Anadolu
- Nesibe Aslan
- 18 Ağu 2016 - 00:36
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
“Can cânâna düşmüş
Şahit olmuş yerler, gökler
Şehit bırakmış canı toprağa
Bir ana ağlamış, bir de Anadolu!”
Gel dedi Anadolu’m, gel de; iki kelam edelim… edelim de dertleşelim, hasbihâl edelim. Ay yıldızlı al bayrak da eşlik etsin. Olur dedim. Biz dedi, Anadolu: Diyar-ı Rum idik. Aslan yürekli bir delikanlı varmış çok duyardık adını, iyi bilirdik şânını: Alparslan! Delikanlı Türk komutan, adını duyan kefere titrer imiş korkudan. Hayaller kurarmış “Burası Anadolu olmalı” diye, haykıra haykıra “Burası İslam yurdu olmalı” dermiş. Diyar-ı Rum, İslam sancağını taşımalıymış. İşte bunun için çıkmıştı atan yollara. Diyar-ı Rum’u İslam yurdu yapmak için, bereketli topraklara İslam ekmek için. Aldı imanını ve geldi. Malazgirt’e nasip oldu, açıldı kapılar İslam’a. Artık her şey farklı olacaktı farkındaydı. Ne Anadolu aynı kalacaktı, ne tarih, ne de dünya.. Yeryüzünün en güzel köşesine “yüreklere” ekilmeye başlamıştı Kelimetullah’ın aşkı. Zira kim engel olabilirdi ki: halis niyetle, Allah aşkıyla yola çıkan bu aslan yüreklere..
Osman Bey doğunca ırmaklarım başka çağlamaya başladı. Göklerden inen bir emir vardı, dalga dalga yayılan bir nur vardı. Yüce bir adalet türedi şanlı töreden. Adına “Osmanlı” dediler. Osmanlı demek; şefkat demekti, kardeşlik demekti, ümmet demekti, İslam demekti. Şöyle bir baktım, Konstantin de çağırıyordu adaleti, hoşgörüyü.. O peygamber müjdesi taşıyordu, kıskanırdım için için.. Sonra dervişin biri “Ne kıskanırsın, bilmez misin Konstantin’i feth senin fethinden geçer?. Hatırlamaz mısın Eyüp Sultan da senin bağrından geçmişti geri dönemeyeceğini bile bile gitmişti. Alparslan seni kazandı ve Fatih’e yol oldu, kuvvet oldu” dedi. Ben de istiyordum elbette İstanbul’un boğazından İslam’ın geçmesini.
Yıllar geçti, iman yürekli Alparslan’ın ektiği tohumlar Kılıçarslan’lar, Fatih’ler, Yavuz Selim’ler oldu.
Derin bir iç çekti Anadolu, kırgın gibiydi şöyle devam etti sözlerine. “Burası İslam yurdu olunca güneş başka bir güzellikle doğmaya başladı. Kuşların sesiyle Allah’ı zikreden dervişlerim vardı. Hayy diyerek gezdiler karış karış yüreğimde, Hû diyerek Allah’ı anıp şükrettiler bağrımda biten çiçekte. Hiç bir şeye karşı eğilmeyecek başlar üzerimde secde etti. Gurur duyuyordum artık her bir zerrem İslam olmuştu. Buram buram İslam kokuyordu her yanım. Türkmenler’in, Kürtler’in, Araplar’ın, Lazlar’ın, Zazalar’ın dertleri bir olmuştu. Hepsi İslam deyip sarılıyordu birbirine, İslam deyip koșuyordu… Bir başkaydı o zamanlar; bambaşkaydı o zamanlar.. Duraksadı bir an ve kızgın ses tonuyla: “Ne oldu size?” dedi. “Alparslan’ın, Selahaddin Eyyûbi’nin davasına ne yaptınız?” Evet hesap soruyordu Anadolu’m fakat verecek cevabım yoktu. Sahi ne oldu bize?
Yorumlar