Elaya Çalan Yeşil
- Öykü Gümüş
- 20 Eyl 2020 - 13:26
- 3 dk okuma süresi
- -
- 2
Saatlerce oturup her hareketini izlediğiniz biri oldu mu? Onun gözlerine odaklanıp kendi gözlerinizi kırpmayı unutturan biri mesela. Benim oldu. Baştan anlatayım size. Bundan yirmi yedi sene kadar önce idi. Her hafta uğradığım çok sevdiğim bir kitapçıda gördüm onu ilk defa. Bir söyleşi için gelmişti yanlış hatırlamıyorsam. Gerçi nasıl yanlış hatırlayayım, unutamadım o günü hiç. Elinde cebine sığabilen deri kaplı bir defter vardı. Kamburu çıkmış bir şekilde dizlerine doğru eğilmiş not tutuyordu. Öyle eğilmişti ki kahverengi ince ceketinin üzerinden her bir kemiğini sayabilirdiniz. Ama o kendini yazmaya kaptırmış bir şekilde halinden memnun gözüküyordu. Arada bir merakına yenik düşüp etrafı süzüyor sonra yine defterine dönüyordu. Dinlediği kişilerin yüzüne bakmıyor sadece duyduklarını yazıyordu. İş yapıyordu, yorgundu ama işini seviyor gibi bir havası vardı. Bense kitabımın son kısımlarını güzel bir kahve eşliğinde bitirebilmek için uğramıştım oraya. Kaderimde elimdeki kitabı bitirebilmek yokmuş. Onunla göz göze geldikten sonra bir sayfa bile okuyamamıştım kitabımı. Elaya çalan yeşil gözleri vardı. Güneş batmıştır hava hafifçe kararmaya başlar, gökyüzünün rengi denize vurur ve dünyanın en huzur veren rengi oluşur o sırada, bilir misiniz o hissi? İşte gözlerine baktığım ilk andan itibaren içimi böyle bir huzur kaplamıştı. Huzur kapladı diyorum ama çocukça heyecanımı anlatamam. O gencecik kadın gitmiş yerine ağaca tırmanmak isteyen, dondurması için sıra bekleyen sabırsız bir çocuk gelmişti. Gözleri babamın gözleri gibiydi, aynı güveni onun gözleri yaşatırdı bana. Hem geçmişe hem geleceğe götürmüştü bu yabancı adam beni. Dile kolay yedi saat oturdu, bende oturdum. Her hareketini izledim. Dedim ya arada bir etrafı süzüyor diye o sıralarda denk geldi bakışlarımız ama onun dışında benim orada olduğumun farkında değildi, kaptırmıştı kendini. Sıkça yazdığı belliydi, kalem tuttuğu parmaklar daha yaşlıydı diğerlerine göre. Kahvesinin soğumasını umursamamıştı, ara sıra fincanının farkına varıyor ve bir yudum kahve alıyordu. Söyleşi bittikten sonra birkaç saat daha oturdu. Defterini masaya koydu, sırtını geriye yasladı. Sonra aniden kapadı defterini, acelesi varmışcasına kalktı. Ne saate bakmıştı, ne de dışarıya. Hava kararmış, akşamın serinliği sarmıştı her yeri. Tatlı heyecanımın yerini büyük bir telaş almıştı, hızlı bir karar vermem gerekiyordu. Spontane bir insan olamamış, rutin bir hayat içinde yaşamıştım o ana kadar. Birkaç saniye içinde çantamı toparlamış ve kapının önüne atabilmiştim kendimi. Biraz bakındıktan sonra onu görmeyi başardım ve hiç düşünmeden onun yolunu takip ettim. Birkaç sokak sonrasında her şeyin bilincindeymiş gibi arkasını döndü. Gözleri ile içine çekti söylemek istediklerimi, sonra hafifçe gülümsedi. Hiçbir şey demeden yürümeye devam etti, bende durmadım tabii. Ama bu sefer arkasında değil yanında yürüyordum. Adımlarımız minik ve hiçbir acelemiz yoktu. Bu yolu birçok defa yürümüş ama bu kadar güzel olduğunu ilk defa fark etmiştim. Sahil yoluydu ama kimsecikler yoktu. Kaldırımların kenarları yeşillikler içindeydi. Az ileride durakladı ceketini çıkarıp yere serdi sonra da kendi yere serildi. Kollarını başının altına aldı ve gözünü kırpmadan yıldızlara daldı. Bir süre onu izledikten sonra yorgunluğumun farkına vardım ve ben de onun yaptıklarını tekrarladım...
Güneşin uyanması ile yıldızlar kaybolmaya başladığında yerden kalktı elini uzatıp beni de kaldırdı. Hiç bu kadar iyi dinlenmemiştim, yıldızların güzelliğini fark etmemiştim. O sırada o ceketini yavaşça silkeledi ve sonra arkasını dönüp gitti. Böyle bir son beklememiştiniz değil mi? Ben de beklememiştim, günlerce güneşin doğuşu ile her şeyi kaybettiğimi düşündüm. Hem onu hem kendimi. Ama o bana bir hayat kazandırmıştı. O zamana kadar düzenli hayatımın içinde inanmadan, umutlara tutunmadan yaşamıştım. Daha doğrusu yaşadığımı sanmıştım. Ben ilk defa o gece hissettim kendimi, varlığımı. Sonrasında ise hep onu bulmanın umudu ile yaşadım. Umudum devamlı olsun diye onu hiç aramadım, adını sormadım, soruşturmadım. O gün okuduğum kitap yarım kaldı hep, bitiremedim. O günü orada dondurmak istedim, her şeyi o gecede bırakmak istedim. Sanki kitabın yarımlığı o günü sonsuz kılacaktı. İnanmazsınız belki ama o gün bitmedi, ben her gece o günün içinde uykuya daldım. Gece yine o güne döneceğimi bilerek uyandım.
Ve eğer olur da sen yine yıldızlara dalarsan ve beni hatırlarsan,
Şimdiden iyi uykular Sevgili...
Yorumlar