Fikir Düşünce

Farkındasızlığın Kölesi

  • 3 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Farkındasızlığın Kölesi

Zamanın birinde var olan birçok müessese ortadan kalktı ya da şekil değiştirip kendini günümüze uyarladı. Ama hiçbiri kölelik kadar yara açmadı insanlık tarihine. Sahip olduğun ne varsa sahip olamamanın adıdır bu kara müessese… En çok karşı çıkılan ama en çok taraftarı olan bir çelişkiler dünyası. İnsanı bir sahibe amade kılan, ama bu gerçeğin ortaya çıkmaması için en çok çabalanan.

Sahip olduğumuz ne varsa aslında sahip olamamak demiştik ya; zamanını harcarsın mesela efendin uğruna, efendin bir film olmuş ya da bir arkadaş grubu fark etmez… Duygularını harcarsın biraz da yeni bir sevgili uğruna, “kalbim” dersin, “ne uğruna çalışıyordu ki zaten? Al senin olsun, ez, kır, parçala, yok say hatta. Efendimsin sen benim. Gönüllü hizmetkarın bu yürek.”

Bazen paranı vakfedersin alışveriş kuyruklarında. ‘Herkesin cebinden alınacak üç beş lirası vardır.’ mantalitesi ile çalışan kapitalist düzene alkış çalarsın ellerinle, poşet taşımaktan parçalanırcasına. Ama ses çıkarmazsın asla, durumun vahametine sövenleri susturup, alaşağı edersin. “Sen zamanın hangi çağında takılı kaldın? Bizans mı yoksa kara Roma mı? Gladyatör mü sanırsın bizi ne köleliği?” dersin. Sonra içine dönersin, sakinleştirir, çalkantılarını dizginlersin. Bir annenin ağlayan çocuğunu bir şey olmadığına inandırmaya çalıştırdığı gibi teskin edersin özünü.

Sonra bir gün uyanır yorulduğunu fark edersin, ne uğruna çalıştığını bilemeden… “Hangi ahırda saman balyalarını taşıdım, düzelttim de sırtım böyle ağrıyor?” dersin; günlerce ve gecelerce boynunu eğip baktığın elindeki cihazı düşünmeden. “İçim” dersin “Neden bu kadar huzursuz?” “Ben miyim bana fazlalık? Yoksa içimde başka bir ‘Ben’ daha mı tepişip durur? Hangimizin meskeni bu beden?” sonra sıyırırsın kendini cevabını bulamadığın ve bulmak istemediğin bu sorular deryasından. Yanıtları incitir seni, içini boşaltır ve seni bir korkuluğa çevirir, anlamsız, yetisiz, yeteneksiz.

Markaların vardır mesela, onu üzerinde taşıdığında değerinin arttığını hissettiğin. Başını dik tutmana sebep olan ayakkabıların. Ayakkabı başı nasıl dik tutar deme, bir amblem boynuna yedek bir kas oluverir birden. Yeniden doğmuş oluverirsin anandan, kirlenene kadar ayakkabıların. Sonra zamanla “insanlar ne der?” düşüncesinin kölesi oluverirsin. Kirli ayakkabılar sana yetmez olur, mahcubiyet katar sana, birinin gözü değse metroda. Yeminler edersin içinden, gerçek marka bu, kirli olduğuna bakma diye tekrarlayıp durursun.

Dünya ağrısından kaynaklanan kramplarına çare aramak için doktor doktor gezersin, bir torba ilaçla kendini iyi hissetmeye adarsın bu seferde. Kâh anti-depresan ilacı içersin, kâh yetişemediğin heveslerinin sebep olduğu stresten ağrıyan miden için ilaçlar. “Bazen sadece sokakta gezen kedi olsam.” Dersin. “Ne güzel dertten kederden uzak.” Kendine dert, keder ürettiğini bilmeden.

Şükürsüzlük efendisinin kölesi oluverirsin bu defa. Elinde olmayanlara gözünü diker, olanları elinin tersiyle itersin. Haklısındır sana göre, milletin yatı katı vardır, sen bu hayata mı şükredeceksin bir de? Ah bu hayat bir sana adil değildir. Ne çok şey esirgedi senden, ne çok acılar yükledi boynuna. Şükretmeyi en çok sen önerir ama bir sen gerçekleştiremezsin yine. Efendinin seni cezalandıracağından korkar gibi korkar, sakınırsın. Kölelik müessesinin kadrolu elemanı olursun bile bile. Ses etmeye çekinir, yine efendine sığınırsın. O an hangisi olduğu fark etmez. Belki elindeki cihaz, belki karşındaki kara kutu, belki para harcayacağın ihtiyaçlar listen.

Dünya hırsına kölelik yitirir ömrümüzü… Ne sen dışında sayılırsın bu çukurun, ne ben kendini kurtarmışlardan olabilirim. Var mıdır acaba hayatımızın bir kısmında huzura kavuşmuşluk? Efendilerden kurtulmuşluk?


Etiketler
Kölelik

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap