Cami Eksenli Din Hizmetleri
- Seyfullah Yılmazsoy
- 26 May 2018 - 07:34
- 5 dk okuma süresi
- -
- 0
Bu mevzuda diyanet işleri başkanlığı ziyadesi ile hizmet vermiş ve hizmetlerini; camii haftası, gelin kuran öğrenelim, camiye gidiyorum gibi programlarla somutlaştırmış ve camii ekseninde İslami hizmet adına mücahede etmiştir. Zaten bizler, bir şehir imar ederken camiyi merkeze alıp şehri etrafına inşa eden bir ecdadın torunları olarak cami ekseninde yetişmiş ve dünyaya açılmışız. Selatîn camilerine baktığımızda da bu hakikati çok net bir şekilde görmekteyiz. Bu konuda efendimizin örnek alındığı aşikardır. Çünkü efendimiz (s.a.v) mescidi hayatın merkezine almış ve bütün işleri bilaistisna mescidin etrafında halletmiştir. Savaş kararlarını orada almış, elçileri orada karşılamış, barış görüşmelerini orada yapmış ve caminin müslümanın hayatında ne kadar merkezi bir konumda olduğunu hayatı ile gözler önüne sermiştir.
Ancak zamanla dejenere olan İslam toplumu, şehirlerini inşa ederken camii merkezli değil de avm merkezli olduğu için hayatların merkezinde de camilerden daha fazla avmler yer kaplamış, bu da hali ile camii eksenli faliyetleri soyut bir hale getirmiştir. Yani somut veriler, soyutlaştırılmış mefhumlar ve mukaddesatlarla birleştirilip diyanet eli ile hizmete dökülmüştür. Bu da dinin muhafazasında az da olsa önemli bir rol oynamıştır. Şöyle ki, kitap okumaya teşvik faliyetleri diyanet eli ile camii ekseninde yapılmış ve okuyan neslin cehalet çıkmazlarından kurtulacağı gerçeği ile halkımız biraz daha fazla islama ilgili olmaya başlamıştır. Veya sosyal etkinlikler, yaz kuran eğitimleri, hanımlara özel ders ve sohbetler, kuran okumaları, hatimler mukabeleler vb faaliyetler hep camii ekseninde toplumsal yaralara merhem olmuştur.
Buraya kadar anlatmaya çalıştığımız camii eksenli din faaliyetlerine kısaca değindikten sonra hutbelere dair somut gözlemlerimizi yazmamızda yarar olduğu kanaatindeyiz.
Öncelikle söyleyelim ki, hutbe iradı ile, vaaz-u nasihat ile, sohbet ile hakkı verildiğinde mükemmel bir nesil inşa edileceğine tarih şahittir. Bu kadar önemli ve ehemmiyetli olması hasebi ile de içerisinde kullanılan kavramlar ve hatibin vukufiyeti dinleyenleri abad etmeye muktedir olacaktır ve hayırlı nesiller inşa edilecektir. Ancak bu ehemmiyeti bilindiği takdirde dediğimiz şekilde cereyan edecek ve toplumsal faide halini alacaktır.
Fakat esefle söylemeliyim ki, diyanetin imamlara hutbe vermeleri için gönderdiği cuma hutbeleri; içerileri boşaltılmış kavramlarla, gündemden alakasız meselelerle, dinleyenleri bilgilendirmeyecek mevzularla, can-u gönülden dahi kulak verilse, kulak verenlerin galeyana gelerek imanlarını taze tutmalarına vesile olmayacak havadislerle doldurulmuş olup, ne hitap edene faide vermekte ne de hitap edilene.
Zira 35 bin cami yaptırma derneğinin yaptırdığı cami üstüne, caminin içerisinde muvazzaf olan 90 bin görevlinin ve 81 bin Kuran kursunun ve görevlilerinin anlattıklarına ve vaazlarına rağmen hala Kudüs’e sahip çıkılmıyorsa, hala Mekke ve Medine’ye turistik bir zaviyeden bakılıyorsa, hala Suriye’nin, Eritre’nin, Moro’nun, Patan’inin, Filistin’in, Mısır’ın dertlerine deva olma çabası ile ülkemiz yanıp tutuşmuyorsa, hala gençliğin imanının elden gitmesinden dolayı dindarlarımızın uykusu kaçmıyorsa, hala zinanın yaygınlığının aile kurumu tahrip etmesinden ötürü yürekleri endişe ateşi sarmıyorsa bu, içerisi boşaltılmış kavramlarla insanlara hutbe ve vaaz verilmeye çalışıldığını açık bir şekilde göstermektedir.
Zira o kadar cami ve kuran kursundaki o kadar din görevlisinin çalışmalarının bu denli etkisiz kalmasının başka da bir açıklaması yoktur. Temel olarak saptadığım hatalar şunlardır
- Hutbeyi veren imam bırakın hutbeye etraflıca vakıf olmayı, daha yüzüne dahi okumakta başarı gösteremiyor.
- Takılmalar ve yanlış okumalarla o denli dikkatleri dağıtıyor ki, dinlemek isteyen dahi olsa dinleyip anlayamıyor ve istifade edemiyor.
- İmamlar din yeterliliğinden daha çok, Türkçe, matematik yeterliliği ile göreve geldikleri için, dini dert edinen ve yaşayan kimseler olmuyorlar. Çoğunlukla, hali ile yaşamadıklarını anlattıkları için de sözleri tesir etmiyor
- Hitabetlerinin zayıflığı da bu tesirsizliğe eklenince dinleyenler uykudan başka yol bulamıyor
- İmamlar göz kontağı kurmak noktasında ziyadesi ile zayıflar. Cemaatle göz göze gelmiyor onlara hitap ediyormuş gibi değil de metin okuyormuş gibi bir havaya bürünüyorlar.
- Anlatılanlar gündemden bağımsız ve zaman zaman toplumsal yaralarla alakasız şeyler olduğu için cemaatin dikkatini çekmiyor, bu da camiye girmeden önceki hali üzere camiden çıkan bir cemaate sebebiyet veriyor.
Son maddeyi örnekleyerek meseleyi hitama erdirmek, kanaatimizce meselenin anlaşılması açısından yerinde olacak ve meseleyi uzatmak vesilesi ile okuyucunun sıkılmasının önüne geçilmiş olacaktır.
Bu konuda vermem gereken ilk örnek, caminin sıradan bir yer olmaması hasebi ile camilerde söylenen, gençlik bayramınız, cumhuriyet bayramınız, demokrasi bayramınız kutlu olsun gibi söylemlerdir. Bunlar camide kesinlikle söylenmemesi gereken ve caminin ruhuna aykırı olan sözler olup Kuran’ın ve sünnetin ruhuna da aykırıdır. Şeriatın kendisi bizatihi demokrasinin ve cumhuriyetin karşısında bir sistem iken, şeriat müessesesinin (her ne kadar laik bir kurum olsa da Kuran’ı temsilen orada) Türkiye sınırları içerisindeki en üst resmi kurumu kabul edilen diyanetin bunu yapması asla ama asla kabul edilebilir bir davranış değildir. Yani camii gibi bir mekanda şeriatın ruhunun en çok hakim olması gereken bir mekanda şeriata ve İslam’a aykırı bu nevi söylemler dile getirilemez. Bu hatadır, yanlıştır ve toplumu ihya etmekten çok ifsad eder.
İkinci örnek ise yakın tarihte bizzat müşahedem ve takibim ile derinden müteessir olmama vesile olan bir hadisedir.
Geçtiğimiz günlerde Kudüs haftası olan bir hafta vardı. Çok ehemmiyetli olan bu haftada, elbette gündem Kudüs ve orada uygulanan insanlık dışı muameleler olmalıydı. Ancak; Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in resmi başkenti olarak tanıdığını ilan etmesine rağmen, diyanet işleri başkanlığı Cuma hutbesinde “Anne babaya iyilik” konusunu gündem edinmişti ve hem gündemden uzak, hem haftadan uzak hem de İslam’dan uzak bir tavır takınarak yüreklerimize acı tohumları ekmiş, bizleri fevkalade hazin eylemişti.
Suudi Amerika’nın da benzer tavır sergilediği ve Kudüs elden giderken “birri’l valideyn”i işlediğini görmüştük ancak; ümmetin umudu Türkiye, batının uşağı Suudi Amerika’dan elbette ki farklıydı ve yapılagelen uygulama elbette farklı olmalıydı. Fakat olmadı ve bu taviz verilerek insanların müstefid olmasının önüne geçildi ve ihya olması gereken zihinler uyutularak ifsad oldu.
Diyanet işleri başkanının medreselere dair açıklaması ve akademi ile mukayese etmesi, hutbelerdeki hatalar ile paralellik arz etmiş olup kanaatimizce tenkide medardır. Ayrıca İhsan Şenocak’ın görevden sırf kot pantolon ve kadın üniversitesi meselelerini dile getirdiği gerekçesi ile alınması, Yasin Gündoğdu’nun sürülmesi, Nureddin Yıldız’ın hakikatli sözlerinin bizzat başkan tarafından eleştirilmesi, Edirne’deki ateist imamın görevden alınmaması vb. hatalar da hutbelerdeki fonetik hatalarla ile paralellik arz etmiş olup, ıslaha muhtaçtır.
Şunu söyleyelim ki, eğer hutbeler ıslah edilir, imam alımlarındaki kriterler Türkçe ve matematikten ziyade ulum-u şer’iyye ve İslami samimiyet olur ve hatipler düz metin okumayıp hutbe verirse, bu toplum yeniden ihya olacak, kalkacak, silkinecek ve mazlumların hamisi, zalimlerin ise hasmı olacaktır.
Bizler o günleri iple çekmekte ve her gün o günün hayali ile tutuşmaktayız.
Allah İslam nurunu tamamlayacaktır kafirler istemese de. Bizlerin isteği ise nurun tamamlanmasında vesile olmak ve tuz biber mesabesinde olsak da görev almak.
Rabbim toplumsal ihyaya ve ümmetin kıyamına bizleri vesile kılsın inşallah. İntikamını bizlerin eli ile alsın ve İslam’ın izzetini kainata bizlerle duyursun inşaallah.
Zafer yakındır, istikbal İslam’ındır.
Yorumlar