Dün Bugün Yarın Üçgeni ve Elalem
- Sevgi Yiğit
- 10 Şub 2017 - 11:41
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Zamanın, mekanın ve eşyanın ilahi sırrına mazhar olma iştiyakını taşıyanlar için boşa harcanacak tek bir dakika hatta saniye yoktur.
Denilebilir ki inanmış kişilerin en mühim hasletidir anın kıymetini bilmek. O içinde bulunduğu zaman diliminin hakkını veren bir kimlikle tanınır. O an içinden en güzel şekilde istifade eder. Bu haseple biran vardır o da içinde bulunulan andır sözü hasıl olmuştur.
Peki biz hızına ayak uydurmaya çalıştığımız bu yirmi birinci asırda bugünün değerini telakki edebiliyor muyuz?
Yoksa geçmişteki yaşanmışlıklara dalıyor; o anları özlüyor veya pişmanlık mı duyuyoruz?
Yahut gelecek kaygımızın verdiği endişe ile bütün anımızı zehir mi ediyoruz kendimize?
Belirtmekte fayda var ki yeni nesil; dün, bugün, yarın üçgeninde en çok şimdiyi ihmalkârca kullanıyor. Hasret, pişmanlık, keşkeler, kaygı ve korku insanlığı iki zaman aralığına hapsetmiş: dün ve yarın. Bugünler böylece ıskalandı. Şu asırda yaşandığı kadar hiç bir asırda çekilmedi belki de aş ve iş endişesi.
Sonra bir de aşına, eşine, işine ”elalem ne der?” suali eklenince çıkmaza girdi tüm işler.
Elalem ne der ne demez, diye düşündüğümüz kadar El Âlim ne der, diye kafa yorsaydık zaman hizmetine sunulmuş faniler olarak düşer miydik bu hallere?
Elbette hayır. Öyleyse hesabımızı kime vereceksek ona karşı sorumluyuz. Dolayısıyla meşguliyet hakkaniyetli bir vaziyete bürünerek önce Hakk’a sonra halka hizmet için doğru zamanlara kanalize edilsin.
Bu bağlamda Nasrettin hoca ile ilgili kısa bir anekdot paylaşmakta fayda var.
Günlerden bir gün Hoca Nasrettin ve oğlu kasabaya gitmek üzere yola düşerler. Nasrettin Hoca ve oğlu merkep üzerinde ilerlerken yol kenarındaki bir şahıs: “İki insan bir merkep üzerine binmişler, yazıktır hayvana!” der. Bunun üzerine Nasrettin hoca oğluna eşekten inmesini söyler. Biraz daha ilerledikten sonra selam verdikleri bir başka kişi: “Hocaya bak hele saçından sakalından da utanmaz parmak kadar çocuk yürürken kendi merkebe binmiş.” der. Bu sefer hoca ile oğlu yer değiştirir, oğul merkebe biner hoca yaya gitmeye başlar. Karşılaştıkları kişilerden bir başkası bu sefer: “Şimdiki gençlerde utanma kalmadı babası yürürken o merkepte keyif sürüyor.” der. Son hamle olarak hoca ve oğlu merkebi boş bırakıp yürüyerek yolu tamamlamaya karar verirler. Karşılaşılan son zât ise şu cümleyi kurar: “İnsan ancak ahmak olursa merkebe binmek yerine yaya gider.” der.
Netice itibariyle millet memnun edilemediği gibi haksız eleştirilere de maruz kalınmıştır. Traji komik olan şudur ki hali pürmelalimiz hiç değişmedi.
Başkalarının ne dediği, nasıl baktığı, o kadar işgal etti ki anımızı ele kendimizi beğendirmek uğruna heba ettik sahip olduklarımızı.
Artık kendimize gelmenin vakti geldi dostlar. Geçmişten ders alarak, geleceği de hak ederek ilerlemenin formülü çok basit: Elaleme değil El Âlim’e çevirmek bakışı ve anı yaşamak…
Yorumlar