Dünya Evine Çıkıştan Girmek
- Meltem Ortakcı
- 5 May 2018 - 15:32
- 6 dk okuma süresi
- -
- 0
Allah'ın emri olan evlilik süreçleri, anlamsız dayatmalar yüzünden eziyete dönüşmüş ablalara, abilere ve kardeşlere acılı bir ithaftır...
Sözlük anlamı erkekle kadının aile kurmak için yasaya uygun olarak birleşmesi, izdivaç etmesi olarak ifade edilen; Efendimiz (asm)’in "Evleniniz, çoğalınız, çünkü ben kıyamet gününde sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim." (Beyhakî, VII/81) hadisi ve bunun yanında hüküm niteliğindeki birçok ayet ile de dini boyutunu tamamlanmış olan evililik kavramı günümüzde artık bir çeşit kurum haline gelmiştir. Öyle ki ilk insan olan Hz. Adem ve Hz. Havva’dan ilk kabileye; ilk kabileden de günümüze dek geçerliliğini kaybetmemiştir. Tabi onlar için bahsedilen evlilik mefhumu yüksek yüksek tepelere kurulan evlere sitem şeklinde olmaktan ziyade aile olmak ve neslin devamını sağlamak şeklindedir. Bense şimdiye dek yapmış olduğum naçizane gözlemler neticesinde evliliğe dair insan duruşlarının üçe ayrılmasının mümkün olduğu kanaatine vardım.
Fakir tezime göre birinci grup insan tipi; evlenmek için doğmuş olan insanlar... Zeytine kurdele takıp kocişine sunum yapan hanım kızlar ve ‘aşkitoşum aşkitoşum’ diyerek ortalıklarda dolanan delikanlı beyler bu grupta bulunup toplum nezdinde pek de hoş karşılanmamaktadırlar.
İkinci grup ise; “Dini bir vecibe olmasa ve işin ucunda anne/baba olmak olmasa evlilik çok da çekilir dert değil açıkçası.” diyenler...
Üçüncü grup ise; “Evlenmek mi, evlerden ırak! Bekarlık sultanlıktır kardeşim.” diyenler.
Peki sadece kavram itibariyle bile yirmi tane ayete ve sayısız hadis-i şerife mazhar olmuş, “imanın yarısı” olarak dini bir hüküm kazanmış olan bu evlilik hadisesi bugün niçin insanların yaka silktiği, koşarak kaçtığı, gelin ve damadın en mutlu gününde bile bir anda mide ağrısına dönüşmeye mahkum bırakılmış bir şey haline geldi dersiniz? Ben söyleyeyim: Çünkü her şeyde olduğu gibi bunda da bir şeyleri fazlaca abarttık. Bir kadın ve bir erkeği evli yapan şey, şartları sağlanmış basit bir nikahtan başkası değildir aslında. Ama bizler artık düğün yapmadan ya da şaşalı davetler tertip etmeden sadece sade bir törenle nikahlanmış insanları evlenmiş bile saymıyoruz. Allah’ın adıyla birini eş seçmişsin, eline bir şeylerin teminatı diye evlilik cüzdanını tutuşturmuşlar, bitti mi? Elbette ki hayır! Bunun aile tanışması, kız istemesi, damada tuzlu kahve vermesi, onun için alınan ayrı fincanı, çiçeği, çikolatası, hepsi için ayrıca hazırlatılıp yazı fontu için üç gün kafa patlatılan, ama davetlilerin göz ucuyla şöyle bir baktığı ve eğer yaz düğünü ise sadece yelpaze olarak kullandıkları davetiyeleri, sözü, nişanı; nişanda sanki toplu belediye nişanı yapılıyormuş da gelinle damat karışacakmış gibi baş harflerinin yazıldığı aynalı rüküş nişan tepsisi, kına gecesi, kınada "gelin elini açmadı"sı, düğünü, düğün günü araba süslemesi, kız çıkarması, konvoyu, davulu, zurnası var... Var da var. (Yeni adetler çıktıysa bilemiyorum, bu kadarı bana yetti.) Bunların birini bile atlamışsanız üzgünüm, siz toplum nezdinde pek de evli sayılmıyorsunuz. Örf, adet, gelenek, görenek gibi değerleri bir anda modernist hamlelerle elimizin tersiyle itelim demiyorum elbette. Sadece bir şeyleri daha kolay, daha acısız, daha sıkıntısız halletmek varken neden kendi sırtlarımıza anlamsız yükler bindiriyoruz, ben bunun cevabını arıyorum. Bu soru hakkında düşünürken şöyle bir hastalığa düçar olduğumuzu fark ettim:
Hayatta Bir Kere Hastalığı!
İçinde asla rahat edemeyeceğim ve üstelik dünyanın parasını verdiğim bir gelinlik giyeceğim çünkü bir kere evleniyoruz. Gelin ve damat asla sıradan bir elbise/ takım elbiseyle evlenemez; illa muşamba giymiş gibi olmak zorundadır çünkü bir kere evleniyoruz. Gelinliğin belini öyle bir sıkacaklar ki robotik hareketler yapmak zorunda kalacağı için gelin yemek yiyemeyecek, su içemeyecek, hanım arkadaş ve akrabalarına sarılamayacak; çünkü bir kere evleniyoruz. Hatta kendinden beş metre ileride duracak olan gelinlik tarlatanı (gelinliğin eteklerinin lunaparktaki balerin kız eteği gibi durmasını sağlayan tülden şey) yüzünden hanım kız Allah rızası için yapacağı bu evlilik adına bir secde bile edemeyecek o yüzden namazını ya sandalye tepesinde oturarak kılacak (Allahualem) ya da o gün hiç namaz kılmayacak ama bu evlilik ümmet için orada yanlış olmasın aman; çünkü bir kere evleniyoruz. Bu arada bu en iyi ihtimalle gelinin abdestli olduğunu düşünürsek, çünkü abdesti yoksa yüzündeki porselen makyaj yüzünden ve antik yunan heykeli gibi duran başörtüsünü açamayacağı için abdest de alamayacak; çünkü bir kere evleniyoruz. Hayatı boyunca muhtemelen hiç giymediği ve muhtemelen de bir daha hiç giymeyeceği kadar topuklu olan o gelinlik ayakkabısı yüzünden ayakları şişecek, acıyacak; çünkü bir kere evleniyoruz. Hanım kız en mutlu günü olan evlilik gününü karın ağrısı, mide bulantısı ve şişmiş, acıyan ayaklarla hatırlayacak; çünkü bir kere evleniyoruz. Sağından solundan dönemeyecek, kafasını çeviremeyecek, gelinliğin içinde sadece bir virgül miktarı nefesler alıp bir kısmını verip bir kısmını da veremeyecek; çünkü bir kere evleniyoruz. Gerilecek, daralacak, sinirleri harap olacak... Eee çünkü bir kere evleniyoruz. Evlilik denen olay zaten başlı başına ilginç bir şey iken şairin mısrasında geçen; " Çöp gibi bir oğlan ipince hayırsızın biriydi fikrimce" dizelerindeki adama sevdalanan bir kadın; aslında o kadar da güzel olmayan Leyla'ya sevdalanan bir adam birbirini bulmuş; bu kadar şehir, ülke, insan arasından Allah onları birbirine nasip etmiş ama yok gelin çiçeği şöyleydi, nikah salonu böyleydi, nikahta semazenler yanlış tarafa dönmüştü diye birbirlerinin ömrünü yiyorlar. Niye? Bir hayat düsturu olan şöyle hadis- i şerif var, hatırlatayım:
"Kolaylaştırınız! Zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz! Birbirinizle anlaşın, iyi geçinin, ihtilâfa düşmeyin!" (Buhari 3:72)
Her şeyi daha kolay, daha az kırarak, daha az kırılarak yoluna sokmak varken; asfaltta gitmek varken atları patikaya sürmedeki bu ısrarımız neden? Herkesin en fazla bir ay sonra bütün ayrıntılarını unutacağı düğünü, başkalarının rızasını düşünerek yapmak neden? Bugün asgari ücretin brüt tutarının iki bin lira civarı olduğu bir ülkede bir gelinliğe beş bin lira para vermek neden? Daha ironik olansa şu; üstelik bu gelinliği bir kere giymek temennisiyle alıyoruz. Sonra gardıroba sığmıyor, başa bela oluyor ve 'verilecekler' kısmına ayrılıyor. Mesele işin maddi boyutu da değil aslında! Mesele yapacağımız evlilik adına Allah'a bir kurban adayalım demeye gelince paramızın olmaması ama bir gelinliğe, muşambaya benzeyen o parlak, o saçma damatlığa dünyanın parasını verirken hiç içimizin acımaması... Mesela çocuğumuz doğduğunda akika kurbanı kesecek, çocuk için sadaka verecek paramız yok ama gelsin diş buğdayları, gitsin baby shower'lar... Ama evlilik de ümmet için, yetiştirdiğimiz çocuklar da değil mi?
Unutuyoruz! Bezm-i elestte Allah'a verdiğimiz sözü unutuyoruz... Her işte onun rızasını talep etmemiz gerektiğini unutuyoruz... O'ndan razı olmak mertebesine gelebilmek için önce O'nun rızasını kazanmamız gerektiğini unutuyoruz.
Bu sebeple benim kendimden büyük ya da küçük, evlenen herkese söylediğim bir şey var:
"Evleneceğiniz adamlardan kafanız kadar tek taşlar talep edeceğinize televizyonsuz bir ev talep edin!"
Çünkü ancak böyle taleplerle ümmete evimizden çocuklar yetişecek. Ağzını açıp bütün gün televizyon izleyen beyni uyuşmuş çocuğun kendine ne faydası olacak ki İslama olsun? Zorla krediye, faize mecbur bıraktığımız evliliklerin hesabını iki cihanda da veremeyiz. İsmet Özel'in de dediği gibi: Kadınlar, kocalarına ya da oğullarına; "Ben senden çok para değil, helal para kazanmanı istiyorum." dese ülkenin çehresi değişecek.
Ve son olarak; eğer evlilikten anladığınız şey -erkek ya da kadın- evleneceğiniz kişinin hayatını mahvetmekse, ona hayatı bir şekilde yaşanılmaz kılmaksa, ona zulmetme hakkını kendinizde bulacağınızı sanmaksa lütfen hür iradenizle ömrünüzün sonuna dek bekar kalın!
Allah bizleri korktuklarımızdan emin kılsın. Umdumuz O'nun rahmetidir; O'ndan bir an olsun nefsimize uymayanlardan olmayı niyaz ederiz. Çünkü:
Onlar, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” diyenlerdir. (Furkan 74)
Selam ve dua ile...
Yorumlar