Toplum Aile

Düğün Bayram Olsun Hüsran Değil! (1)

  • 7 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Düğün Bayram Olsun Hüsran Değil! (1)

Selamun aleykum,

Allah nasip ederse bugün başkalaşıma uğramış düğünlerimiz üzerine konuşacağız inşallah.

Bu konuya değinirken çalgılı düğünün, kadın erkek karışık olan düğünün, içkili olan düğünün haramlığına değinmeye dahi gerek duymayacağız, zaten haram olduğu aşikar. Allah nasip ederse değinmek istediğimiz batıl düğün prosedürü; muhafazakar kardeşlerimizin helal sandığı ve meşruiyet atfederek gönül rahatlığı ile yaptığı düğünlerdir. Önce bu uygulamalara sevk eden dillere pelesenk bir sözü gündem etmek yerinde olacaktır. Hepinizin bildiği gibi o söz “Bizim kızımız bir kere evleniyor.” sözüdür. Ne kadar masum(!) bir söz değil mi? Bir çok düğünü haram ve israf beşiği haline getiren bu söz menhecinden öyle çarpıtılıyor ki bu söze göre amel edilse böyle olmaması gerekirken sırf nefisler böyle istiyor diye istikametten ayrılmalar vuku buluyor ve söze gereği gibi yaklaşılmıyor. “Bu sözün gereği nedir ki?” şeklinde bir soru gelebilir akla doğal olarak. Bu sözün gereği: “Nasıl ki ölüm bir kere oluyor o da Allah için olmalı, düğün de aynı şekilde bir kere oluyorsa Allah ve rasulünün istediği ve razı olduğu gibi olmalıdır”. Bunu böyle anlamamak tamamen nefsi, heva ve hevesi veya elalemi kontrol mekanizması olarak gördüğümüz içindir. Zira her konuda hayatımızın tartışılmaz rehberi Rasulullah’ın önderliğinden ve örnekliğinden bu meselede sırf “Kızımız bir kere evleniyor.” bahanesi ile uzaklaşmanın başka bir izahatı olamaz. Elalemi bu meselede “Ne der?” Kaygısı ile muteber görüp de, “Allah ne der?” şeklinde bir muhasebeyi itibara almazsak, huzura vardığımızda bizi hangi bahane kurtaracaktır? Elalemin kendi nefsinin telaşını duyacağı o günde biz kendimiz ile baş başa kalacağız. Bu  yüzden “Kızımız madem bir kere evleniyor, adam gibi ve Müslümanca evlenmeli!” diyerek Rasulullah’ın örneklik ve önderliğinde bir yol benimsemeli ve kendi kendimizle başbaşa kalacağımız o günde şefaat dilenmeye yüz bulabilmeliyiz. Peki bu sözün sevk ettiği ve arz talep kisvesine büründürülen yanlışlar nelerdir? Öncelikle; karşı tarafın sanki maddi olarak sömürülmesi gereken bir varlıkmış gibi bir algı ile taleplerin altında bırakılması, gereksiz ihtiyaçların elzemmiş gibi dikte edilerek dayatılması ilk başta gelen hatalardandır ve asla İslam ile bağdaştırılamaz. Zira bu öyle bir hal aldı ki, istenen şeyler tamamen dünyevileşti, dünya endeksli oldu ve bundan dolayı evliliklere güç yetiremeyenlerin evlilikleri ciddi oranda ertelenerek evlilik yaşının çok ileri bir yaşa taşınması problemi hasıl oldu. Zinanın yağmur gibi yağdığı dönemde, iffetini koruma adına mücahede göstererek evlenmek isteyenlere çıkarılan bu dünyevi engel öyle boyutlara ulaştı ki, sanki taraflar evlenmiyor mülkiyet elde etme mücadelesi veriyor gibi bir izlenim oluşmaya başladı. Üstelik bu problem bununla da kalmadı, gençlerin evlenmeyi problem görmeleri yüzünden duygularına esir düşerek harama girmelerine zemin teşkil etti. Hatta öyle bir hal oldu ki, zinanın alenileşmiş olma problemi gibi kritik bir problem, basit bir problem olarak kaldı ve zina yapmayanlarda problem olduğu düşüncesi topluma yerleşmeye başladı. Allah aşkına söyleyin! Sırf daha lüks yaşamak veya dünyanın tadını daha iyi çıkarmak için dayatılan onca gereksiz şeyin ve çıkarılan onca gereksiz masrafın sebep olduğu bu yıkımın hesabını nasıl verecek kız anne ve babaları? Herkesin kızı değerlidir Ancak Efendimiz bize örnek olarak kızının çeyizini az tutmuş ve Hz. Ali (r.a)’ye kolaylık sağlamış, zorluk çıkarmamıştır. Masrafların en aza indirgenmesi üzerine açıklamalar yapılınca kız değerinden bahseden ebeveynler, haşa Hazreti Fatıma anamızın değeri üzerine konu açılınca ne diyecekler? Ya hadlerini aşacaklar ya da kendileri ile çelişecekler. Ayrıca o dönem de imkan kıtlığı vardı veya o dönem bunu gerektiriyordu gibi basit kaçmalar tamamen fiyaskodur. Zira o dönemde bir giydiğini bir daha giymeyecek kadar zengin olan ve bir kızı isteyince binlerce dinar başlık veren veya kantar kantar başlık parası isteyen aileler de vardı. Ama doğru zamanın ve doğru zeminin tartışılmaz önderi Efendimiz (s.a.v.) “En hayırlı nikah en kolay olan nikahtır.” (Ebu davud 2,591) buyurarak bu işlevin çirkinliğine vurgu yaptı ve hayrın kolaylık çıkarmakta olduğunu izah buyurdu. İsraflara varmayan düğüne düğün demeyen muhafazakarlarımızın kulağı çınlasın. Bu problemin evlilik yaşını ciddi etkilediği ve bir çok gencin evlenmesine mani olduğu gerçeğini göz önünde bulundurarak, bir diğer probleme geçtiğimizde göreceğiz ki bu problemden farksız bir yıkıma sahip. O problem de, düğünlerin adeta sarayı andırır yerlerde bir ton israf ile yapılmasının ve tonlarca para verilmesinin şart koşulması. Öncelikle “Allah israf edenlerden nefret eder” (A’raf 31) ayetini ve “Su kenarında abdest alırken dahi suyu israf etmeyin” (İbn Mace, Taharet, 48.) hadisini bilen bir Müslüman, hangi mantaliteye uyarak bunu şart koşar bilinmez ama maalesef ki vakıa bu şekilde. Düğün bilmem nerde olmazsa ben evlenmem veya falan yerde düğün yapmazsanız kızımızı vermeyiz veya (en masumu) falanın kızı filan yerde düğün yaptı, bizim kızımızın neyi eksik” gibi diyaloglar bir çok yerde olagelen diyaloglardır ve bu muhafazakar ailelerimiz de dahil, bir çok ailenin sergilediği tutumdur. Halbuki Hayatımızın numune-i imtisali, mekarim-ul ahlak Efendimiz’in düğün yapısına baktığımızda utanacağımız bir tablo ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki; Efendimiz hayatın merkezine camiyi aldığı için düğününe de camiyi merkez edinmişti. O insanları davet ederek ilan şartını yerine getirir, akabinde şahitler huzurunda camide nikahını kıyarak ilan eder, bir koç kestirerek velime (düğün yemeği) verir her hangi bir aktivite yapmadan düğünü sonlandırarak yemek sonrası insanları uğurlardı. Zaten bir çok meşakkatin altına girecek olan yeni çiftlere düğün öncesi dayatılanlar, düğün salonlarının şart koşulması, bazı saçma batı adetlerinin olmazsa olmaz sayılması, ve bir yığın israf daha da meşakkat oluyor ve bir çok çift için altından kalkılmaz hale geliyor. Halbuki Efendimiz ne güzel örnek olmuş ve İslam da ne kadar kolaylaştırılmış. Yeni evlenenlere yük olunmamış bilakis yükleri hafifletilmeye çalışılmış. Bu şekilde olursa mutluluk olur inanın. Yoksa sabah uyandığında aklına ilk gelen şey gırtlağına kadar olan borcu olursa o erkek borcun kamçısı ile rahat olmaz ve rahat olmadıkça eşine rahat vermez. Aslında aileler şart koştukları koşullarla bir nevi çocuklarının evliliklerine dinamit döşemiş gibi oluyorlar. Çünkü yükümlülüklere mecbur bıraktıkları için huzurlarının kaçmasına kendileri sebebiyet veriyor. Bu da haliyle (günümüzde olduğu gibi) evliliklerin kısa sürmesine sebebiyet veriyor ki milletimizin mevcudiyetinden bu yana en çok boşanma devrimizde vuku bulmuştur ve bulmaya devam etmektedir. Sorun endeksli batı zihniyetinin aileleri aile olmaktan soyutlayarak ben merkezci bir yapıya itmesinin bedelini gerçekten çok ağır ödüyoruz. Halbuki İslam’daki çözüm odaklı bakış açısı, kolaylaştırıcı misyonu ile ümmet olma şuurunu ne de güzel aşılıyor yüreklere değil mi? Bu problemin ve diğer problemlerin çözümü için İslam’a dönüş, yeniden dönüş şart. Bu problemlerle paralellik arz eden bir diğer problemler bütünü ise, gelinlik, düğün fotoğrafı ve adetlerin bazıları. Bu problemi problem olarak gören insan sayısı bir elin parmağını geçmese ve problem görenler tefe konup çalınsa da bu problemdir. Hem de büyük bir problem! Öncelikle tesettürü şiar edinen bir hanım ve Allah’ın emrettiği şekilde tesettüre bürünen bir hanım, “Bizim dinimize ve kültürümüze ait olmayan ve tesettür için de çok münasip olmayan gelinlik hayalim yoktur!” diyebilmeli ve bunu her genç kızın rüyası şeklinde kılıfa sokmaktan uzak durabilmelidir. Bunun hayal değil, asimilasyon olduğu açıktır. Çünkü kişilere “Hayalin gelinlik giymek ise düğünde giyme, satın alınsın evde eşine karşı giy. Hem hayalin gerçekleşmiş olur hem de eşinden başkasına görünmediğin için tesettürüne halel gelmez.” dendiği vakit kabul etmemekte ve tüm herkesin önüne öyle çıkmak istemektedirler. O zaman hayal edilenin gelinlik giymek değil de o şekilde görünmek olduğu katiyet kazanmaktadır. Hal böyle olunca “her genç kızın rüyası” kılıfı suya düşmekle beraber, tesettür hassasiyeti olan ve Allah için kapanan genç kızların da gelinlik giyme isteklerinin meşruiyeti yerinden sarsılmaktadır. En tesettürlü gelinlik bile problemdir. Çünkü hem Batı adeti olup bizim selefimizde ve geleneğimizde olmayan, hem de dikkat çekici bir kıyafet olduğu için tesettürün bütünlüğü işe çelişen bir hüviyete sahiptir. Tesettür bir bütün olduğu için onun bütününe riayet gerekir. Gelinlik ise buna aykırıdır. Üstüne üstlük “Kim bir kavme benzerse onlardandır!” (Ebu Davut, Libas 4) hadisi Şerif’ine binaen dahi caiz olmadığı ve Müslüman bir genç kızın hayallerini süsleyemeyeceği ortadadır. Bide buna gelinliğin dudak uçuklatan fiyatı ve bunun sadece kira paralarında böyle olduğunu eklersek ortaya çıkan gayri İslami ahvalin ve israfın tablosu iğrenti verir bir hal kazanacaktır. Tüm bunlara ek olarak düğün fotoğrafı diretmesi de tüm bu haramın KDV si mesabesindedir. Zira gelin kızımız, sülalesindeki herkesle resim çekmek zorundaymış gibi, nikah düşen düşmeyen herkes ile aynı karede poz vermekte ve bu resim var oldukça mahrem ve namahrem ile aynı karede bulunmaktadır. Mahremiyle aynı karede olmasında bir beis yok iken, namahremi ile olması o resim durdukça hassasiyet mertebelerini yavaş yavaş kaybetmesi anlamına gelmekte ve o kişiyi vebal altında bırakmaktadır ki, bu damat için de geçerlidir. Bir de bu problemler yetmezmiş gibi düğün sonrası çeyiz sergileme vb gibi tuhaf adetlerin yapılması zorunluymuş gibi lanse edilmesi problemleri katmerli hale getiriyor. Özetle herşeyin mülkiyete endeksli olduğu, koşulan şartların tamamen dünyevi olduğu tarafların isteklerinin aşırılılığından ötürü, evlerin hazır olup çiftlerin hazıra konduğu, ama ceremesini çekmekten huzurunu yaşayamadığı bu düğünler baştan başa İslami bir hüviyete bürünerek değişmek zorundadır.

Allah cümlemizi sadece kendi rızası için yaşan, her ne yapıyorsa rıza-i ilahiyi ölçü alarak yapan ve ölümü bile Allah rızası için olanlardan eylesin.

Zafer Allah’ındır, istikbal İslam’ındır!

Selam ve dua ile inşallah.

Etiketler
israf Borç İffet Tesettür düğün Ebu Davut İbni Mace

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap