Batılılaşma Sürecinde Edebi Yoksunluk
- Raşit Avcı
- 14 May 2016 - 01:10
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Yaklaşık iki yüz yıldır batılılaşma sürecinin çeşitli evreleri yaşamaktayız. Peki, nedir bu batılılaşma? Muasır medeniyetler seviyesi mi? Yoksa Tanzimat’tan sonra yapılan bütün devrimlerin sürüklediği asıl hedef mi? Batı kültürü taklidi diyenler de var, Türk kültürüne uzak diyenler de var.
Batılılaşma aslında bir kültürün etnik unsurlarıyla birlikte aile geleneği, düşünce dünyası, müziği, sanatı, edebiyatı ve hatta edebine kadar her konu veyahut konucuklarda değişiminde ötesinde olan asimilasyondur. Bazı kesimler bunun adına entegrasyon süreci veya uyum süreci demiş olsalar da batılılaşma denilen illet ne yazık ki asimilasyondur. Neden entegrasyon yada uyum süreci değil de asimilasyon? Entegrasyon veya uyum bir birine benzer iki toplumun kaynaşmasına verilen isimdir.
Batılılaşma süreci bize ne getirdi ve bizden ne götürdü? Sözüm ona Batı diye tabir edilen Roma ve Yunan medeniyetsizleri, Asya ve Ortadoğu kültürleri (geniş bir kapsamda Doğu kültürü) medeniyetin doğuşuna tanık olurken, tarih Batı’yı ensest ilişkilerle ve insanlık dışı sosyal sınıflandırmalarla tanıtıyordu. Bizim şuan için kahraman, kurtarıcı ya da muhasır medeniyetler seviyesi olarak gördüğümüz Batı aslında denizin dibindeki yılandan başka bir şey değil.
Batı bize ne getirdi? Aslında çözümlenmesi gereken soru şu; batı bizden neler götürdü? Batılı insanlar kendi refah seviyesini yükseltirken asimilasyona başladıkları topraklarda bu refahı deniz seviyesine indirgemektedirler. En kötüsü de “edep” gitti yahu!
Gidenleri saymakla bitmez. Alfabenin A harfinden başlasak ‘Ğ’ de dâhil Z’ye kadar yüzlerce şey sayılabilir. Benim ilmimim yettiği nokta E’den başlıyor Edepten devam ederek Edebiyata kadar uzanıyor. Ebedileştirme akımı gözükmeye başladı. Biz ki Allah’ı tek ve sonsuz sayanlar, batılılaşmanın getirmiş olduğu bu akımın farkına varamadık, insanları ölümsüz sandık hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadık. Eğlence mesela; kültürün tamamen yozlaşmasından başka bir şey değil. Bir insan düşünün etnik, dini ve kültürel yapısına tam manasıyla karşıt olan Noel kutlamaları yapıyor. Edep konusu zaten başlı başına bir problem değil mi? Hayâ denilen kelimeden o kadar uzaklaştık ki, lügatte yerini bile gösteremez bir hale geldik. Modernleşme adı altında ne namus bıraktık orta da ne de örf-adet. Edebiyat; ne çabuk unuttuk değil mi özümüzden olan edebiyatçıları, düşünürleri. Fransız kaldık bu konuya birden Fransız ya da İngiliz edebiyatının gölgesinde.
Batılılaşmak mı dedi birileri yine? Sözüm meclisten içeri; derdimiz bağcıyı dövmek ya da bağda korkuluk olmak değil, o bağın üzümlerinden faydalanmak olsun. Ne Fransız kalalım, ne de İngiliz olalım. Kültürümüzü yaşayalım ve Batı’nın bağlarında üzüm yiyelim ama asla Batılı olmayalım.
Yorumlar