Makale

Divan Edebiyatı Üzerine Örnek Eserlerle Yergi

  • 4 dk okuma süresi
  • -
  • 2
Divan Edebiyatı Üzerine Örnek Eserlerle Yergi

Genel Bakış 'Özet'

1859 Tanzimat sonrası Türk edebiyatında, İslam uygarlığı çerçevesinde gelişen edebiyat yerine Batı uygarlığı çerçevesinde gelişen edebiyata yer verilmek için çetin bir savaş başlamıştır. Yenileşme hareketin öncüsü, ilklerin adamı olan İbrahim Şinasi’dir. 

Divan edebiyatındaki kalıplaşmış mazmunları (ağız için konca, diş için inci, boy için selvi vb.) her beytin başlı başına bir bütün sayılması ve beyitler arasında düşünce birliği bulunmaması vb. hep o edebiyatlardan alınmış; ayrıca, dil de Arap ve Fars dillerinin sözcük ve kurallarıyla doldurulmuştur. Divan şiiri, genel yapısı bakımından, hayatla ilişkisi kopuk, soyuta yönelik bir edebiyattı. Batı edebiyatı ise, bambaşka bir güzellik anlaşışına göre kurulmuştu. Doğu kültür ve sanatı yerine Batı kültür ve sanatını getirmek isteyen Tanzimat edebiyatının ilk kuşağı (Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat, Recaizade Mahmut Ekrem vb.) Doğu sanatının özelliklerini birer kusur olarak ortaya sürdüler.

Bu özet mahiyetindeki yazıdan sonra Divan şiiri üzerindeki değişik yargılardan örnekler verilecektir.

Ana Bölüm: Divan Edebiyatı Üzerine Örnek Eserlerle Yergi
  Osmanlı Dilini Edebiyatı Üzerine

       (…)

        Edebiyatımızda anlam, sanat uğruna feda oluna geldiğinden, asıl görevi gerçeği belirtmek olan düşüncelere böyle eserlerin zarardan başka ne etkisi olabilir?

       (…)

       Edebiyat eserlerinde sanat ve süs göstermek temel amaç sayıldığından, sözün vücut yapısı olmak gereken anlam, pek çok eserlerde satılık elbise göstermek için kullanılan ağaç parçalarını (mankenleri), andırmaktadır. Anlatımda mecaz aşırı derecede kullanıldığı için, eserlerimiz doğal güzellikten yoksun olduktan başka, çoğunda gerçeklik de bulunmaz.

       (…)

       Bize gerekli olan edebiyatımızı ‘söz açıklığıyla herkesin anladığı ve anlamını gerçekliğiyle seçkin kişilerin beğendiği sözdür’ tanımının içine oturtmaktır. Bu ise İran dilinin sürüp giden etkisine bir son vermekle elde edilir. Eserlerimizi ‘düşman-ı hakikat ve menfur-i tabiat olan’ (gerçeğin düşmanı olan ve doğallıktan nefret eden) abartma ve kapalılık kusurlarından kurtaracak vasıta da budur. 

 

Baharı-ı Daniş Önsözü

       (…)

       Bu ozanların imgelerinin Acem eserlerinden hiçbir farkı yoktur. Divanlarında dağlı lalelerden, yakası yıkık güllerden, kıl kadar bellerden, yılan gibi saçlardan, serviden uzun (gulyabani  gibi) boylardan, kılıç gibi saçlardan, ok gibi kirpiklerden, hançer gibi yan bakışlardan, menekşe gibi ya da zümrüt gibi bıyıklardan, su kıyısında bitmiş çimen gibi sakallardan, hiç yok ağızlardan, tuzlu dudaklardan, kuyu gibi çene çukurlarından, denizden çok kanlı yaşlardan, dünyayı yakacak kadar ateşli ahlardan, üzerine pamuk yapışmış (iğrenç) yaralardan, sihirbaz kalemlerden, batmanla şarap içer sarhoşlardan, tımarhaneden boşanmış gibi sokaklarda çıplak gezer ve bağırarak göğsünü döver aşıklardan, bir güzelin saçına tarak olmuş parça parça gönüllerden geçilmez. 

       (…)

 

Şiir ve İnşa (Şiir ve Nesir)

       (…)

       Şiir her kavimde doğaldır. Yeryüzüne ne kadar uluslar ve kavimler gelmişse hepsinin kendilerine özgü şiirleri vardır. Osmanlıların şiiri acaba nedir? Necatı ve Baki ve Nefi divanlarında gördüğümüz kasideler ve gazeller ve kıtalar ve mesneviler midir? Yoksa Hoca Itri gibi musikicilerin besteledikleri Nedim ve Vasıf şarkıları mıdır? 

       Hayır, bunların hiçbiri Osmanlı şiiri değildir. Çünkü görülür ki, bu nazımlarda Osmanlı ozanları İran ozanlarını, İranlılar da Arapları taklit ile melez bir şey yapılmıştır. Ve bu taklit yalnız nazım üslubuna değil belki düşüncelere ve anlamlara bile geçerek, bizim eski ozanlar nazım ve anlatımda hayallerde ve anlamlarda Arap ve Acem’i elden geldiği kadar taklide çalışmayı bilimden saymışlar. Ve acaba bizim bağlı olduğumuz ulusun bir dili ve şiiri var mıdır ve bunu düzeltmek olası mıdır? Hiç burasını düşünmemişlerdir. 

       Nesir yolunda da hal bütünüyle böyle olmuştur. 

       (…)

 

Muallim Naci’ye Mektup

       (…)

       Şiiri pek de sevmediğim yargısına varmışsınız. Gençliğimde şiirle ben de uğraştım. Lakin sonraları araştırmalarım ilerledikçe şiire nefret değil -şiirden nefret edilemez- düşmanlık göstermeye başladım. Çünkü gördüm ki sözden maksat anlamdır. Söz bir mahfazadır; asıl değer verme, o mahfazadaki mücevherdir. Zarf ne kadar parlak olursa olsun onu eline alanlar içindekinin parlaklığına önem verirler, ona bakarlar.

       Bana bu düşünce geldikten sonra eldeki şiir eserleri içinde beğenilecek şeyleri pek seyrek görmeye başladım. Hangilerini beğeneyim? Hepsinin dediği: ‘Saki, bana şarap ver; sarhoş olayım, gebereyim; çünkü bana felek ya da sevgilim üzüntü verdi’ ya da: ‘Saki, bana şarap ver, çok keyifleneyim; çünkü felek ya da sevgilim güler yüz gösterdi’ yolunda olan ve hep bu anlama güllerin kokusuyla kokulandırmaya ve bülbüllerin şakımasıyla süslemeye çalışmaktan oluşan divanları kaça alayım? Kendi söylediğim ve söyleyeceğim şeyler dahi bunlardan başka bir şey olmadığını ve olmayacağını görerek şiir defterimi bıraktım, şiir hevesini de kalbimden çıkardım.

       (…)

 

Velhasıl ‘Sonuç’

Divan edebiyatının süslü, sanatlı ve abartılı kalıplaşmış mazmunları olduğunu incelendi. Bu edebiyat, anlam yerine duygu yoğunluğunun yaşandığı edebiyat olarak da tanımlanabilir. Dilin sade, anlaşılır, dar kalıptan sıyrılan ve taklitten uzak edebiyat haline gelmesini ümit eden fazlaca yazarlar bulunmaktadır. Bu edebiyata sıcak bakmayarak, eleştirilere maruz bırakılan; Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat Efendi ve Muallim Naci gibi seçkin yazarların eserlerinin alıntılarıyla görülmüş oldu. Namık Kemal'in, "Divan edebiyatını; gerçeğin düşmanı ve doğallıktan nefret eder" diyerek teşbihe lüzumuyla mübalağa eder. Bu halkaya Ziya Paşa da katılarak; Divan edebiyatını, "taklitler silsilesiyle Osmanlılar'ın, İranlılar'dan; İranlılar'ın da Araplar'dan aldığı melez bir edebiyat" olarak görür. Ahmet Mithat Efendi ise şiir yazsa da taklitten başka bir şey olmayacağını düşünerek, kalemini yazılara çevirmiştir.

Sonuç olarak Divan edebiyatı birçok yazar tarafından kabul görmüş bir edebiyat olsa da sevildiği kadar eleştirilere de maruz kalmış bir edebiyat olmuştur.

Kaynak 1: A. M. (1895). Muhaberat ve Muhaverat. M. N. Ahmet Mithat içinde
Kaynak 2: Muhaberat ve Muhaverat (s. 1311). Anonim: Altıncı Mektup. Kemal
Kaynak 3: N. (1866). Lisan_ı Osmaninin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazatı Şamildir. N. Kemal içinde
Kaynak 4: Lisan_ı Osmaninin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazatı Şamildir (s. 416_417). Anonim: Tasviri Efkar. Kudret
Kaynak 5: C. (1873). Bahar-ı Daniş. N. Kemal içinde
Kaynak 6: Bahar-ı Daniş (s. 355). Anonim: İnkılap. Paşa
Kaynak 7: Z. (1868). Şiir ve İnşa. Z. Paşa içinde
Kaynak 8: Şiir ve İnşa (s. No:11). Anonim: Hürriyet.
Kaynak 9: http://sokagimda.blogspot.com/2019/04/kirpik-imgesi-ve-kirpik-bilgisi.html
Etiketler
DİVAN yergi Doğu batı mazmun

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 2 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap