Efendi Çocuk İlim Bilim Makale Toplum Aile

Çocuğa Ölümü Nasıl Anlatalım? – 2

  • 4 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Çocuğa Ölümü Nasıl Anlatalım? – 2

"Çocuğa ölümü nasıl anlatalım” başlıklı ilk makalede konu genel bir literatür taraması ışığında okuyucuya sunulmuştu. Ancak ölüm gibi bir olgunun bazı boyutlarına daha ayrıntılı inilmesi gerektiği, bir önceki metnin bu bağlamda bir girizgah niteliği taşıdığı fikriyle yazıyı ilgililere sunuyorum:

İşe çocuğa ölümü nasıl anlatmayalım kısmını gözden geçirerek başlayalım. Bir önceki makalede geçenleri özetleyecek olursak;

-Ölüm karşısında sessiz kalmamalı çocukla bu konu hakkında konuşulmalı

-Ölüm uykuya benzetilmemeli. Eğer böyle yapılırsa çocukta uyku problemleri olabilir.

-Ölüm yaşlılığa bağlanmamalı, yoksa çocuk yaslanma gerçeğinden korkar ve sadece yaslıların öleceği gibi yanlış bir fikre kapılabilir.

-Ölümün sebebi olarak hastalıklar söylenebilir. Ancak bu konuda da dikkatli olmak gerekir. Hastalık vurgusu çok sık yapılırsa çocuk hastalıklara karşı aşırı korku geliştirebilir.

-Özellikle Allah bilinci tam olarak yerleşmemiş okul öncesi done çocuklarına ölümün “Allah onu bizden aldı ” şeklinde anlatılması çocuğun Allahtan korkmasına ve soğumasına sebep olur ki böyle bir yaklaşım istenilmez.

 

Peki şimdi nasıl anlatalıma geçmeden bir çocuğun annesinin olduğunu işiten küçük bir krizin kendi annesiyle konuşmalarına bakalım:

-Anneciğim ölü anne ne demek?

-Ölmüş artık yürümeyen konuşmayan bir kadın demek.

-Peki o zaman çocukları ne yapar?

-Şey, anne ölünce çocuklara ya babaları ya teyzeleri bakar.

-Sen de bir gün ölü anne olacak misin?

-Evet ama buna daha zaman var.

-Çok, çok, çok zaman değil mi?

-Evet çocuğum.

-Senin ölmeni istemiyorum sen hep böyle yanımızda ol.

-Ben ölünceye kadar sen buyur kocaman olursun.

-Anneciğim, ya konuşan kişim, insanın içindeki konuşmalara ne olur?

-Bilmem bazıları diyor ki insan ölünce başka bir dünyaya gidip orada yasar. Bazıları inanmıyor buna.

-Biz inanıyoruz değil mi?

 

Evet son cümle özellikle bu konudaki bakış açısının ne yönde olması gerektiğine yönelik oldukça dikkat çekicidir. Bir önceki makalede de ölümün bir son olmadığı fikrinin çocukları rahatlattığına değinilmişti. Şimdi bu konuyu burada biraz daha açarak bakalım:

İnsan yasadığımız bu alemi tek hayatmış gibi bilir ve ölünce her şeyin yok olduğuna bittiğine inanırsa bu dünyada yaşamanın bir anlamı olmadığını dahası bunun kendisine ızdırap verdiğini hisseder. Ancak bir başka dünya, bir ahiret bilinci sadece çocuklarda değil; yetişkinlerde de yaşamı anlamlı kılar. Bu konuda Bediüzzaman Hazretleri söyle demiştir:

“Eğer dünya ebedî olsaydı, insan içinde ebedî kalsaydı ve firak ebedî olsaydı, elîmâne teessürat ve meyusâne teellümâtın bir mânâsı olurdu. Fakat madem dünya bir misafirhanedir; vefat eden çocuk nereye gitmişse, siz de, biz de oraya gideceğiz. Ve hem bu vefat ona mahsus değil, umumî bir caddedir. Hem madem mufarakat dahi ebedî değil; ileride hem berzahta, hem cennette görüşülecektir. El hükmü lillâh demeli. O verdi, o aldı. Elhamdü lillâhi alâ külli hal deyip sabırla şükretmeli.”

 

Görüldüğü gibi sağlam bir ahiret inancı oluşturmadan önce içinde yasadığımız bu dünyayı düzgün anlamlandırabilmek, burada kalıcı olmadığımızı, yolcu olduğumuzu anlamak gerekir. Dünyaya neden geldiğini ve buradan sonraki durağın neresi olduğunu bilen bir ebeveyn için çocuğa olumu anlatmak zor olmasa gerek.

Ebeveyn çocuğa ” Ölüm yokluk değil, hiçlik değil, sönmek değil.” gerçeğini anlatmazsa çocuk birlikte zaman geçirdiği kişilerin, beslediği, sevdiği hayvanların, oynadığı oyuncakların “birden kaybolmasına” anlam veremez. Aslında çocuklar oyunlarında ölümü ve yeniden dirilmeyi canlandırırlar. Dolayısıyla çocuğa yaşamı ve ölümü anlatma fırsatı oldukça fazladır. Araştırmacı Selim Gündüzalp bu konuda şöyle der: ‘‘Ruhu, “âhirete îman” nuruyla aydınlanan bir çocuğun çehresindeki teessür sisi dağılacak, ‘‘Gerçi çok sevdiğim oyun arkadaşım veya kardeşim öldü, ama cennetin bir kuşu oldu; orada bizden daha iyi yaşar. Hem nasıl olsa biz de onun yanına gideceğiz. Ölüm yok olmak değil ki üzüleyim. Ölüm sadece bir vatan değişikliğinden ibarettir.’’ düşüncesi şuur ve hislerine akseder aksetmez, gözyaşları dinecek ve o küçücük kalbi huzur bulacaktır’’

 

Allah’ın sadece bu dünyayı var etmediği bundan sonraki yaşamımızda bizden ayrılan kişilerle, nesnelerle hiç sonu gelmeyecek bir mekanda tekrar buluşacağımızı ve orada beraber çok mutlu olacağımızı, güzel oyunlar oynayacağımızı ve orada hiç bitmeyecek sütten ırmaklar, her türlü yiyeceğin olduğu inancı çocuğun Allah’ı sevmesine ve Rabbimizin yarattığı gerçeklik olan ölümden korkmamasını sağlar.

Bu konuda asıl olan ebeveynin önce kendi inancını sağlamlaştırması sonrasında çocuğa bunu uygun bir dille, çocuğun anlayabileceği örneklerle ona anlatmasıdır. Zira önce kendi nefsini eğitemeyen başka birini hiç eğitemez.

Daha geniş bakış açılarıyla bu konu hakkında yazılacak daha nice şeyler olduğu kanısıyla sözlerimi yine Üstad Hazretlerinin ifadeleriyle noktalıyorum:

   “Nev-i beşerin hemen yarısını teşkil eden çocuklar, yalnız Cennet fikriyle, onlara dehşetli ve ağlatıcı görünen ölümlere ve vefatlara karşı dayanabilirler ve gayet zaîf ve nazik vücudlarında bir kuvve-i maneviye bulabilirler ve her şeyden çabuk ağlayan gayet mukavemetsiz mizac-ı ruhlarında, o Cennet ile bir ümid bulup mesrurane yaşayabilirler.”

Etiketler
çocuk Ahiret Ayrılık Bediüzzaman Psikoloji Psikolojik Danışma Selim Gündüzalp

Yazar Hakkında

Kübra Çetin

Psikolojik danışman (yaralı şifacı), hüsn-i hat öğrencisi, ney üfler, şarkı söyler ve hayal kurar...

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap