müellif. Ama ben onun bu dediği cümlenin altını kaç defa çizdiğimi hatırlayamıyorum bile. Defterimde altı kazınmış cümleler, kelimeler hendeklere düşüyor. Anladığım tek şey var her biten kitabın ve her giden adamın ardından; insan en çok yalnız kalınca üşüyor. Ama bence insan üşüdüğü vakit anlıyor ölmediğini.

Tasavvuf literatüründe bir kavram var ki bilenler bilir elbet; “halvet der encümen.” Manasını da vereyim de muradımız tam olsun; kalabalık içinde yalnız kalmak. Zor iş… Kalabalık içinde yalnız kalmak… Lakin madem insanlar senin konuştuğun lisanla konuşmaz, sesler birbirine benziyor olsa da sözler farklıdır, sen aşk dersin ki madem insanlar sefil bir kelam anlar yahut sen dert istersin mecnun derler ismine ya da ne bileyim “Cübbemin altında O’ndan gayrısı yok” dersin katline ferman buyurur toprağın sultanları. İşte o vakit ki elini eteğini çekersin bu dünya hanından, handa meskûn olanlardan ve hatta hancının kelamından. Susarsın, yalnızlık diler, onun için dua kılarsın. Demem o ki, yalnızlık o vakit saadet verir insan olana. Ve yalnızlık kimsenin kelamını anlamadığı bir dünyada ve kimseyi kimsen edinemediğin vakitte güzeldir. Yalnızlık biraz da sükût etmeye, susmaya, dert edinmeye ve hatta derdi dert etmeye benziyor.

Yalnız kalmayı becerebilenlere aşk olsun…

Bazıları hiç gece olsun istemez. Onlar her vakitte güneş vursun şakaklarına, kara olan hiçbir gölge kalmasın dilerler. Bilmezler ömürleri boyunca arkalarında gezdirdikleri bir karartı vardır. Hani şu mağara gibi; Eflatun’un mağarası… Bir kişi kaçsa da oradan gerçeği görüp hakikati söylese onlara elbet ki ona yalancı derler, deli derler. İşte o vakit onlarla olmaktansa onlarsız olmak daha güzeldir. Onlar hiç karanlık yok zannetsinler, güneş hiç batmayacak. Mağaralarından dışarı uzatmasınlar başlarını. Bir an dua etmesinler ki yalnız, kimsesiz kalsak. Lakin sonra kapıları kapanır yine şehirlerin ve güneş battıktan sonra şehre girmek yasak. Batmayan bir güneşi olanlar, öyle vehmedenler şehre girmeyi akletmez ki!

Bilmem ki neden hep şaşırmışımdır devamlı gülen insanlara. Bu kadar çok gülecek şeyi nereden bulurlar diye. İşte belki de onlar sadece güneş varken severler dünyayı. Muhtemel ki onlar işte, gece olsun istemezler hiç. Lakin yalnızların ahı gece yükselir. Onlar ki nimet bilirler yalnızlığı, zira insanların içinde yalnız kalmayı başaranlar bir sırrı bulmuş âdemoğulları. Diğerleri ise… Bilmiyorum, bilemiyorum. Dünyanın toprağa da ihtiyacı var.

Bir seyyah, bir derviş toza toprağa bulanmış cübbesi yalnız başına bir çölde yürüyor. Ayak izleri yok, gölgesi dahi görünmüyor, dudakları kimse ile konuşmamış olmaktan çatlak… Bir derviş güneş batmaya yakın giriyor şehrin kapısından… Ardından bir sürüsü koşuyor kimsesizliği bilmeyenlerin. Ama batıyor güneş ve kapanıyor kapılar… Bir süvari kulelerden sesleniyor; güneş battıktan sonra şehre girmenin yasak olduğunu bilmiyor musunuz?

Etiketler
şehir Aşk Yalnızlık Tasavvuf Fatih Duman

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap