İlim Bilim

21. Yüzyılda Müslümanların Bilime Bakışı

  • 3 dk okuma süresi
  • -
  • 0
21. Yüzyılda Müslümanların Bilime Bakışı

19. yüzyıl, bilimin mutlak hakimiyetini ilan ettiği bir yüzyıl oldu. 20. yüzyılda ise bilimin her şeye gücünün yetmediği ve insanın anlam haritası konularında dikkate değer şeyler söylemediği anlaşıldı. İnsanın süren anlam arayışları ve teknolojinin tahripkar amaçlarla kullanılması olguları, modern bilime daha eleştirel bakılmasını kolaylaştırdı. 21. yüzyılın ise İnsanın anlam arayışının süreceği bir yüzyıl olacağı anlaşılıyor. Bu arayış bilimsel yöntem ve modern bilim çerçevesinde değil fakat onun verilerinden yararlanmakla beraber onu aşan farklı bir bilgi ve bilgilenme temelinde sürecektir. Sorun, bilmek veya bilimle açıklamaktan çok bilginin kendisi ve insan için taşıdığı "aşkın (müteal)", "batın" ve "öte" anlam bütününde yatmaktadır. Bu konuda İslâm güçlü bir iddiaya sahiptir. Bu iddiayı bir dava ve davet olmaktan çıkaran şey: Hakikatin bilgisini ve ona duyulan sevgiyi önemsizleştirip insanın bütün dikkatinin bu dünya üzerinde toplanması ve modern bilimin de bundan başka bir şeyi dikkate değer bulmamasıdır. Bunun yol açtığı beşeri durum ve sonuçlar derinlemesine ele alınmasını gerektiren önemli konulardır.

Batı ile mukayese edildiğinde "İslâm" ve "Bilim" tartışmasının tarihi çok eskilere dayanmaz. İlginç olan nokta; modern bilimle İslâm arasında şu veya bu düzeydeki bir sorunun varlığı ilk defa Müslümanlar tarafından değil Batılılar tarafından dile getirilmesi, hatta böyle bir sorunun Batı tarafından vaz edilmiş olmasıdır. Nitekim Ernest Renan'ın 1883 tarihinde Sorbonne Üniversitesinde yaptığı ünlü konuşmasında Müslümanların zihinlerinin doğası gereği bilime yatkın olmadıklarını fikrini ortaya atar ve bu durum Müslüman ülkelerde büyük bir tartışmaya sebebiyet verir. Oysa ki modern bilimin dinamikleri olan matematik, cebir ve trigonometri sıfırın bulunup kullanılması ile laboratuvarda deney yapılması veya sayısız tez ve hipotezin deneyle sınanması fikri ve uygulaması tamamen Müslümanlara aitti. Bu bağlamda ilmî gelişmeyi ve tefekküre dayalı zihni etkinliği tek bir kıtaya, bir ırka, bir kültür havzasına hasretmek, taraflı bir tutum olduğu kadar özünde ise ırkçılıktır.

Tarihsel sürece baktığımız zaman Müslümanların özellikle Abbasiler döneminde felsefe, sanat, edebiyat ve ilim alanında büyük gelişmeler kaydettiklerini görürüz. Avrupalıların ise bu gelişmelerden sonra zihniyetlerinde köklü değişmeler olmuştur. Bu zihniyet değişiminden sonra Avrupalı insanın dünyaya bakışı, alem tasavvuru ve o güne kadar izlediği anlam haritası konularındaki düşünceleri değişmiş oldu. Bunun aydınlanmanın ortaya çıkışında ne kadar önemli olduğunu vurgulayan Nietzsche , "Eğer İslâm olmasaydı, Aydınlanma(Rönesans) asla mümkün olmazdı."diyerek, İslâm' ın bilimle iç içe olduğunu anlatıyordu. İslâm'ın tarih içinde ilme yaptığı katkılar, tabiat bilimlerinin gelişmesinde oynadığı hayati rol ve felsefenin İslâm dünyasına girişiyle ortaya çıkan zihni problemin, Aydınlanma Çağı 'nın ana ilham kaynakları arasında yer almaktadır. Bunun yanında İslâm dünyasında gelişen felsefî tartışma, fikri açılım ve ilmi hareketin Rönesans öncesinde ve sonrasında Avrupa üzerinde bıraktığı derin etki ancak son yıllarda kavranabilmiştir. İslâm' da "din ve felsefe" yada "vahiy ve akıl" arasındaki ilişki ile Hristiyan Avrupa'nın özel şartlarında "din ve bilim" yada "iman ve akıl" arasında yaşanan şiddetli çatışma sırasında teşekkül etmiş bulunan anahtar terimler ve formüle edilen düşünceler insanlık tarihinde yepyeni bir tefekkür alanının ortaya çıkmasına yardım etmiştir.

Özetle İslâm, ilim ve bilim dinidir. Bilim, ilmin bir parçasıdır. Bilimsiz ilim, ilimsiz bilim düşünülemez. İlim, bilimi de içine alan genel bir bilgiler bütünüdür. Bilim, Allah'ın yüce sıfatlarından olan ilme hizmet etmek zorundadır. İslâm'ı bilimden soyutlamaya çalışanlar, bu gerçeği görememişler veya görmezden gelmişlerdir. Son yıllarda bilimsel alanda çalışmalar yapan Müslümanların sayısı her ne kadar azalsa da bu durum bilimin mutlak Batı'ya ait olduğunu ve Müslümanların zihninin bilime yatkın olmadıklarını veya Müslümanlığın bilimsellikten ayrı ve uzak olduğunu göstermez. Bilimsellikten uzak olmak, Müslümanların genel bir sorunu olsa dahi, İslâm ile alakasız bir kuram olduğunu bilmek ve kabul etmek zorundayız. İnsan aklı sınırlı yaratıldığı için de gayba dair bilgileri kavrayabilmesi mümkün olmadığından gaybi bilgiler gizli tutulmuştur. Doğru veya yanlışlar kişiden kişiye farklılık gösterse de hakikat bilgisi bir ve tektir. Üstad Necip Fazıl ile bitirelim sözümüzü,"İnsan olarak hürriyetini bulmak isteyen, hakikate esir olsun.".Hakikate ulaşanlardan ve hakikate esir olanlardan olmak ümidi ile... Vesselam.

Etiketler
Tefekkür İlim Bilim Felsefe kuram İslam hakikat batı modern yüzyıl modern bilim toplumsal sınıf çatışması

Yazar Hakkında

Havva Öz

Okudukça anlayan, Anladıkça yazan,

Yazdıkça daha aydın dünyalar tahayyül eden,

Masiva’dan Mavera’ya hakikat yolcusu...

Mütefekkir, Fikir İşçisi

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap