Din İlim Bilim

Dininiz Sizin Olsun 1

  • 4 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Dininiz Sizin Olsun 1

Zaman, evrende yer kaplayan, belirgin bir varlığı bulunan nesnelerin sürekli değişimlerinin neticesi olarak ilk hal ve son hal arasındaki ölçüyü belirten kavramdır. Zaman kavramı ile birlikte eski, yeni, önce, ve sonra kavramları da doğmuş olur. Bu kavramlar da zihinlerin şekillenmesinde, idrak ve hesap kavramlarının oluşmasında önemli rol oynar. Çoğumuz bir şeyi konuşurken ya da düşünürken bunun farkında olduğumuzu zannetmekle birlikte farkında olmayız. Bunun nedeni ise zamanın “o an” dan ibaret olduğunu zannetmemizle alakalıdır. Bu içgüdüsel bir reflekstir. İçgüdünün basit tanımını daha önceki yazılarımdan birinde yapmıştım. İçgüdüsel olarak tepki verdiğimiz çoğu şey yüzünden irade, idrak ve hesap yeteneklerimiz kısa süreli bir felçlik geçirebilir. Bu da en çok yoğun duygu hallerinde görülür. Hayvanları insanlardan ayıran, ya da daha doğrusu akıl ve irade sahibi canlılardan ayıran en önemli etken zamanı algılayıp, hesap yaparak doğru veya doğruya en yakın tepkiyi verme yeteneğidir. Hayvanlarda bu yoktur. Acıkmış bir hayvan ya da insan arasında biyolojik olarak hiçbir fark yoktur. İlk önce vücutta kan şekeri düşmeye başlar, daha sonra vücut genelinde bir halsizlik belirtisi görülür. Mide, vücudun bir enerji kaynağına ihtiyacı olduğu sinyalini beyne iletir. Ağızda da sanki bir lokma girmişçesine bir hareketlilik başlar. Tükrük salgılanır, mide kasılmaya başlar ve beyin vücuda en yakın yemeği bulması için talimat verir. Bir sincabı ele alalım. Sincap acıkır, acıktığını içgüdüsel olarak fark ettiğinde en yakın ağaçtaki yemişe doğru seğirtir, bulur ve yer. Çünkü onun için önemli olan, hayatta kalmak için bir şey yiyebilmektir. Buraya kadar her şey normal. İnsan acıkır, dağda veya bayırdadır. Kendisine en yakın ağaçtaki meyveye uzanır… Burada videoyu donduruyoruz. Çünkü insanda aklın yanı sıra ilave edilmiş bir sistem devreye girmiş olur; vicdan. Doğru-yanlış kavramı, helal-haram kavramı.

Yiyeceği şeyin paylaşıma açık mı, yoksa sahibine özel mi, sahipsiz mi, bedeli ödenen bir şey mi olduğunu düşünür. Burada da başka bir faktör devreye girer, o da “doğru” kavramıdır. Mutlak doğruluk kavramı göz önüne alınmadığında, doğruluk kavramı görecelidir. “Acıktıysan yiyeceksin kardeşim” önermesi ile “Açlıktan ölsen de senin olmayan bir şeye el uzatmayacaksın” önermesinin ezeli mücadelesi izlenir. İlki doğrudur, ama kişiye özel. Kendi doğrusunu çizmiştir. Lakin bu da el uzattığı şeyin kendisinin olmaması, dolayısıyla bir sahibinin olması, bu hareketin de o şeyin sahibine zarar verecek olduğunu düşünmediği için bu doğru, yanlış bir doğrudur. İkincisi ise mantıkla çelişmeyen, vicdanla paralel olan mutlak doğrunun yansımasıdır. Burada ise “din” kavramı kendini göstermiş olur. Din kavramının doğuşu da her şey gibi bir ihtiyaçtan hasıl olur.

Din Nedir?

Bir bilgisayarın üretildiği andan itibaren onun uygun şekilde programlanması ihtiyacı gibi insan da yaratılır yaratılmaz bu program yazılmış ve yüklenmiş olur. Bunu nedeni de yaratılan insanın hayat görevine başladığında yaratılış gayesine uygun davranmasıdır. Bu program sadece belli görevleri, belli alanları kapsamaz. Her ne yapılacaksa tıpkı bir bilgisayarın işlemi taban programına sunması, uyumluluk onayı alması ve uygunsa işlem başlatması, değilse işlem reddi, hata vermesi gibi.

Bazen bilgisayarımız, telefonumuz vs cihazlarımız istediğimiz işlemi yapmaz ya da yapamayacak duruma gelir. Özellikle çok çektiğim için en zararsızları olan reklam virüslerini örnek vereyim. Dosyalarınızı tahrib etmez, kopyalayıp birine yollamaz, kişisel bilgilerinizi tehlikeye atmazlar ama her internet ana sayfasını açtığınızda karşınıza çıkar, sinir bozar, bazen akıl almaz bir hızda kendi yönlendirmesiyle yüzlerce pencere açar, herhangi bir işlem yapmanıza olanak tanımadan kendi başına ekranınızda dans eder, kapasitenizi kasarlar. Hiç bir somut zarar vermeseler bile sizi kifayetsiz bırakıp engellemeleri yeter de artar. Unutmayalım ki reklam virüsleri veya diğer virüs yazılımlar kendi başlarına gelmezler. İnternette çok gezen tavuğun ayağına da bunlar bulaşırlar.

Bütün bunları toplayıp cebimize koyduktan sonra din, dinin tanımı, “dinler” olgusunu daha açık şekilde algılayabiliriz. Din, bir kişinin hayatını düzenlediği, programladığı, bir ölçü olarak belirleyip ona göre yaşadığı şey, yani yaşam tarzıdır. Nitekim Rasulullah (s.a.v.)’ın da buyurduğu gibi; Kişi arkadaşının dini üzeredir. Öyleyse her biriniz kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin” (Ebu Davud: 4833) hadisi de bunu işaret etmektedir. Arkadaşlar, çevre, zaman gibi unsurlar da az önce bahsi geçen virüslerin bulaşmasında etkendirler.

Din olgusu insanın fıtratında var olduğundan, doğru veya yanlış bir dine ihtiyaç duyulur. Çünkü bir işlem kapasitesi varsa, bir program, düzen, yol haritası da olmak zorundadır. “Ben dinsizim” diyen biri de din olarak bu “red” sistemine dayalı dini kendisine seçmiştir.

Tıpkı bilgisayar virüsleri gibi “inanç virüsleri” de insanların peşini tarih boyunca bırakmamış, ya var olan dini tahrip edip değiştirmiş, bozmuş veya işlevlerini engelleyerek yavaşlatmış, kimi zaman da durdurma noktasına getirmiştir. Dinler Tarihi okuyan arkadaşlar bu konuda az çok bir gözlem yapmışlardır. Buna varana kadar Kuran-ı Kerim’deki Al-i İmran suresi 19. ayette Allah c.c. mealen şöyle buyurmaktadır: “Allah katında din, şüphesiz İslam’dır. Ancak, Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın ayetlerini kim inkar ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görür.” Burada vurgulanan ” بَغْيًا ” ibaresi de az önce bahsettiğimiz virüs bulaşmasına örnek teşkil eder; ki bu virüsler, kelimenin anlamı anlamı itibarı ile insan fıtratında potansiyeli olan fakat işlevi olmayan “hased” kavramını etkinleştirirler. Bu virüsler “şeytanlar” tarafından, dünyada insan haricinde yaşayan akıl ve irade sahibi, aynı zamanda insan gibi yükümlülüğü olan cinlerin bir kısmı tarafından sistemimize sokulurlar. Bu konuyu şimdilik  fazla irdelemeyeceğim. Belki başka bir yazıda.

Yukarıda yazılanların ışığında kendimize bazı sorular sormak icab ediyor.

1- Bizim dinimiz ne?

2- Dinimizi sahipleniyor muyuz yoksa adettendir diyerek bazı şeylerine katlanıp, bazı şeylerinden faydalanıyor muyuz?

3- Din sistemimize saldıran, yerleşen virüslerin farkında mıyız, temizlemek için çaba sarfediyor muyuz?

Etiketler
Din zaman Bilgisayar Doğru Haram Helal Reklam Sincap Virüsler Yanlış

Yazar Hakkında

Kemal Ağca

Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap