Efendime
- Fadime Çetinkaya
- 2 Mar 2019 - 13:58
- 3 dk okuma süresi
- -
- 1
Efendime…
Selâmların en güzeli senin üzerine olsun ya Resûlullah!.. O yüce gönlünde kocaman yer ayırdığın kimsesizlerin, muhtaçların bak bugün yine sensiz, yine öksüz kaldı efendim!
Sen onlara hep iyi davrandın. “Beni memnun etmek isteyen, ümmetimden birinin ihtiyacını karşılasın; beni memnun eden Allah’ı memnun etmiş olur. Allah’ı memnun eden de, Allah tarafından Cennete dahil edilecektir.” diye buyurdun.
Affet bizi ya Resûllulah! Ümmetin, seni memnun etmeyi unutur oldu. Yani başımızda çırpınan muhtaçları görmez olduk. Açın hâlinden anlamayan toklar olduk. Yokluğu görmeyen varlık içinde “yok” lardan olduk.
Oysa sen, Sa’d b. Ebû Vakkas’a “Sahip olduğun maişet ve başarıyı fakirlerin çalışmasına borçlusun” buyurarak, zenginin fakirden üstün olmadığını anlattın. Sen anlattın anlatmasına da, kardeşi açken yatan toklardan olduk. Bize ne oldu böyle? Sana layık olamadık…
Senin önem verdiğin gibi muhtaçlara yardımcı olamadık. Hani bir gün şöyle buyurmuştun: “Allah’ım beni yoksul olarak yaşat, yoksul olarak öldür ve yoksullarla haşreyle!” Seni duyan Hz.Aişe validemiz “Niçin, ey Allah’ın Resûl’ü?” diye sormuştu. Sen, yetimlerin padişahı, böyle buyurmuştun: “Çünkü onlar Cennete zenginlerden önce girecek…” Ve sonra “Ey Aişe, hiç bir zaman muhtaç birini kapından boş çevirme. Verebileceğin yarım bir hurma dahi olsa. Aişe! Fakirleri sev, onları yakınına al ki, Allah da seni kıyamet günü yakınına alsın…” buyurmuştun. (Tirmizi, Beyhaki ve İbni Mace)
Ey Nebiler Nebisi!..
Ümmetin zenginleştikçe, fakirleri tanımaz oldu. Kendi varlığında, kendi nefsine köle oldu. Muhtaçlarla gidilen Cennetin yolunu unutur oldu. Oysa İslam’ı en önce kabul edenlerin çoğu fakir ve muhtaç kimselerdi. Sen onlara hep iyi davrandın. Onları hiç yanından ayırmadın.
Ve bir gün yine Mekke’nin ileri gelenleriyle oturmuş, onları İslam’a davet ederken gözleri görmeyen ve fakir olan Abdullah bin Ümmi Mektûm çıkıp gelmişti. İslamiyeti anlatmaya o kadar dalmıştı ki, yüce Peygamber; Ümmi Mektûm’un işinin acil olmadığını ve daha sonra gelip konuşacaklarını belirterek onu ihmal etmişti. Bu olay üzerine Allah’ü Teala Abese suresini vahyetti: “Surat astı ve döndü; kör geldi diye. Ne bilirsin belki o arınacak? Yahut öğüt dinleyecek de öğüt, kendisine yarayacak. Kendisini zengin görüp, tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmasında sana ne? Fakat koşarak sana gelen, Allah’tan korkarak sana gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun. Hayır! Olmaz böyle şey; O öğüt, inen Kur’an ayetleri bir hatırlatmadır. Dileyen onu düşünüp alır. (Abese 1-12)
Bu ayetten sonra, alemlerin uğruna yaratıldığı sevgili; fakirlere ve muhtaçlara daha çok önem verdin. Biz senin gösterdiğin hassasiyetin yarısını bile göstermekten aciz olduk ey Allah’ın elçisi!..
Senin muhtaçlara ve düşkünlere olan tutumunu sayfalarca anlatsak yeter mi dersin bu dünyalık kitaplar…
Yine bir gün Ebu Derda’ya “Bana aranızdaki fakirleri arayıp bulun; çünkü siz ancak fakirlerin sayesinde yardım görür ve rızıklanırsınız” buyurmuştun ya; işte biz o fakirleri kendimizden uzaklaştırıp zalimlerden olduk.
Hani Asrı Saadet’i onlar öğretmişti. O insanların arasından öyleleri çıktı ki biz onların yanında ilim fakiri ve merhamet fakiri olduk Efendim!..
Ya Resûllullah!
Senin kapına geleni bir gün bile eli boş çevirmedin. Kendinde olmayanı da bir başkasından borç alıp verdin de, eli boş göndermedin. Yine o güzel insanlardan Cabir (r.a.): “Müslüman yoksulu doyurmak, Allah’ın rahmetini gerekli kılan güzel amellerdendir” diye buyurduğunu dile getirdi.
Ey yetimlerin Padişahı, yeryüzünde insanlar açlıktan ölür hale geldi. Hani muhtaçlara yardımınızı onları incitmeden yapın diye buyurmuştun ya, bugün insanlar sadece varlıklarının gösterişi için yardımlarda bulunur oldu. Senin gibi bir Peygamberin eli sıkı ümmeti olur mu hiç? Yüreğinde yanan yangınlara su serpemedik. Oysa “Beni sevindirmek isteyen, bir muhtacı sevindirsin” buyurarak gönül kapını bizlere açmıştın. Seni sevindiremeyen bu gönüller, nasıl “yâr” olsun yaralara…
Affet bizi ey Allah’ın Resûl’ü!
Sana yaraşır bir ümmet olamadık. Dedim ya; biz zalimlerden olduk, şefaatine muhtacız.
Ya Resullulah, bütün bunları sana şikayet için yazmadım. Senin mazlumlara, muhtaçlara merhametini anımsarken, kendine kardeş olarak seçtiğin bizlerin, senin merhametini, o yüce gönlünü nasıl ihmal ettiğimizi anladım.
Biz seni ihmal edenlerden olduk Efendim! Oysa sen, mazlumun dostu, yetimlerin babası, muhtaçların çaresi idin. Kimsesizler senin Yâren’indi. Biz senin Yâren’lerine “yâr” olamadık…
Sana salât, sana selâm olsun Efendim!..
Dedim ki; biz zalimlerden olduk, şefaatini yine de seni sevmeye, seni anlamaya ve sana layık ümmet, kardeş olmaya çalışanlardan esirgeme Efendim!..
Etiketler
Yazar Hakkında
Fadime Çetinkaya
Okumak zaman ister, yazmak ise dolu bir yürek... Ben ise okudukça yazanlardanım...
Yorumlar