Fitne Hamalları: YouTuberlar
- Seyfullah Yılmazsoy
- 26 Eki 2018 - 18:40
- 9 dk okuma süresi
- -
- 0
Modern dönem; her şeyin popülariteye indirgendiği ve bu popülarite vesilesi ile toplumların şekillendirilerek tekdüzeleştirildiği, her türlü projenin kendisi üzerinden gerçekleştirildiği, popüler ağ uzantılarının yaygınlık kazandığı karanlık bir dönem halini almıştır. Her türlü ahlaki soykırım, kültürel yozlaşma, geleneksel mirasa yabancılaşma ve bütünsel asimilasyon bu popüler ağ uzantıları ile çok kolay hale getirilmiş ve hatta bu nevi yollarla dezenformasyona uğrayanlar, bununla övünecek kadar düşüp bunu medeniyet addedecek kadar alçalmışlardır. Her zaman bir proje ile yola çıkan müşrikler, tedricen ilerlemiş ve önce Kur’an’a yabancılaştıran atılımları destekleyip akabinde Kuran’ın yasaklandığı atılımlara milyarlar harcamış ve neticesinde oluşan güruha istediklerini dikte etmek için Müslümanları monotonlaştıran, sıradanlaştıran şeyleri onların hayatlarına dahil edip hem para kazanmış ve hem de emelleri doğrultusunda şekillendirmişlerdir Müslüman gençliği. Bunların her biri, farklı farklı ele alınması gereken konumdadır. Lakin bizler YouTuber denen facia ve kitlesel imhalar üzerine kısaca değinmek istiyoruz.
Kitlesel imha diyoruz çünkü YouTuber denen kimseler, milyonlara hitap ediyor ve milyonların rol modelleri olarak toplumda yer buluyorlar. Bu kimseler, öyle haya yoksunu olabiliyorlar ki “like” uğruna, toplumu dejenere etmekten imtina etmeyip alacakları para, elde edecekleri sûni konum ve bir süre konuşulmak için her şeyi ama her şeyi yapacak kadar düşebiliyorlar. Birisi çıkıp “anne ve babası ile küfürleşip” bunu çekip atabiliyor veya “birbirlerinin anne ve babasına küfredip” bunu şaka olarak topluma zerkediyor. Bir başkası çıkıp “küfrün her türlüsünü ederek ve konuşmasının %90’ını bel altı vurarak” insanları güldürmeye çalışıyor. Bir başka genç kız çıkıp, haya sahibi olması gerekirken, “zina ile alakalı veya kendi azaları ile alakalı espiri yapabilecek kadar” haysiyetsizleşip gençliğin kendisini örnek almasını sağlıyor. Erkeklerle haşir neşir olup konuşmakta sınır tanımamaya başlayan genç kızlarımız ve onları bacıları gibi görmeyen ve rahat rahat küfredip hayasızlaşmaktan haya duymayan genç erkeklerimiz yüzünden toplumsal bir ahlak kırılması yaşanıyor da toplum bunun farkına varamıyor.
Yalnızca izlesinler, beğensinler ve kendilerine para kazandırsınlar diye onları ahlaksızlığa sevk eden bu kimseler; üstüne üstlük bunun normal olduğunu dikte ederek buna karşı çıkmanın anormallik olduğu mesajını da zihinlere yerleştiriyorlar. Yakın tarihte hepimiz müşahede ettik. Haya yoksunu bir LGBT üyesi eline kamera alıp İzmir sokaklarında kendince laikliğin üstünlüğünü(!) ispatlamak için, beyni sosyal medya uzantıları ile sulanmış bir avuç sefile para vererek haysiyetsizce şeyler yaptırıyor. Onlar da denilenleri, pardon “dedirtilenleri” yapıyor ve alıyorlar üç kuruşlarını! Erkek erkeğe öpüşenler, sokakta soyunanlar, cinsel uzvunu bağıra bağıra söylemekten utanmayalar, hayvanlar gibi hatta hayvanlardan daha da aşağı duruma düşüp otlananlar, yeri yalayanlar, ayak yalayanlar ve daha nice nice iğrençlikler… Yapılan, pardon “yaptırılan” çok açık değil mi?
Birini YoutTuber yapıp, onu şatafata boğup, dünya şaşaası vererek gençliği onlara özendirmek, özenmeleri vesilesi ile onları örnek almalarını sağlamak ve okumaktan üretmekten uzak, aptal bir YouTuber meraklısı nesil yetiştirmek! Böyle olunca da “geçmişini bilmeyen, ecdadını tanımayan, büyüklerin ayak izini takip etmeyen, sünnet-i seniyyeyi bilmeyen, Kuran’ı okumayıp anlamayan ve anlatmayan ve hazindir ki anlatmayacak olan, Allah’ı bilmeyen, tanımayan ve tanıtmayı dert edinmeyen, tek derdi dünya ve gün içinde yaşadığı hazzı olan” kimseler yetişiyor onların kirli ellerinde.
Neslimiz onlara emanet edilmeyecek kadar kıymetlidir. Her çocuk İslam fıtratı üzerine doğmuş iken onların fıtratlarını değiştiren bu kimselere evlatlarını emanet eden anne ve babalar, vallahi çetin bir hesabın olduğu diyara gittiklerinde “keşke” ile başlayan cümleler kuracaklardır. Hiçbir baba evladına güzel ahlaktan daha güzel bir miras bırakmamış iken onları ahlaksızlaştıran bu kobay farelerinin (İstisnalar elbette var. Hangisi ahlaka, mukaddesata ve bir değere saldırmayıp bilgi vermek amacı güderek bu alanı kullanıyor ve “Toplumun ifsadı sanal yolla olduysa ihyası da sanal yolla olmalıdır” mantığı ile hareket ediyorsa söylediklerimden beridir) kirli ellerine evlatlarını gözü arkada kalmadan bırakıp kötü ahlak üzere yetişmelerine göz yuman anne ve babalar, yalnızca kan yolu ile o çocuğun yakını olan, ama asla anne ve baba olmayı başaramayan zavallı kimselerdir. Çünkü bu ihmal vesilesi ile oluşan topluma iyice dikkat edildiğinde fark edilecektir ki her çocuk onlar gibi giyinip, onlar gibi konuşup, onlar gibi olma gayreti gütmeye başlamıştır. Onların hayatlarına özenip onların ahlaksızlığını moda edinmiş ve onlar gibi olmanın, yani özenerek özü kaybetmenin ne demek olduğunu dahi idrak edemeyecek hale düşmüşlerdir.
Önceden güzel yurdumuzun neresine giderseniz; oraya has kıyafetler, oraya has yemek zevkleri, oraya has konuşmalar, oraya has bir samimiyet görürdünüz. Lakin şimdi Türkiye’nin en doğusundan en batısına, en kuzeyinden en güneyine neresine giderseniz gidin; AVM denen çirkinliğin beşiği ve internet denen kötülüklerin anası oraya ulaştığı için tek tip giyim kuşam, benzer sağlıksızlığıyla yemekler, aynı gündem, aynı ahkam kesmeler, aynı tavırlar göreceksiniz. Sanki daha önce görmüşsünüz gibi gelecek çoğu size. AVM’de internetteki bir aptallığa insanları güldürmeye çalışan o kızı gördüğünüzde, arkadaşlarına dizilerde gördüğü sözler ile büyüklük taslayan o zavallı çocuğu gördüğünüzde, hamburger yemek için ta nerelerden gelen bu gençliğe şahit olduğunuzda ve en nihayetinde aralarında yalnızca YouTuberların sözlerinin döndüğünü yakinen müşahede ettiğinizde; kesinlikle ama kesinlikle gittiğiniz her yerde bu kişileri gördüğünüz zannına kapılacaksınız. Çünkü tektipleştirilmiş insan, monotonlaştırılmış hayatlar, anlamsızlaştırılmış yaşama mücadeleleri ve bunun aksini düşünemeyen bir gelecek nesil adayı. Vallahi, tehlike çok büyük. Bu, önlem alınması gereken bir tehdittir. Önlem alınmadığı takdirde; gitgide Avrupai yaşayan ülkemiz, gelecekte tamamen Avrupa kapitalizminden müteşekkil olacaktır. Şimdi bile ekserisi “La ilahe illallah”ın anlamını bilmezken ilerleyen zamanlarda “Elhamdulillah Müslümanım.” demekten bile utanacak konuma düşeceklerdir maazallah.
Bu konuda tedbir almak, çözüm yolları aramak ve bu gidişe bir dur demek şarttır. Bu yüzden, ekserisi Müslüman olan ülkemizde, Müslümanca bir tavır takınıp “YouTuberların elinden bu sanal dünyayı bir şekilde almalı ve erişimlerini engellemeliyiz.” Topluma yön verme adına hayasız bir toplum inşa etme projelerine yayılım ışığı tutan kim varsa da uyarmalı ve bu şekilde bir ahlaki dezenformasyona izin vermeyeceğimizi söylemeli ve safımızı belli etmeliyiz. Ayrıca geçmiş dönemlerin zorlu şartlarına rağmen, İslamı anlatmaktan vazgeçmeyen asil Müslümanları topluma kazandırmalı ve hizmet etsinler diye onlara İslami portal oluşturmalıyız. Hatta nasıl ki onlar zararlı(!) fikirler adı altında zindanda çürümeye terk edildi ise, bu kimselerin de zararlı görüşleri göz önüne alınarak bu işten vazgeçene kadar zindanda kalkmasını sağlamalı ve her birisinin yerine bir Müslümanı, asil bir Müslümanı serbest bırakmalıyız. Müslüman, onların açtığı yarayı yamayacaktır Allah’ın izni ile! Aksi halde bu ahlak yoksunu kimseler yüzünden Avrupa yalnızlığında ve ahlaksızlığında bir nesil, geleceğe kirli bir ağ örecek ve hayatlar; nefisler, heva ve hevesler doğrultusunda kirletilecek!
Hava kirliliğinden ziyade “haya kirliliği”nin hakim olacağı bir dünyayı neslinize layık görebilirsiniz ama yukarıda da dediğimiz gibi: “Bizim evlatlarımız İslam ile terbiye edilmeyi hak edecek kadar ulvi ve müstesnadır!” Sizin kirli dünyanızın da Avrupa’nın dünya endeksli hayatının da içindeki herzelerin de zerre kadru kıymeti yoktur, islam nezdinde. Bu sözleri söylerken, onlar gibi işkembe-i kübradan da sallamıyoruz Allah’ın izni ile. Sözlerimize ya bir Kur’an kıssası ya da ashab dönemi veya dönemin içinde yaşanmış bir hadis şehadet ediyor. Bu konuya en güzel örnek ise; cehalet asrının, o karanlığın bile aydınlık kalacağı kadar karanlık olan asrın, “İslam ile saadet asrına dönüşmesidir.”
Zaman zaman onlar da tekdüze bir hayatı dikte etmek için meşhur kimseler çıkarmışlardır. Toplumda o an ne prim yapıyorsa, onun zirvesi olacak bir tip oluşturup, fikirlerini o tip etrafında dikte etmişlerdir. Cehalet asrında zengin, varlığı, malı mülkü olan, aristokrat kesime hitap eden ve kitleleri peşinden sürükleyen Ebu Cehiller, Ebu Lehebler o dönemin ikonları olmuş ve fesahatin itibar vesilesi olmasından istifade fasih bir davet yolunu tutmuşlardır. Onları örnek alan her putperest, onları biraz daha zengin etmek için, onların yaptıklarını yapagelmiştir ve ritüelleri onların şekillendirmesini onur vesilesi addederek itiraz etmeden kabul etmiştir. Bugün onları onlara özenerek zengin edenler, o gün de onlara özenip onları zengin etmişler ve bunu toplumun neredeyse tamamı itirazsız benimsemişlerdir.
İşte bu ortamda vahyin ışığında karanlığı aydınlatan Efendimiz (صَل الله عليه و سلم) onların tağutlarını yeren ve Allah’ın yüceliğini haykıran, fesahatin ve belagatın da üzerinde olan sözler söyleyip davete başlamıştır. İşte günümüzle paralellik arz eden kısmı gelmiştir nihayet. Peygamber Efendimiz (صَل الله عليه و سلم)’e gelen o müşrikler, “toplumu düzelten, daha da ahlaklı ve bilinçli kılan, dava bilinci ile hareket ettiren, serden, anadan ve babadan ve dahi kendilerini rezil ve zelil olmaktan uzaklaştıran, muhteşem hakikatleri” anlatmamasını, kendisinden istemişler ve bu uğurda anlatmamasına, vazgeçmesine karşın kendisine “en güzel kadınların tamamını, servetlerinin tamamını, saltanatın tamamını” vereceklerini vaat etmişlerdir.
Görüyor musunuz? Toplumu ahlaksızlaştıran adamları paraya boğanlar, onların ahlakını düzeltmek için çaba harcayanlara iki katını vaat etmişlerdir ki; dertli olan, ahlaklı olan, haram yemeyen, her kabın şeklini almayan onurlu kimseler inşa etmesinler. Nitekim Efendimiz (صَل الله عليه و سلم)’e gelenler, “Bir elime güneşi diğer elime ayı koysanız bile bu davadan vazgeçmem.” diye gelmiş geçmiş en muhteşem cevaplardan birisi ile karşılaşmışlar ve durduramayacaklarını anlamanın acizliği içinde sürekli entrika arayışlarına girmişlerdir. Ve kurdukları cehaleti, Efendimiz (صَل الله عليه و سلم)’in dava samimiyeti ile yavaş yavaş tarihe gömülürken izlemenin kahrında erimişlerdir.
Şimdi Allah aşkına söyleyin! Bir dönemi cahilleştirme adına, ahlaksızlaştıran, cahilleştiren, okumaktan alıkoyan, hak bir davayı dert edinmekten men eden o kimseler ve zihniyet ile gençleri okumaktan, anlamaktan ve anlatmaktan alıkoyan, ahlaklı olmak utanılacak şeymiş gibi dikte eden, sürekli dünyevileştirme mücadelesi veren bu kimseler arasında ne fark var? Onlara istedikleri miktarda para verenler, onlara istediklerini yaptırtabiliyor. Ama şuurlu bir Müslümana “Güneş ve Ay”ı verseler dahi davasından döndüremiyorlar. Bu yüzden de “basit ücretlere tav olacak” ve “Kur’an ayetlerini yani Allah’ın zikrini ucuz bir metaya satacak” kişileri rol model kılıp, öne sürüyorlar. Bu da çocuğunun “Bir elime güneşi, diğer elime ayı verseniz de bu davadan vazgeçmem.” fikrinden “Yeter ki paradan bahset, her türlü ahlaksızlığı moda altında, çağdaşlık altında ben topluma kakalarım.” zihniyetine düşen bir neslin çarpık binasının tuğlası olmasına sebebiyet veriyor. Veda hutbesini 120 bin sahabi dinlemiş iken Medine’de medfun olan sahabi sayısı 10 bindir. 110 bin sahabe boşu boşuna, hayatlarının geçtiği diyarları terk edip dünyaya yayılmamıştır. Tabiin ve tebe-i tabiin hayatlarını boşu boşuna savaş meydanlarında cenk ederek geçirmemiştir. Bu uğurda bedel ödeyen İmam-ı Azamlar, İmam-i Şafiiler, İmam Ahmed bin Hanbeller, İmam Malikler, İbn Şihab ez-Zührîler, İmam Buhariler, İmam Müslimler, Said bin Cübeyrler, Bişr-i Hafiler, İbn Hacer el Askalaniler, Bedrettin el Ayniler, Zehebiler, Kevseriler, Sıbailer ve daha nice nice büyükler, boşu boşuna hayatlarını ortaya koymamışlar, boş bir mücadele ile hayatlarını heba etmemişlerdir. Bütün bu Alimlerin amacı, Peygamber Efendimiz (صَل الله عليه و سلم)’in ahlakı ile ahlaklanan bir nesil yetiştirmek, onları dünyanın hegemonyasından kurtarmak ve Batı’ya özenmekten alıkoymaktır. Ecdat bu sebep ile şehadet şerbetini içmiştir Çanakkale’de. Kafire benzememek, onların ahlaksızlığı ile ahlaksız bir nesil yetiştirmemek, onlar gibi amaçsız ve davasız bir topluluk halini almamak için mücadele etmiştir ecdadımız. Ama Mahmut Ustaosmanoğlu’nun: “Çanakkale’den geçemeyen düşman çanak antenden geçti.” dediği gibi çanak antenden geçmişler ve bizi yine kendilerine benzetmişlerdir. Ki bunu yapabilmek için finansörler bulup köy köy gezmiş, bedava televizyon dağıtmışlardır. Bu yüzden “değil dünya, ay ve güneş bile verilse” bu davadan vazgeçme lüksü yoktur Müslümanın. Bu yüzden bu samimiyet ile neslini yetiştirmek zorundadır Müslüman. Bu da kirli ellerin ellerinde kirlenen YouTuberların kirli ellerinden, neslimizi kurtarmakla mümkündür. Vallahi, böyle bir mücadele vermeyen herkes mesuldür. Vallahi, böyle bir gayret içine girmeyen herkes sorumludur. Vallahi, bunu dert etmeyen herkes mükelleftir. Rabbim bizleri “neslini kirli ellerin kirli dünyasına emanet eden” ahmaklardan eylemesin. Bizleri geleceğini önemseyen, bu vesile ile de geleceği nakış nakış dokuyacak olan nesli inşa eden muttakilerin önderleri eylesin. Müslüman bilinçli olan kişidir. Bizleri bilinç ve feraset ile ziynetlendirsin. Şuur ve basiret ile şereflendirsin. Ve bizleri katına alırken, Peygamber Efendimiz (صَل الله عليه و سلم)’in davasını dert edinen bahtiyar kişiler olarak alsın inşallah. Zafer yakındır istikbal İslamındır.
Yorumlar