Fikir Düşünce

Bir Başka Açıdan Terörizm

  • 5 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Bir Başka Açıdan Terörizm

Özellikle son yirmi yıldır dünya gündemini tek bir kelime meşgul ediyor: “Terör”. Bütün dünya dillerinde kendine apayrı bir yer edinmeyi başaran bu kelime Latince kökenli olup, dilimize Fransızca olan “terreur” kelimesinden geçmiştir ve korku, korkutmak, korkuya sebep olan olaylar gibi anlamlara gelir. Yine wikipedia veya benzer sözlüklerde bir araştırma yaparsanız bu kelimenin terim anlamı olarak; çeşitli hedeflere ulaşmak için gerek dinî, gerek siyasî ve gerekse ekonomik yollardan sivil kitlelere veya yönetimlere baskı ve şiddet içeren bir yol kullanmak olduğunu görebilirsiniz.

Terör kelimesi, öncesini saymazsak dünya gündemine en etkili oturuşu, Amerika’ daki Dünya Ticaret Merkezine yapılan 11 Eylül saldırıları neticesinde yapmıştır. Sonrasında Yüce Amerika Devleti (!) önce kendisine yapılan, sonra da dünya üzerinde refahı engelleyen bu terör eyleminin faillerini yuvalarında bulup imha etmek üzere beynelmilel hakkı olarak (!) Afganistan’ı işgal etmiş, oraya barış, demokrasi ve mutluluk götürmüştür. (7 EKim 2001) Bahsi geçen refah ve barışın bedeli ise 5000’e yakın sivilin ölmesi olmuştur.

Daha sonra ise 20 mart 2003’te Amerika bu kez Irak’a özgürlük ve demokrasi götürdü. ABD ordu komutanı Tommy Franks bu işgali “Irak’ı Özgürleştirme Operasyonu” olarak duyurdu. ABD bu işgalin amaçlarını; işgalden ne önce, ne savaş sırasında, ne de sonrasında esamesine rastlanmayan kimyasal kitle imha silahlarını bulup yok etmek, Irak’ın altındaki petrol rezervlerini güvence altına almak, Saddam rejimini devirip halkı zorbalıktan kurtarmak olarak açıkladı. Burada en çok dikkati çeken ise “petrolün güvenliği” ile ilgili olan maddedir. Bu seferki özgürlük mücadelesinin bilançosu ise kısmen şu şekildedir:

Esir Irak’lı kadın sayısı: 5130İçlerinden tecavüze uğrayanların sayısı: 3330Tecavüz sonucu hamile kalıp hapishanede doğum yapanların sayısı: 1200Zorla kürtaj oldurulanların sayısı: 1830Toplu tecavüz sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı: 180İşkence altında öldürülenlerin sayısı: 120, ve toplamda sayısı 1 milyona yakın sivil ölümü…

Şimdi de Amerika’nın getirdiği demokrasi ve özgürlük için yazılmış bir teşekkür mektubuna (!) göz atalım:

“…Amerikalılar, Ebû Garib’te namusunuzu her gün ayaklar altına alıyor. Mektubumu okuyanları Allah adına, Ebû Garib Hapishanesi’ndeki vahşiliklere dur demeye çağırıyorum. Buradaki insanlığa sığmayan işkenceleri durdurmak için sesinizi yükseltmeye dâvet ediyorum. Burada yapılanlar, Siyonistlerin hapishanelerde Filistinli gençlere ve kadınlara yaptıklarından daha berbat.

Orada fizikî işkence yapıyorlardı. Oysa burada her gün ırzımıza geçiyorlar. Vahşi, kana susamış hayvanlar gibi bedenlerimize saldırıyorlar. Avazımız çıktığı kadar çığlıklar atıyoruz; ama kimsenin bizi duyduğu yok!

Elinize geçen bütün silahlarla bu hapishaneye saldırın! Hem onları hem de bizleri öldürün!

Biz çoktan ölüme razıyız. Burayı yerle bir edin!

Hepimizin karnında onların *içleri var! Çoğumuz hamileyiz! Biz dünden ölüme razıyız!

Size yalvarıyoruz; gelin ve kurtarın bizleri! Size, ailelerimize ve ülkemize daha fazla utanç vermemek için ölmek istiyoruz! Bizi öldürün! Size yalvarıyorum; Allah için bizleri, Amerikalıları ve onların *içlerini öldürün!

Allah rızası için! Size yalvarıyoruz.

Bacınız Nur.”

Okumak bile bir daha aynaya düzgün bakmaya utandıracak cinsten olsa da bütün bunlar toplumsal refah için yapıldı (!). Bütün bunlar terörle mücadele içindi.

Yalnız daha eskiye gitmekte fayda var. Terim anlamında “dinsel şiddet unsurları” da geçen terör faaliyetleri deyince akıllara sarıklı, elinde bir kılıç olan ve “Allahuekber” diye bağırarak sağa sola bomba sallayıp, masum-mücrim demeden herkesi dini için katleden bir figür getirilmek isteniyor. Ben bunu doğaçlayarak yeni bir boyut kazandırmak istedim. Şimdi elinde bir haç, üzerinde papaz kıyafetleri şişman ve semirmiş birkaç adam, yüksek ve geniş taş yapı bir kilise düşünün. Halkın binbir zorlukla emek verip ürettikleri mahsüllere, paralarına ve hatta devletin imkanlarına bile fütursuzca el koyup tehditler savuran kilisenin yaptığı dinsel terör sınıflamasına girmiyor. Sözde ruhban olan bu orta çağ maymunlarının, gizli çetelerle iş birliği yaparak köylerdeki güzel ve körpe bakire kızları toplatıp, kullanıp kapı dışarı etmeleri de bu sınıfa girmez. Çünkü onların sarığı yok ve müslüman değiller. Müslümanlar daha vahşi (!)

Son yıllara tekrar dönelim. Paraları çeşitli bankalara yatırılmış bir gurup münafığın, yine sözde savaş açtıkları ülkeler tarafından sağlanan mühimmatlar ile bulundukları coğrafyayı kana bulama eyleminin adı artık “İslami Terör”. Buna mukabil yıllarca işgal edilip de ülkelerini, namuslarını korumak için işgalcilere yetersiz imkanlarla savaşan mücahidlere de terörist denildi. Çeçenistan, Filistin, Afganistan, Irak, Suriye gibi ülkelerde işgalcilere direnmenin adı “Terörizm”. İşgal edilen yerlerdeki insanları katletmenin, kadınların ırzına geçmenin, işkence ve katliamların adı ise “Savaş”. “Büyük ülkelerin terörüne savaş, küçük ülkelerin savaşına terör deniyor!”… Yıllar önce bir kitapta okuduğum bu söz, olan biten her şeyi anlatmaya yetiyor.

Bu büyük ülkeler, direkt işgal edip, savaş açamayacakları ülkelere, halka korku salıp sindirecek olan, sonra da böl, parçala, yut politikasını uygulayacakları zemini hazırlamaları için genellikle o ülkedeki etnik unsurlardan birini veya bir kaçını kışkırtarak amacına ulaşmaya çalışır. Ülkemizde de Kürt halkının sesi olan, ama her ne hikmetse en üst komuta kademesinde Ermeni ve İsrail asıllı yöneticilerden geçilmeyen, Kürt halkını temsil ettiğini söyleyip boyunlarına haç takan ve birkaç kelimenin haricinde Kürtçe bilmeyen kişilerin önderliğinde bir oluşum peydah edildi. Dış mihraklardan ülkemize enjekte edilen virüslerle oluşan bu çıbanın tedavisi için, yine perde arkasında bu virüsleri üreten laboratuar görevlilerinin tedaviye koşmaları (!) işten bile değil. Mazaallah, batı terörle mücadele görevini kendisi bizzat üstlenirse vay halimize. Daha uygar, daha özgür ve daha müreffeh bir Türkiye için ABD ve diğer batı eşkıyalarının müdahale etme düşüncesi bile terörün kendisinden daha korkutucu geliyor. Bosna Hersek devlet başkanı olan ve gerçek manada dava adamlarından: Büyük önder Aliya İzzet Begoviç (r.a.) bu hususta da nokta görevi görecek bir söz söylemişti :

“Bunu hiç unutma evlat! Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır. Bugünkü refahı; devam eden sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur!”

Gerisi sadece tırnak içi ve parantezlerdir.

Etiketler
Filistin Suriye Irak Terör Afganistan Aliya İzzet Begoviç Kilise Çzgürlük Petrol Refah

Yazar Hakkında

Kemal Ağca

Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap