Bir ‘ Âh’ınızı Alırım
- Esra Çakan
- 14 Şub 2017 - 20:15
- 3 dk okuma süresi
- -
- 0
Şubat ayının bu en kırmızılı, en kalpli, en güllü, en hisli(!) gününde gözleri derine daldırıp içeriden, en dipten âhlar çektirecek bir öyküm var sizler için.
Bu bir sevgi öyküsü. Kurgu değil. Yaşanmış ve geçmişte kalmış da değil. Bu zamanda böylesi sevda dedirtecek türden bizimle hâlâ.
Bu bir sevda öyküsü. Trabzon’da geçiyor. Ve okudukça, dinledikçe insanın derin derin iç çekmesine sebep oluyor.
Fuat dede 84 yaşında. Eşi Nazmiye nine 85 yaşında. 60 senedir elleri hiç ayrılmamış. Tam 60 yıl boyunca iki can birleşip tek kalabilmeyi başarmış. Bu bir başarı mı bunun olması bir zorun başarılması mı bilemiyorum. O kısım tartışılır. Ancak böylesi tablolara sık şahit olmadığımız aşikar.
Neyse, öyküye devam edelim. Bu gerçekliğe olabildiğince az müdahale etmek istiyorum.
Tam on iki evlatları seksen de torunları var. Rabbim kocamaan bir aile olayı nasip etmiş ikisine ve görülüyor ki onlar da kıymetini bilmişler.
Nazmiye nine şuan çok hasta. Alzheimer hastalığına bundan dokuz yıl evvel yakalanmış ve yedi yıldır da yatağa bağlı bir hayat sürmeye mecbur kalmış. Hareketleri ve bilinci çok sağlıklı değil. Mama ile besleniyor. Fuat dede elleriyle besliyor eşini kimselere bırakmıyor. İşte bizim için öykünün âh dedirtecek kısmı da bence burada başlıyor.
Çok eziyet çekti bizimle diyor eşi için Fuat dede, (ben eminim ki Nazmiye nine konuşabilse burada ‘eziyet neymiş’ derdi) bir defa olsun bir ağır lafını işitmedim. Ben onu nasıl bırakır da giderim. Gözleri dolu dolu anlatıyor maziyi, eşinin eli hep ellerinde.
”O hastalandı ya benim kanatlarım kırıldı. Önceleri çıkıp gider, geri dönemezdi. Peşine gezerdim, çünkü geri dönmeyi bilemezdi. Sonra çok unutkan oldu, daha sonra da yatağa düştü. Çok mutlu günler geçirdik.” Diyerek devam ediyor anlatmaya. En ufak bir şikayet yok. Bir emanete, kırılmasın diye üstüne titrediği bir narin çiçeğe bakar gibi bakıyor eşine.
Nazmiye nine konuşamıyor, hareket edemiyor. Diyor ki Fuat dede, “Bazen dışarıdan gelir ‘Nazmiye hanım, ne yapıyorsun’ diye bağırırım. Gözlerini açar, bana cevap veremez ama öyle bakar. Yine de çok şükür böyle olsun da yanımda olsun. Ölse de buradan çıksa ev üzerime yıkılır.”
Geçen senelerin uzun gelmesi mi? Dedem bir ömür daha öyle yaşayacağını bilse buna razı. Hatta belki duacı buna. Ne zaman ölecek diye gözünün içine bakmıyor. Ben de hastayım yaşlıyım kendime bakamıyorum diye mızmızlanmıyor. Neden? Çünkü bizim şu acayip koşturmacalarımız içinde tuhaf testlere tabi tutarak; ölçü, tartıp, çarpıp, bölüp hesaplardan geçirerek ulaşmaya çalıştığımız ve fakat ulaşamadığımız bir gerçekliğe sahipler. Gerçekten bir muhabbet bağı, gerçek bir sevgi, bir sevda…
Bir gece bile başından ayrılmıyor eşinin Fuat dede, onu o halde bırakıp gitmeye kimse onu ikna edemiyor. Diyor ki, ”Çocuklarım da bize çok destek veriyor. Allah hepsinden razı olsun ama veremem ki. Biz hiç ayrılmadık, çok güzel yaşadık ve 60 yıl arkadaşlık ettik. Ben onun elini hiç bırakmam. Onun yanından hiç ayrılmak istemiyorum. Çocuklarım bazen ‘baba bir gece gel’ diye yalvarıyor ama olmaz. Ben eşimden ayrılmam.”
Bugün gayet yüksek ritimde seyreden o kalp çarpıntılarını sağlayan edalar, kaşlar, gözler, saçlar belki dokunuşlar zaman sonra yerini ağız kokusu, takma dişler, yatağa bağlı ve hatta bilinci kayıp ne olduğunu belki düzgün de anlayamayacak bir eşe bıraktığında da devam edebilir mi en büyük en ‘ fırtınalı’ aşklar? Bilemiyorum. Ancak en azından 60 yıllık bir sevda öyküsünün her imtihandan alnının akı ile geçtiğinin ve hâlâ da geçmekte olduğunun bir kanıtı olarak bu öyküyü sizlerin ulaşabileceği bir yere bırakıyorum. İbret olsun, ufuk olsun, umut olsun bizlere.
Rabbim bizi sentetik aşk sözcüklerinin şişirilmiş sevgi vaatlerinin ardına takılıp gitmekten muhafaza etsin inşallah. Eminim Nazmiye ninenin hiç tek taşı olmadı. Hiç mum ışığında yemek yemedi. Ama öyle bir sevda nasip oldu ki ona; hala baş ucunda, eli elinde nefesini dinliyor. Bununla yetiniyor. Üstelik bu onun avunmalığı oluyor, katlandığı bir vazifesi yahut ödediği bir borcu değil.
Bunun üzerine artık bir ‘âh’ ınızı alırım.
Etiketler
Yazar Hakkında
Esra Çakan
Laf söyleyen balkabağı
Yorumlar